Aydınların Gözüyle Saîd Nursî

’’Bedîüzzamân berrak sular gibi temiz bir vicdana, çok güzel bir ruha sahip bir zat idi. İstanbul’un âlimlerinin gözü öyle bir âlim görmemiştir’’ ( Elmalılı Hamdi Yazır)

Cumhuriyet ve demokrasiyi, islama uygun bir tarifle benimsedi. (Prof.Dr Hayreddin Karaman)

Hukuka saygılı yaklaşımıyla yöneticilerin ezberini bozdu. (Prof.Dr. A.Turan Alkan)

Onun görüşleri din ve siyaset tartışmalarını zenginleştiriyor. (Doç.Dr. Osman Can)

Saîd Nursî olmadan modernleşme tarihimiz yazılamaz. (Prof.Dr. Mümtaz’er Türköne)

Zaman Saîd Nursî yi haklı çıkardı. (Prof.Dr Cemil Koçak)

Saîd Nursî, toplumun geçmişle bağını koruyor ( Prof.Dr. Nilüfer Gölge)

Saîd Nursî’ nin savunmaları karşısında, yeni rejimin ilkeleri tel tel döküldü. (Prof.Dr Yasin Ceylan )

Genç yıllarımda bir yaz, arkadaşlarımın tavsiyesi ile Saîd Nursî’nin eserlerinden biri olan Asa-yı Musa’yı okudum. Kitabın üslûbunu ilginç ve ateşli buldum, kitapta bir edebiyat tadı vardı. Muhtevaya gelince; okuduğum Kader bahsi Bedîüzzamân ’ın sanki Balzac’la, Kierkegaard’la, Camus’yla polemiğe giriyor gibi yazması ve çok mantıklı cevaplar vermesi karşısında hayran kaldım. O yaz tatili boyunca arkadaşlarımın bana verdiği tüm Saîd Nursî kitaplarını okudum. (Zülfü Livaneli – Sanatçı)

‘Üstadın ilmine hayranım. Bizim tahsil ettiğimiz ilimle, Üstadın ilmi mukayese edilemez. Üstada Cenab-ı Hak öyle bir ilim nasib etmiş ki; umman gibi, aştıkça kabarıyor. Bir deniz ki içine girdikçe giriliyor. Bundaki ilmin ucu bucağı yoktur. Diğer eserleri, ilimleri müstesna, yalnız Türkiye’de Osmanlı lisanını muhafaza ettiği kâfidir. Çünkü onun eserleri aynı zamanda Osmanlı lisanını muhafaza ediyor’ (Ord. Prof. Ali Fuat Başgil )

Müslüman bir toplum tarafından demokrasinin benimsenmesinde onun etkisini göz ardı etmek mümkün değildir. Saîd Nursî ‘nin görüşleri bana göre dini kendi felsefi derinliğiyle algılamaya çalışan ve onun siyasallaşmasına karşı olan görüşler. Saîd Nursî Cumhuriyet tarafından ilk dışlanan insanlardan biri. ‘’ Devletin’’ ve ‘’resmi görüşün’’ görmezden geldiği; daha ötesi kendisine zulmettiği bir isim. Hakkı yenenler arasında. Cumhuriyetin kendisine yaptığı çile ve işkenceler ortada. İnsanları mezarsız bırakacak bir zulüm anlayışın bölük bölük mağdur yarattığı, askeriyenin hukuka rahatça silah çektiği ve kısmi bir anayasa değişimine bile statükonun barikat kurduğu bir manazara… Bu anlamda, normalleşme yolunda Saîd Nursî’ nin görüşlerini önemsiyorum. (Prof. Dr. Mehmet Altan)

İslam Âlimi Saîd Nursî’nin belli kesimlerce sadece dinle ilgilenen, gerici, modernite düşmanı olarak yaftalandığını ifade ederek “Bu bir yanlış algıdır. Çünkü Saîd Nursî’nin bir din âlimi olması ayrı bir konudur fakat dinden hareketle bilime varan bir düşünce yapısına sahiptir. Kabaca ifade edersek bilimi, Allah’ın bu evreni yönetme biçiminin bir tezahürü olarak görüyor.” ( Doç.Dr. Emre Aköz)

“Bildiğiniz üzere, Bedîüzzamân Saîd Nursî’nin düşüncelerini, İslâmî düşünürler kesiminde en önde gelen fikir birikimlerinden biri sayıyorum. Öncelikle, Bedîüzzamân ‘ın fikirleriyle birlikte gelen derin insan hürmetini görmemek mümkün değildir. Bazı kişilerin İslâma bağlılıklarını silâha sarılmakla gösterdikleri bir anda, özellikle bu niteliğin altını devamlı olarak çizmemiz yerinde olacaktır. Bedîüzzamân ciddî konular üzerine eğilen, ciddî bir insandır. Fakat bunun yanında sosyal değişimin beraberinde getirdiği sorunları derinlemesine, “balon”ların cazibesine kapılmadan ve sorunların özüne giderek inceleyen bir kişiydi. Bunu, üzerinde durduğu konuların çeşitliliğinde de görebiliriz. Bedîüzzamân ‘ın, Gazzali’nin aksine İslâmın muamelat, ibadat kısmı üzerinde fazla durmamış olduğu, daha çok Müslümanların kendi dinini anlamalarını sağlayacak kısımları irdelemiştir. Meselenin toplandığı ve son derece önemli saydığım bir nokta, artık çağdaş dünyada Müslümanın kendi günlük hayatında istikamet temin edecek bir “harita”ya muhtaç olması ve bunun Saîd Nursî tarafından anlaşılmış olmasıdır. Saîd Nursî bir bakımdan toplum araştırmacılarının “mikro yapılar” başlığı altında inceledikleri hadiseler üzerinde durmuş, diğer taraftan da, daha geniş kapsamlı toplumsal süreçlerin etkilerini araştırmıştır. Özelliği, İslâmın her iki alanda ayrı işlevlerini, fonksiyonlarını anlaması olmuştur. Bu iki katlı yaklaşımı da Osmanlı İmparatorluğundan beri Türkiye’nin geçirdiği değişim açısından incelemiştir. (Prof.Dr. Şerif Mardin)

Eskişehir Cezaevinde öğrencileriyle birlikte kalırken koğuştaki sinekleri öldürmeye çalışan öğrencilerine karşı çıkar ve ‘’ Dokunmayın benim küçücük kuşlarıma’’ der. Sineklerin hukukunu büyük bir samimiyetle savunan bir insan , hukukun kaynağı ne olursa olsun, bence sapına kadar cumhuriyetçidir.İnsanın sinek üzerindeki hakimiyetini reddeden bir insanın , insanın başka insanlar üzerindeki onaylaması mümkünmüdür ? (Alper Görmüş)

Hayatını İslam’a adamış, Allah adını ağzından eksik etmemiş, en zor koşullarda bile inancı bir yana kılık, kıyafet ve tavrında da taviz vermemiş, hep kendine ve ilkelerine sadık ‘’hür bir adam ‘’ olmayı seçmiş biri. Bir yobaz değil. Fen ve sanatın öneminden dem vuran, İslam Medeniyetlerinin içine girdiği duraklama ve giderek iniş dönemine karşı Batı’nın yükselişinden alınacak dersler olduğunu düşünen birisi. Bir inanç ve ideal adamı, çağdaş bir Kuran Tefsircisi, bir ölçüde de denge ve diyalog yanlısı. Ve yıllar boyu tüm düşündüklerini en imkânsız hallerde bile kâğıda dökmeyi başarmış birisi. Saîd Nursî Cumhuriyeti Reddetmedi (Atilla Dorsay-Sanatçı)

“Hayatı boyunca zorluklar içinde kendi ilkelerinden ödün vermeden yaşamış bir insan. Böyle bir hayat elbette çok fazla saygı hak ediyor. Herhangi bir canlıya karşı bir suç işlemediği, şiddeti özendirmediği sürece kendi doğrularına göre yaşayabilmesi o insanı çok değerli kılar. Saîd Nursî de böyledir.” (İlkay Akkaya-Sanatçı)

 

Prof. Dr. Doğu Ergil, yakın zamanlara kadar tarihten dışlanmış ülkelerin artık bir figüran değil, senaryosuna katılabilecekleri bir aktör olmak istediklerini dile getirdi. Ergil, değişim isteyen toplumların kendilerini sorgulayarak adım attıklarını vurguladı.

SAİD NURSÎ ÇAĞDAŞ UYGARLIĞI ÖNGÖRÜYOR

Saîd Nursî’nin uygarlığı insanlığın ortak malı olarak gördüğünü ifade eden Prof. Ergil, “Ona göre uygarlık bir anlamda, herkesin girmesine ve indirmesine olanak sağlayan bir bilgisayar yazılımı. Siz onu indirirseniz, istediğiniz gibi yerlerini değiştirip, katkılarla ona şekil verebilirsiniz. Saîd Nursî’nin istediği herkese açık bir uygarlık. Bir doğu-batı karşıtlığı yerine farklı kültürlerimizle katılabileceğimiz bir uygarlık anlayışı söz konusu.”

Bedîüzzamân Hazretlerinin çağdaş uygarlığı istediğini anlatan Ergil, “Saîd Nursî çağdaş uygarlığın içinde edilgen değil etkin bir unsur olmak için çalışın diyor. Bu anlamda kültürler izdivacını savunuyor. ‘Avrupa ve Amerika İslâmiyet’e hamiledir, günün birinde bir İslâmî devlet doğuracaktır’ öngörüsünde bulunuyor. Nasıl ki Osmanlılar Avrupa ile hamile olup bir Avrupa devleti doğurdu, aynen onun gibi olacak. Unutmayın Osmanlının en zayıf olduğu dönemde Avrupa’nın hasta adamı deniyordu Asya’nın değil…” diyerek Osmanlı’nın Avrupa üzerindeki etkisinden söz etti.

“Saîd Nursî, ‘Maneviyat cihetinde terakkiyat ve maddi terakkiyat, yani bilim ve teknoloji muhakkak istikbalde hâkimiyeti doğuracaktır’ diyor bunun da 5 kuvvet gerektirdiğini söylüyor. O, hakikî bir medeniyet müsbet ve doğru fenlerle teçhiz olmayı gerektirir diyor. Sanata önem veriyor. Hürriyet ve şefkatle desteklenmiş bir cesaret istiyor. Buna yıkıcı değil yapıcı cesaret diyebiliriz. İzzet-i İslâmiyet yani şerefle haysiyetle İslâmiyetin yüceltilmesini diliyor. Bu nasıl olacak? İslâmiyetin yoksulluklar ve cahillikler dini olmasından kurtulmasıyla olacak. Bedîüzzamân, bu savaşın nasıl kazanılacağını da söylüyor bize; “İstikbalde silâh kılıç yerine hakikî medeniyet ve maddî terakki ve hak ve hakkaniyetin manevî kılıçlarıyla elde edilecek zaferle…’ diyor.”

BİLİMLE İNANÇ BİRBİRİNİ DESTEKLER

Bedîüzzamân ’ın ‘tabiat kanunlarını anlayarak, İlâhî nizamın sağlanacağını’ düşündüğünü dile getiren Doğu Ergil, bilimin inançla çelişmediğini, aksine birbirini desteklediğini belirtti. Prof. Dr. Ergil, “Bilimle inanç çelişen, çatışan alanlar değildir. İnsanın ve toplumların hayatında ikisi bir arada birbirini destekler biçimde, ama birbirine karışmadan tahakküm etmeden olmalıdır. İslâmiyet’in gerilemesinde yanlış dinî yorumlarla saptırılan siyasetin ile müdahalesiyle olmuştur. Biz Hazerfan Ahmet Çelebiyle ilk uçan adam diye övünürüz, ama onu katlettik. Dünyanın ilk haritasını çizen Piri Reis’i katlettik. Karagöz ve Hacivat’ı öldürttük. Çünkü eleştiriyorlardı. Hâlbuki eleştirel akım olmadan bilim olmaz, bilim olmadıkça da sahte şeylere inanırız” diye konuştu.

100 YIL ÖNCEKİ GÜFTEYE YENİ BESTE YAPIYORUZ

“Geçmişten bugüne gelen bir güfteye yeni bir beste arıyoruz. Yoksa 100 yıl önce söylenen sözleri bugün niye değerlendirmeye çalışalım. İçinde bugünümüzü anlamlandıracak bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Hayat hızla değişiyor. Hızlı değişen hayatı anlamakta ve anlamlandırmakta zorluk çekiyoruz. O yüzden kendimize ışık arıyoruz. Onlardan birisi olan, Bedîüzzamân ve söyledikleri karşımızda duruyor. Bu bir methiye değil saptamadır. Saîd Nursî der ki: ‘Ümit olmadan inanç olmaz. Ümit güven duygusunun kaynağıdır. Allahtan başka korkacak ne var? Allah size akıl ve izan vermiş. Davranışlarınızı yönlendirebilirsiniz.’ Ümitsizliğiniz ve endişeniz iradenin felç olması demek. Bu yüzden etrafımızda bir sürü komplo teorisi uçuşuyor. Çünkü korkuyoruz. Kendimizden daha büyük güçlerin var olduğunu, onların bizim için karanlık gelecek yaratmaya çalıştığına inanıyoruz. Kendimize inanmadığımız için, saklı bir aşağılık duygusunun eseri bu. Hâlbuki Bedîüzzamân ’a göre, her şeyi bilen gözeten ve koruyan bir yaratıcı olduğuna göre ümitsizliğe gerek yok. Bize yeteri kadar donanım vermiş zaten. O yüzden sizin iyi niyetiniz, çalışkanlığınız ve topluma ve insanlığa hizmet etmek gibi bir çabanız varsa bunlar zaten ödüllendirilecektir. Yeise kapılmanın anlamı yok diyor. Yine de endişe ediyoruz.”

BEDİÜZZAMAN ÖLÜMDEN KORKMAYIN DİYOR

“Bedîüzzamân öyle ölümden filan da korkmayın diyor. Ölüm bir korku sebebi olmamalıdır. Belki insanlar bedenleri kaybedeceklerdir, ama ruh ölümsüzdür, yokluğa mahkûm olmayacaktır. İnanan bir insan için ölüm, ruhun terhis teskeresidir. Terhis olan her insan artık zordan ve zorunluluktan kurtulur. Hür irade olur ve büyük irade ile birleşir. Bu kadar karanlık ve belirsizlik içinde bunlar güzel mesajlar değil mi? Bu mesajın bizi ileriye doğru yolumuzu aydınlatacak ışık olarak anlamlı olması bize rahatlık veriyor.” (Prof.Dr. DOĞU ERGİL)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.