Kadîr-i Mutlak’ın kudreti zâtîdir (3)

Allâh’ın Sıfatları-3(Mehmet ÇETİN)

Allah’ın sıfatları zatının ne aynısı, ne de gayrısıdır. Zatı ile kaim, ezelî ve ebedî sıfatlarıdır. Allah’ın sıfatları kendisine vaciptir, olmazsa olmazıdır, bu sıfatlarsız düşünülemez, ama bu sıfatlar Zatının ta kendisi de değildir. Dolayısıyla bu sıfatlarda mertebe aranamaz, mertebesizdir.

Zâtî olan bir şeyde mertebe yoktur, zira zâtî sıfatlar mertebeden müstağnî ve mutlak kemal manasındadır. Mutlak kemalde olan bir şeyde, mertebe diye bir şey olmaz. Zira mertebe, eksik bir halden, eksik olmayan hâle geçmek demektir. Allah zaten en mükemmel ve kâmil bir mahiyette olduğu için, başka bir kemal noktası yok ki, oraya intikal etsin, mertebe atlasın. Ezelî bir ilim ve kudret zaten mertebelerin en kâmilinde ve en mükemmelindedir. Bu yüzden, zatî ve ezelî olan bu sıfatlarda mertebe ve derece diye bir şey yoktur, olamaz.

Madem Kadîr-i Mutlak’ın kudreti zâtîdir, mümkinat olan mahlukat gibi ârızî ve sonradan yaratılma değildir ve mutlak kemaldedir. Onun zıddı olan acz ise, muhaldir ki müdahale etsin. Demek bir baharı halketmek, Zât-ı Zülcelâl’ine bir çiçek kadar ehvendir. Eğer baharın yaratılması işi esbaba isnad edilse; bir çiçek bir bahar kadar ağır olur. Hem bütün insanları ihya edip haşretmek, bir nefsin ihyası gibi kolaydır. Allah’ın kudreti karşısında az ile çok, cüz ile küllî birdir. Bir insanı yaratmak ile bütün insanları yaratması arasında fark yoktur.

Bizdeki sıfatlar zâtî olmadığı arızî olduğu için vakti geldiğinde zıddına dönüşüyor. Gören göz, göremez hâle; konuşan dil, konuşamaz hale; tutan el, tutamaz hale gelmekte. Acz ve fakr müdahale etmekte.

Eşya ile münasebetlerde, tabiat üzerindeki esma-i İlâhiyenin okunması, tefekkürün yapılması için verilen “hayat, ilim, irade, kudret, işitme, görme ve konuşma” sıfatlarını kullanırız. Ancak bunlar sınırlı kudret ve kuvvette, sınırlı zamandadır. Bunlar bizde sonradan ihdas edilen, zatî olmayan özellikler olduğu için zıddı olan özelliklerin müdahalesi her zaman için mümkindir. İlmimiz ile pek çok şeyi bilebilirken bilemediğimiz durumlarda bilememe aczi müdahale eder. İşitme ve görmede sınırımıza kadar görebilir ve işitebiliriz. Kaldı ki bu da sınırlıdır. Yani şu kadarını görebiliriz, o kadar. Devamlılığı noktasında bile aciziz. Bir zaman gelir gözlük, kulaklık takma ile aczimiz ortaya çıkıverir. Esasında, bu hususiyetler bir kıyas için verildiği, numune nevinden olduğu için sınırlıdır, hadisdir, zâtî değildir.

Mezkur sıfatların mutlak kâmil manasında olması ise, Allah’a ait sıfatlardır. Zatî olma özelliği noktasından bizdeki gibi aczin müdahalesi, zıddın tesiri, üst mertebenin tahriki vs. muhaldir.

Allâh’ın sıfatları ve esmâsı hep birbirini gerektirir, aynı anda bir eşyaya tecellisi olma durumunda diğer sıfat ve esmalarının da tecellîsi olmaktadır. Ancak bu sıfat ve esma Zat’ının lâzım-ı zarurisi olmakla beraber Zat’ından ne ayrıdır, ne de gayrıdır.

Bu hakikatlerin bir anda idraki belki mümkin olmayabilir. Bilgi tekrarlar ile algılanmakta, yine tekrarlar ile kuvvet bulmakta ve hatta yine tekrarlar ile devamı sağlanmaktadır. Bilginin elde edilmesinin en önemli ve birinci yolu okumaktır. Gözlem, dinlemek yine okumanın küçük kardeşidir ve okumaya bağlıdır. Bardağın taşması için dolması gerekir. Anlamak, hissetmek, yaşamak ve hatta anlatmak; taşmanın ifadesidir. Bilginiz ne kadar da çok olsa, okyanus da olsa ilave edilen bir bardağın fazlalığı ve farkı vardır. Küçük görülen damlalar, bardağı doldurmakta ve taşmasına yol açmakta.

Okunan her risale, dinlenen her ders, yapılan her sohbet bir damladır. Tekrar bu bilgileri tazeler, kuvvetlendirir. İmanın kuvvetlenmesi okumaktan, tekrar tekrar okumaktan geçer. Bileni bilmeyenden ayıran husus okumak ile kaimdir.

Okumak; Risale-i Nur’u okumak, kâinatı okumak, esma ve sıfat-ı İlâhi’yi okumak, dönüp kendimizi okumak ve Rabb’e muhatap olmak…

Mehmet ÇETİN-25.02.2012

http://www.yeniasya.com.tr/yazi_detay.asp?id=5481

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.