Mâlâyâniyât

İnsanların dünyasına mâlâya’niyât ne kadar da nüfûz etmiş! “Zarara kendi razı olanın lehinde bakılmaz. Ona şefkat edip acınmaz.”düstûrunca lüzûmsuz işleri mâlâyâni bilip, vaktimizi zayi’ etmemeliyiz.

Usûl-ü İslâmın düsturu “Başkasının dalaleti sizin hidayetinize zarar etmez. Eğer sizler lüzûmsuz onların dalaletleriyle meşgul olmazsanız.”

“Biri söyle; Ona ait olmayan sözler mâlâyâni sayılabilir.”Öyleyse ne yapılmalı? O’na ait olmayan ya da O’nun hesabına işlenmeyenler mâlâyâni.

En elzem hizmet olan îmân ve Kur’ân hizmetini bırakıp, güya binler sene ömrün var gibi, en lüzûmsuz malûmatla vakit geçirmek kâr-ı akıl mı? Devamı

Posted in Nûr'dan Tefeyyüzlerim | Leave a comment

Nûrdan Damlalar-3

Uhuvvet-i İslâmiye ile mürtebit ve alâkadar olan, çok rabıta-i mânevîyeyi bulabilir. Birbirine mânen-lüzum olsa maddeten-yardım eder ve etmelidir.

M’nim mü’mine affedici olmalı! Çünkü Allah affedenleri sever. Müslüman kardeşimize karşı affedici ve kerîm olmakta niçin cimrilik yapıyoruz?

İnsan kusûrsuz olmaz! Çünkü insan melek değil, dünya da cennet değildir. Kusûrsuz muyuz ki kusûrsuz insan arıyoruz? Öyleyse affedici olalım!

Tenkîd ederken aman dikkat! Şahs-ı mânevîyi incitecek fiillerden akrepten, yılandan kaçar gibi kaçmalıyız! Yoksa hatar-i azîm olur!

Cemaat hukûku şahıs hukûkundan daha önemlidir. Cemaat hukûkuna yapılan taarruz, şahıs hukûkuna yapılan taarruzdan çok daha mes’uliyetlidir. Aman dikkat!

Şahıslar bizim istikâmet imtihanımız olabilir. Şahsın taklîd edilmesi de tenkîd edilmesi de hatadır. Öyleyse prensiplerle hareket etmeliyiz. Devamı

Posted in Nûr'dan Tefeyyüzlerim | Leave a comment

Enfüsî Tefekkürlerim

Sırr-ı ihlâs, sırr-ı teslimiyeti gerektiriyor. Sırr-ı teslimiyet ise ön şartsız îmânı zarûri kılıyor. Onun için Amelimizde rızâ-i ilâhi olmalıdır.

Sen kimseye bir şey kabûl ettiremezsin. O vazîfe senin değil. Sen vazîfeni yap, vazîfe-i ilâhiyeye karışma! Kalblerde ve rûhlarda te’sîr etirecek olan yalnız Allah’tır. Haddi aşma! Allah(cc) haddi aşanları sevmez!

Kendi indî, fevrî fikrini rûh-u cemaatten üstün gören nâkıstır. Fikr-i infirâdî hastalığı dehşetli bir belâdır. Kim o hastalığa tutulmuş ise işi pek zordur!

Meşrû’ zeminlerde hakkın hatırını savunamayanlar meşrû’ olmayan zeminlerde konuşmasın! Çünkü samimî olmuyor. Hak sana bunun hesabını sorar!

Kim ki biz rûhundan ben moduna geçerse bocalamaya başlıyor. Enâniyet mikrobu onu sarsıyor. Acilen kevser-i Kur’âni havuzuna dönülmeli!

Öfke ve intikam duygusu sırr-ı ihlâsı yok eder. Hizmet rûhu taşıyan öfke ateşini söndürmeli, intikam duygusunu yutmalıdır. Yoksa o kişiye yazık olur! Devamı

Posted in Nûr'dan Tefeyyüzlerim | Leave a comment

İhlâs ve Siyâset

İhlâs, kalbî bir ameldir. Kullukta harika sadâkat ve fevkalâde metânettir. İhlâs, İslâmiyetin bir esâsıdır. Rızâ-i İlâhî cihetinde Kur’ân’ın ders verdiği hükümler ve kudsî hakîkatlere ait harekât ve a’mâldir. Hakîkat-i ihlâs, rızâ-yı İlâhîden başka hiçbir şeye âlet ve tâbi olamaz ve Kur’ân’dan başka hiçbir nokta-i istinâdı yoktur.

“İnsanın çekirdeği olan kalb, ubûdiyet ve ihlâs altında İslâmiyetle iskâ’ edilmekle îmânla intibaha gelirse, nûrânî, misâlî âlem-i emirden gelen emirle öyle bir şecere-i nûrânî olarak yeşillenir ki, onun cismânî âlemine rûh olur. Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nûra inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır.”1

Hem “Her şeyde bir ihlâs var. Hattâ muhabbetin de ihlâsla bir zerresi, batmanlarla resmî ve ücretli muhabbete tereccuh eder.”2 Mânevî hizmetlerin gâye-i aslîsi ihlâsa dayanır. Çünkü ihlâs sırrı kulun kalbî niyetlerini Rabbine rapteder ve kul sadece Rabbinin rızâsını esâs alır. Aslî olan dünyevî gâyeler ve siyâsî maksatlar ve neticeler sırr-ı ihlâsa münâfîdir. Çünkü ihlâs, bir fiili yalnız Allah emrettiği için yapmaktır. İhlâs hakîkati öyle bir sırdır ki kâinatta maddî ve mânevî bütün gâyeleri, neticeleri ve maksatları hedef ittihaz etmemeyi gerektirir. Onun içindir ki cemaatî olan mânevî îmân ve Kur’ân hizmetleri arzî ve dünyevî mes’eleler olan siyâset, ticaret, hubb-u câh, benlik, gösteriş ve şöhretperestlik olan lüzûmsuz malâyaniyata âlet edilmemelidir. Devamı

Posted in Risâle-i Nûr Makàleleri | Leave a comment

Nûrdan Tefeyyüzlerim-3

Vicdan akla bir penceredir. Akıl îmân ile nurlanan ve şeffaflaşan vicdan penceresinden âleme bakar.

Vicdan, duyguların kaynağı ve mazharıdır. Ancak o vicdanı kalbdeki îmân aydınlatır ve parlatır.

Vicdan, âlem-i şahadet ile âlem-i gaybın kavuşma çizgisi, berzahı ve nokta-i iltikasıdır. İki âlemden birbirine gelen seyyârâtın mültekasıdır.

Akıl, vicdan ve rûh kalbe tecelli eden îmân ışığı ile harekete geçiyor. Onun için kalbsiz akıl olmaz. Aklın nuru kalbden gelir.

Doğruyu ne ile ve nasıl test edeceğiz? Mihenkimiz ne olacak? Sade akıl mı, yoksa vahye dayanan kalb komutasında, vicdan terbiyesinde akıl mı?

Marifetullah şahitleri zihnin vicdan penceresinden gördüğü tevhidin şualarıdır. Çünkü zihin marifetullah delilleri ile gâyâtü’l gâyâta ulaşır. Devamı

Posted in Nûr'dan Tefeyyüzlerim | Leave a comment