111’den 4444’e İttihâd Ve Tesânüd

Risâle-i Nûrların lâakal en az on beş günde bir okunması elzem olan İhlâs Risâlesi’nde çok büyük sırlar olduğuna inanıyorum. Okuduğum her bir İhlâs Risâlesi sonunda enfüsî boyutta çok büyük inkılâplar yaşadığımı ve kendimi âcil bir şekilde sorgulamaya başladığımı belirtmek istiyorum.
Eğer İhlâs Risâlesi’nden kopmuş ve on beş günlük süreyi uzatmışsam kendimdeki arızaları ve huzursuzluğu yakînen hissediyorum. Ancak bu yazıda farklı bir İhlâs Risâlesi açılımı ile karşı karşıya kaldığımı da belirmek isterim. Yine her İhlâs Risâlesi okumamda Üstad’ın üç elifin ittihâdı misâlinden sonra dört tane dördün ittifâk ve ittihâdından bahsetmesinin altında çok önemli sırlar ve düstûrlar olduğunu hissediyorum. Bu yazımızla birlikte bu sırlara bir nebze de olsa ulaşmayı umuyorum. Önemli olan üç tane birin ittifâkla 111 kıymet ve kuvvetinde oluşu ile ittifâk ve ittihâdın öneminin anlatıldığı halde, niçin tekrar 4 tane 4’ün ittifâk ve ittihâdı ile 4444 kıymet ve kuvveti örmeği veriliyor?


“Evet, üç elif ittihâd etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihâd etse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihâd-ı maksat ve ittifâk-ı vazîfe ile tevâfuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi, hakikî sırr-ı ihlâs ile, on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.[1]
Üç tane 1,eğer 111 ise burada her bir ferdin tek tek ittihâdı anlaşılıyor. Biz dahâ çok 4 tane 4’ten 4444 ittihâd mânâsının dahâ çok kendi içinde ittifâk eden sivil çalışma gruplarına işaret etme ihtimalini hissediyorum. 4 rakamı için 4 tane 1’e ihtiyaç var. Demek ki kendi içinde ittifâk eden 1’ler önce 4’leri oluşturup, sonra o 4’ler kendi aralarında ittifâk ederek 4444 kuvvetindeki ittihâd ve kıymeti alabilir diye düşünüyorum. Bu açılımın sosyal hayatımızın işleyişi için sivil teşkilatlanmalarına işareti olabilir düşüncesini paylaşmak istedim. Üstadın şu ifadeleri de bu düşünceme kuvvet vermeye başladı.

“Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir aynası varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber aynasına girer.[2]

“Ehl-i san’at, netice-i san’atı ziyade kazanmak için, iştirak-i san’at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar. Hattâ dikiş iğneleri yapan on adam, ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar. O ferdî çalışmanın, her günde yalnız üç iğne, o ferdî san’atın meyvesi olmuş. Sonra, teşrikü’l-mesâi düstûruyla on adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir, ve hâkezâ… Herbirisi iğne yapmak san’atında yalnız cüz’î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet sür’atle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesâi ve taksim-i a’mâl düstûruyla olan san’atın semeresini taksim etmişler. Herbirisine bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler. Bu hadise, ehl-i dünyanın san’atkârları arasında, onları teşrik-i mesâiye sevk etmek için dillerinde destan olmuştur.[3]

Biliyoruz ki sosyal hayatta bir takım konfederasyonlar var. Bu konfederasyonların altında ise o konfederasyonlara bağlı iş teşekkülleri ve kurumsallaşmış teşekküller mevcûttur. O alt teşekküller olmasa konfederasyon denilen üst teşekkül meydana gelmez. Şimdi Üstad Hazretleri’nin bahsettiği 4 kere 4 ittihâd etse 4444 kıymet ve kuvvetinde olur sırrı ile yukarıdaki hadiseye bakalım. Ne kadar tevâfuk ediyor değil mi? Şimdi bu bahsin sosyal hayata yansıyan başka bir cihetine de bakmaya çalışalım. İslâm’a ve Kur’ân’a hizmet dâvâ eden meslekler ve meşrepler var. Bu meslek ve meşrepler 4 kuvvetinde olsunlar. Bu 4 kuvvetindeki meslek ve meşrepler omuz omuza ittihâd ederse herhalde cemaat-ı islâmiyeyi oluşturur kanaatindeyim ve öyle olmalıdır. Şimdi Risâle-i Nûr mesleğine muhatap olan farklı meşreplerin durduğu yeri de bu bakış açısı ile dahâ net ifâde edebilir ve anlayabiliriz. Her bir meşrep 4 kuvvetini oluşturursa bu 4’ler hep birlikte 4444 kuvvet ve kıymetini alırlar ve de almalıdırlar. İşte Risâle-i Nûrların şahs-ı mânevîsini oluşturan sır da bu olmalıdır.
Belki de Risâle-i Nûrlara muhatap olan meşreplerin ortak buluşacakları bir noktanın bu 4 tane 4’ün tesânüdle 4444 olması sırrı hepimizin arzu ettiği ve beklediği nokta olması için bu mânâya yoğunlaştım. Çünkü âlem-i İslâmla ittihâd-ı İslâmı sağlayacak olan Nûr talebelerinin bu birliği önce şahs-ı mânevî olarak sağlaması elzemdir. Tüm insanlık Risâle-i Nûrları, onların şerh ve izâhlarını bekliyor. Artık insanlık âleminin maddî ve mânevî kurtuluşunun hakîkî mümessilleri vazîfelerini dahâ da bir gayretle derûhte etmelidirler diye düşünüyorum. Bir de Üstad Bedîüzzamân hazretleri “Risâle-i Nûr’un şahs-ı mânevîsi ve o şahs-ı mânevîyi temsil eden has şakirtlerinin şahs-ı mânevîsi “Ferid” makâmına mazhar oldukları için…[4]“diyor ki buradaki mânâda bana kuvvetli bir şahs-ı mânevînin zuhuruna çalışılması gerektiğini hatırlattı.
“Lâkin ittihâd, cehl ile olmaz. İttihad, imtizac-ı efkârdır. İmtizâc-ı efkâr, mârifetin şua-ı elektriğiyle olur.[5]“cümlesi çok mühim ve üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir noktadır.

Artık bundan sonra ihtisas ehli olan heyetler Risâle-i Nûrların şerh, izâh ve tanzimine çalışarak bütün kuvvetlerini o şahs-ı mânevîden alacaklar inşâallah. Bu çalışmalarda da kurum, kurul ve karar silsilesi içinde insanlığım gündemine Kur’an hakikatleri gelecektir. Bundan çok ümitvarız. Çünkü “şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür seda islamın sedası olacaktır”
Kastamonu Lahikası sayfa:17’de çok dikkate değer bir mektuptan bu zamanımıza düşen izdüşümleri aşağıdaki şekilde düşünüyoruz. Rabbim bu mânâda hizmet etmeyi bizlere ömrümüzün sonuna kadar nasip etsin.
“Aziz, kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim, fihriste’i taksimü’l-a’mal tarzında mütesanid heyetinizin şahs-ı mânevîsine tevdi’iniz çok güzeldir. Tam ve daimi bir üstad
buldunuz. O mânevî üstad, bu aciz kardeşinizden çok yüksektir;dahâ bana ihtiyaç bırakmıyor.[6]
*Aziz, kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim,- Hedef ve şevk hitabı
*fihriste’i -İş
*taksimü’l-a’mal -iş bölümü
*tarzında -Metot
*mütesanid heyetinizin -Kurul
*şahs-ı mânevîsine -Kurumsallık
*tevdi’iniz -Mercii
*çok güzeldir. -Tasdik
*Tam ve daimi bir üstad buldunuz -Mükemmel süreklilik
*O mânevî üstad, -Mânevî rehber
*bu aciz kardeşinizden -Şahıs
*çok yüksektir; -En üst verimlilik
*dahâ bana ihtiyaç bırakmıyor.-Şahs-ı mânevîye ittiba

Biliyorsunuz sistem kelimesi yabancı bir kelimedir. Ancak Üstad Hazretleri Risâle-i Nûrların 25’e yakın yerinde sistem kelimesini kullanmıştır. Zübeyir sisteminde, Hafız Ali sisteminde,…gibi.
Bu sistem yenilenmesinde elbette ki prensiplerimiz olacaktır. Bu prensiplerimiz Risâle-i Nûrlarda geçen ve hepimizin aşina olduğu kavramlardır. Bizler sadece sosyal hayatta bu kavramların içini dolduracak çalışmalar yaparak bu hakikatleri hayata geçirmeye çalışmalıyız.

Bâkî ÇİMİÇ
bakicimic@hotmail.com
Dipnotlar:


[1] Lem’alar,2005,s:
[2] Lem’alar,2005,s:
[3] Lem’alar,2005,s:
[4] Kastamonu Lahikası
[5] Münazarat,1996,s:113
[6] Kastamonu Lahikası-s:17

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir