Cemaat Tefekkürlerim

Bu asırda “Mehdî-i Âl-i Resulün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı mânevîsinin üç vazifesi var.(Emirdağ Lâhikası)” Bu vazîfeler, îmân, hayat ve şerîattır.

Risâle-i Nûr bu zamanda cemaat rûhunu te’sîs etiğinden mânevî irşâdı ihya etmiştir. Böylece şahs-ı mânevînin mürşidliği esâstır.

Bu zamanda ise cemaatin sıfat-ı azîmesini ancak bir şahs-ı mânevî temsil edebilir. Şahıslar, harîka ve küllî sıfatlara lâyık ve muvafık olamaz.

Bedîüzzamân Hazretleri “Zaman cemaat zamanıdır.” diyorsa i’timâd etmemiz gerekiyor. Çünkü cemaatte câzibe, insibağ ve in’ikâs vardır. Devamı

Posted in Nûr'dan Tefeyyüzlerim | Leave a comment

Son kale Yeni Asya

Yeni Asya, “Bu zamanda Nûrlarla hizmet-i îmâniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur.”1 prensibine sadâkatle bağlı kalarak hizmet etmeyi şiâr edinmiştir. Risâle-i Nûr’un neşriyat vazîfesinin bir vechini insanlığın ortak gündemine ve kamuoyuna duyuran yegâne gazetedir. Bediüzzaman Hazretleri’nin “Matbûât âlemiyle tezâhüre başlamak, ders vermek zamanı geldi.”2 ihtârına uyarak ve “Matbûât lisânıyla konuşmak lâzım gelmiş diye kalbime ihtâr edildi.”3 hakîkatine bağlı kalarak Risâle-i Nûr’a hizmeti esâs almıştır.

Yeni Asya, âhirzamânın dehşetli dinsizlik cereyanlarını Risâle-i Nûr’dan teşhîs etmiştir. O cereyanlarla nasıl mücâhede edileceğinin metodunu da yine aynı eserlerden mütesânid heyetin şahs-ı mânevîsi ile ortaya çıkararak hizmetlerine devam etmektedir. Devamı

Posted in Makàleler | Leave a comment

Nûr’dan Tefeyyüzlerim-2

*İnsan yüz kapılı bir saraya benzer. Doksan dokuz kapısı kapalı olsa da o saraya yine girilir. O tek açık kapı sevgi kapısı olsun inşâallah. Diğer kapıları da içerden açarsın.

*Sevgi, nûrânî bir iksirdir. Muhabbetin üssü’lesâsıdır. Kalblerin ilacıdır.

*Son zamanlarda Risâle-i Nûru dahâ çok okumam için o kadar muharrik atmacalar var ki…! Zâhirî perdeler arkasında bâtınî güzellikler saklı…!

*Bazı ahmakların arkasında bedbaht âkıller bulunduğundan bazen o perde arkasındakilere hakîkat adına bir kaç şey söylemek gerekiyor. Çünkü hakkın hatırı âlidir.

*Felsefî düşünceler zihinleri dağıtıyor. Dünyevî meşgâleler kalbleri boğuyor. Mânevî hakîkatler rûhları serinletiyor.

*Zâhire müptelâ olanlar kışır ile meşgûldür. Bâtına müteveccih olanlar lüb ile iştigâldir. Lüb, kışır namına inkişâf eder. Çünkü fiil fıtrîdir. Devamı

Posted in Nûr'dan Tefeyyüzlerim | Leave a comment

Kadîr-i Mutlak’ın kudreti zâtîdir (2)

Allâh’ın sıfatları- 2(Mehmet Çetin)

Allâh’ın kudreti mertebesizdir, zira O’nun kudreti, mutlak kemâlde bir kudrettir. Mertebeler, mahlûkat için sözkonusudur. Üst mertebe alt mertebe ile kıyaslanarak anlaşılır. Bunlar nisbî değerlerdir ve tamamen mahlûka ait sıfatlardır. O halde Allâh’ın kudretini az-çok, büyük, daha büyük ve en büyük vs. gibi kıyaslamalardan müstağnî tutup, anlayabildiğimiz kadarıyla ‘mutlak kâmil mânâda bir kudret’ olarak ifade edip kabullenmeliyiz.

İşte bu mânâdaki kudret, onun zâtî bir özelliğidir. Kâmil mânâda olanda değişiklik, mertebe, azalma, çoğalma vs. söz konusu olamaz. Sonradan yaratılan arîzî haller O’nun için söz konusu olamaz. Allah, cevher değildir, sûret verilemez, cisim değildir, enerji vs. gibi sonradan hadis olan, yaratılan hiçbir özelliği olamaz, benzeyemez, kıyaslanamaz. Kıyaslanamayan, yüksek ve nihayet tanımayan, mertebe ile ifade edilemeyen sıfat, esmâ sahibi olan Allâh’ın kudretinin nuranî tecellileri vardır. Bunlar “nuraniyet, şeffafiyet, intizam, imtisal, muvazene” sırlarıyla, en büyük şey en küçük şeye müsavî olur. Devamı

Posted in Alıntı Yazılar | Leave a comment

İslâm’da Çok Eşlilik ve Evlilik

Önemli gördüğümüz ve mûterizlerce çokça i’tirâz edilen birkaç konuya cevap olabilecek noktalara açıklık getirmek istiyoruz.

İ’tirâz edilen en önemli noktalar şunlardır. “İslâmda çok evlilik vardır. Peygamberimiz (asm) çok evlenmiş ve Hz. Zeyd’in boşadığı eşi Hz. Zeyneb ile evlenmiştir. Hz. Aişe(ra) ile küçük yaşta evlenmiştir.” v.s. gibi konularda hem i’tirâz hem de çok ağır ithâmlar yapılmaktadır. Hatta peygamber Efendimiz(asm)’in evliliklerini nefsânî ve şehevânî göstermeye çalışarak bir nev’î O(asm)’nun ismetine hakâret edilmeye kadar gidilmektedir. Bu yazımızda ismen kimseyi hedef almadan sadece okuduklarımızı ve inandıklarımızı hak ve hakîkate hürmeten yazacağız.

Şerîatın Ahkâmı ikidir

Evvela şunu belirtelim ki şerîatın hükümleri ve tatbîkatı iki kısımdır:

Birisi: Şerîatın hükümleri hakîkî güzellik ve hayrın tâ kendisi olarak zaman, zemin, şartlar ve insanların tabîatına (yaratılışına) müsâit ise, doğrudan o zeminde tatbîk edilir. Çünkü insanların seviyesi, hayat şartları ve hâlleri bu hükümlerin tatbîkine müsâittir. İşte bu noktada Kur’ân ayetleri ve hükümleri hüsn-ü hakîkî ve hayr-ı mahz olarak hayata tatbîk edilir. Devamı

Posted in Dînî Yazılar | Leave a comment

Vicdanın Dört Unsuru ve Rûhun dört Duygusu

Vicdanın anâsır-ı erbaası ve rûhun dört havassı olan

  • İrâde,
  • Zihin,
  • His,
  • Latîfe-i Rabbaniye

Herbirinin bir gâyetü’l-gàyâtı var:

  • İrâdenin ibâdetullahtır.
  • Zihnin, mârifetullahtır.
  • Hissin, muhabbetullahtır.
  • Latîfenin, müşahedetullahtır.

Takvâ denilen ibâdet-i kâmile, dördünü tazammun eder. Şeriat, şunları hem tenmiye, hem tehzip, hem bu gâyetü’l-gàyâta sevk eder.(Hutbe-i Şâmiye) Devamı

Posted in Risâle-i Nûr Çalışmaları | 1 Comment

Risâle-i Nûrları şerh ve izâh-2

“Aziz kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim, Fihristeyi, taksimü’l-â’mâl tarzında mütesanid heyetinizin şahs-ı mânevîsine tevdiiniz çok güzeldir. Tam ve daimî bir üstad buldunuz. O mânevî üstad, bu âciz kardeşinizden çok yüksektir; daha bana ihtiyaç bırakmıyor. ( Kastamonu Lahikası, s:16 )”

Bu mektubun tasnîfini şöyle yapabiliriz:
*Aziz, kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim,=> Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri ekser mektuplarında hitap ettiği gibi bu mektupta da talebelerine psikolojik olarak kuvve-i mânevîyeye vesîle olacak hedef ve şevk hitâbı ile sesleniyor. Devamı

Posted in Risâle-i Nûr Çalışmaları | Leave a comment

Risâle-i Nûr’’un letâfet-i aslîyesi muhâfaza edilmeli

Risâle-i Nûr’’un letâfet-i aslîyesi muhâfaza edilmeli: Bu mânâda öncelikle söz Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri’ne aittir. “Kur’ân’ın bir nevî tefsîri olan Sözler’deki hüner ve zarâfet ve meziyet kimsenin değil, belki muntazam, güzel hakâik-i Kur’âniyenin mübârek kâmetlerine yakışacak mevzûn, muntazam üslûp libâsları, kimsenin ihtiyâr ve şuûruyla biçilmez ve kesilmez. Belki onların vücûdudur ki öyle ister; ve bir dest-i gaybîdir ki o kâmete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise, içinde bir tercüman, bir hizmetkârız.( Mektubat, s:383)” İşte Bedîüzzamân Hazretleri’nin hassasiyeti ve net olarak açıkladığı hakîkat. Bu nedenledir ki sadeleştirme nevînden yapılan çalışmalara Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri’nin razı olmadığının hikmeti bu açıdan bakıldığında ne kadar isâbetli olduğu anlaşılıyor. Devamı

Posted in Risâle-i Nûr Makàleleri | 1 Comment

Her risâlede herkesin hissesi var, fakat…!

Başlığa aldığımız “Her risâlede herkesin hissesi var; fakat herkes herşeyini bilmek lâzım değildir. (Barla Lâhikası, s:547)” cümlesi Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri’ne aittir. Âziz Üstâd’ımız acaba bu ifâdelerle ne anlatmak istiyor olabilir? Barla Lâhikası mektuplarında bu ifâdesini şu şekilde açıklıyor; ”Zaten mükerreren demiştim: Herkes her risâlenin her meselesini anlamasına muhtaç değil. Ne kadar anlarsa kâfîdir.(Barla Lâhikası, s:549)” Evet “Ne kadar anlasa kâfîdir.” cümlesi sanırım Risâle-i Nûrlara muhatap olanlar için önemli bir noktayı ihtâr ediyor olmalıdır. Çünkü “Risâle-i Nûr, saîr kitaplara muhâlif olarak, başta perdeli gidiyor; gittikçe inkişâf eder.(Şualar, s:99)” Her Risâle-i Nûr muhâtabı bizzat hayatında buna şahittir. Hatta aynı bahisleri her defa okuyuşumuzda farklı hakîkatler açılıyor ve ihtiyaca binâen Risâle-i Nûların letâfet-i aslîyesinden olan mevzûn, muntazam üslûp libâsları âlem-i asgarımızda (akıl, kalb, rûh, his, vicdan, nefis… hakeza) ma’kes buluyor. Devamı

Posted in Risâle-i Nûr Makàleleri | Leave a comment

Nûrdan Tefeyyüzlerim

Risâle-i Nûr’a cüz olarak değil küll olarak bakmak gerekiyor. Cüz, küldendir; ancak küll değildir. Parça bütündendir, ancak bütün değildir.

Bütün mesele hayata Bedîüzzamân’ca bakabilmek ve Bedîüzzamân’ca dayanabilmektir. Çünkü O, hayata Kur’ân ve sünnet penceresinden baktı ve öylece yaşadı.

Zahmetle(زَحهمَته) Rahmet(رَحهمَته) arasında sadece bir “nokta” farkı vardır. Zahmetteki (ze)’nin“ز” noktası kalksa (re) “ر”olur. Ve zahmet(زَحهمَته), rahmet(رَحهمَته) oluyor. Biz zahmette bir noktanın yükünü çekiyoruz.

Tefekkür enfüsten başlamalı, afaka gitmelidir. Çünkü afak zihni dağıtır. Enfüs zihne yakındır. Enfüsî tefekkür-ü îmânî insanı hakîkate isâl eder. Devamı

Posted in Nûr'dan Tefeyyüzlerim | Leave a comment

Risâle-i Nûrları Sadeleştirme Üzerine…!

Son haftalarda gündeme gelen Risâle-i Nûr Külliyatı’ndan Lem’alar adlı eserin sadeleştirilmesi üzerine yoğun bir tartışma başlamış durumda. Meseleye Risâle-i Nûrlara sadâkatla hizmet eden saff-ı evvel ağabeyler ve mesâisini Risâle-i Nûrlara teksîf etmiş bulunan yazarlar bigâne kalmadılar ve çeşitli vesîlelerle düşüncelerini kamuoyuna deklare ettiler. İyi de ettiler. Acaba Risâle-i Nûrlar üzerine niçin bu kadar hassasız ve titriyoruz? Çünkü ”Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve te’lîfi gibi hissedip sahip çıksın.[1]” Öyleyse elbette ki hassas olacağız ve üzerine titreyeceğiz. Bizler de elimizden geldiği kadar dahâ çok Külliyattan mes’elenin ciddîyetine bakan yönlerini nazarlara sunmaya çalıştık. Çünkü bu mes’ele üzerine de ilk mihenk ve me’haz Risâle-i Nûrlar olmalı düşüncesi ile Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri’nin bu konu ile ilgili düşüncelerini duyurmak istedik. Me’hazdan meseleye dikkatleri çekme arzusunda olduk. Bedîüzzamân Hazretleri “Evet, Risâle-i Nûr size mükemmel bir me’haz olabilir.[2]” demektedir. “Çünkü, çok delillerle ve emârelerle tahakkuk etmiş ki, Risâle-i Nûr eczaları Kur’ân’ın tereşşuhâtıdır.[3]” Devamı

Posted in Risâle-i Nûr Makàleleri | Leave a comment