Kadîr-i Mutlak’ın kudreti zâtîdir (2)

Allâh’ın sıfatları- 2(Mehmet Çetin)

Allâh’ın kudreti mertebesizdir, zira O’nun kudreti, mutlak kemâlde bir kudrettir. Mertebeler, mahlûkat için sözkonusudur. Üst mertebe alt mertebe ile kıyaslanarak anlaşılır. Bunlar nisbî değerlerdir ve tamamen mahlûka ait sıfatlardır. O halde Allâh’ın kudretini az-çok, büyük, daha büyük ve en büyük vs. gibi kıyaslamalardan müstağnî tutup, anlayabildiğimiz kadarıyla ‘mutlak kâmil mânâda bir kudret’ olarak ifade edip kabullenmeliyiz.

İşte bu mânâdaki kudret, onun zâtî bir özelliğidir. Kâmil mânâda olanda değişiklik, mertebe, azalma, çoğalma vs. söz konusu olamaz. Sonradan yaratılan arîzî haller O’nun için söz konusu olamaz. Allah, cevher değildir, sûret verilemez, cisim değildir, enerji vs. gibi sonradan hadis olan, yaratılan hiçbir özelliği olamaz, benzeyemez, kıyaslanamaz. Kıyaslanamayan, yüksek ve nihayet tanımayan, mertebe ile ifade edilemeyen sıfat, esmâ sahibi olan Allâh’ın kudretinin nuranî tecellileri vardır. Bunlar “nuraniyet, şeffafiyet, intizam, imtisal, muvazene” sırlarıyla, en büyük şey en küçük şeye müsavî olur.

“Nuraniyet” sırrıyla, Güneşin cilvesi kendi ihtiyarıyla olsa, bir zerreye kolaylıkla verdiği cilveyi, aynı sühuletle hadsiz şeffafata da verir. Hem “şeffafiyet” sırrıyla, bir şeffaf zerrenin veya bir küçük göz bebeğinin, Güneşin aksini alması ile denizin geniş yüzündeki şeffafları da alması müsavîdir, mani değildir. Hem “intizam” sırrıyla, bir çocuk parmağıyla gemi sûretindeki oyuncağını çevirdiği gibi, kocaman bir denizaltını da çevirir. Hem “imtisal” sırrıyla, bir kumandan birtek neferi bir arş emriyle tahrik ettiği gibi, bir koca orduyu da aynı kelime ile tahrik eder. Hem “muvazene” sırrıyla, fezada bir terazi ki, öyle hakikî hassas ve o derece büyük farzedelim ki, iki ceviz terazinin iki gözüne konulsa hisseder ve iki güneşi de istiâb edip tartar. O iki kefesinde bulunan iki cevizi birini semavata, birini yere indiren aynı kuvvetle, iki şems bulunsa; birini arşa, diğerini ferşe kaldırır, indirir.

Şimdi kısaca anlatılan bu sırların* dürbünü ile bütün insanların halkolunması ve haşredilmesi, kudret-i İlâhiyeye nisbeten birtek insanın halkı ve haşri gibi âsan olduğu anlaşılır. Madem şu âdi, noksan, fâni, mümkin olan mahlûkatta, nuraniyet, şeffafiyet, intizam, imtisal ve muvazene sırlarıyla, en büyük şey en küçük şeye müsavi olur. Hadsiz hesabsız şeyler birtek şeye müsavî görünür. Elbette Kadîr-i Mutlak’ın zâtî ve nihayetsiz ve gayet kemalde olan kudretine az çok, büyük küçük gibi zıddıyet müdahale edemez. Az çok, büyük küçük O’na müsavi olduğu gibi, bütün insanları birtek insan gibi bir sayha ile haşre getirebilir.

Hem bir şeyin kuvvet ve zaafça mertebelerinin olması, o şeyin içine zıddının müdahalesiyledir. Meselâ hararetin dereceleri, soğuğun müdahalesiyledir. Güzelliğin meratibi, çirkinliğin müdahalesiyledir. Ziyanın (ışığın) tabakatı, karanlığın müdahalesiydir. Bu misaller ile eşyadaki mertebelerin sonradan oluştuğu, kıyaslamalar, müdahaleler ile mertebe kazanıldığı yani mahlûk olduğu, aciz olduğu anlaşılır.

Fakat birşey zâtî olsa, yani ondaki özelliklerin sonradan olmaması, zatı ile olması durumunda durum değişir. Bu durumda, zıddı gibi mahlûka ait şeyler kendisine tesiri olamayacağı için ona müdahale edemez. Eğer olacağı söz konusu edilirse, o zaman zıtların bir arada olması lâzım gelir ki, bu da mantık dışıdır, mümkün değildir, muhaldir. Meselâ Allah hem sonsuz kudret sahibi olacak, hem de—hâşâ—aciz olacak. Bu imkânsız ve muhaldir.

Dikkat isteyen bu konuya önümüzdeki hafta da devam etmek niyetindeyiz, inşâallah.

Dipnot: * Risale-i Nur’da geçen bu sırların izahı sayfalar ister, yerimizin darlığı buna müsait değil. Allâh nasib ederse zaman zaman o sırlar ile alâkalı mütalâalarımız olacak, inşaallah.

Mehmet Çetin

mehmet0cetin@gmail.com

http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=5387

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir