Kuvve-i Hafıza

Kuvve-i hafıza

Kuvve-i hafıza, insanın hayatında yaşadığı şekil ve suretlerin, ses ve mânâların, hâtıra ve hâdiselerin, renk ve keyfiyetlerin Allah tarafından hardaleden daha küçük olan hafızaya kaydedildiği merkezdir. Yâni, kuvve-i hafıza bir cihetle aklın kayıt arşivi konumundadır. Zâhirî ve bâtınî hislerden gelen şekil ve suretler kuvve-i hafızada olduğu gibi nakşolunur ve muhafaza edilir. Kuvve-i hafıza İsm-i Hafiz’in tecelli-i azamı altındadır. Bütün nebatatatın tohumları ve hayvanatın nutfeleri ism-i Hafiz’in hıfzı ile muhafaza edildiği gibi, insanın da amelleri ve fiilleri kuvve-i hafızasında hıfzedilmektedir.

İnsanın tarihçe-i hayatı kuvve-i hafızasında arşivlenir. Kuvve-i hafıza bu cihetle insanın amel defteri hükmündedir. Cenab-ı Hak, insanın kuvve-i hafızasında gayr-i mahdut muntazam nakışları yazar ve kaydeder. Ayrıca beşerin kuvve-i hafızasında tarih-i hayatını taallûkatıyla beraber yazar ve hıfzeder. Bu hakikate binaen “vücuttan çıkmış pek çok şeyler, insanın kuvve-i hafızasında mevcut kalır.”[1]

Bediüzzaman Hazretleri der ki; “Meselâ, insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında, bütün tarihçe-i hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisatı o kuvvecikte yazıp, onu bir kütüphane hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşrolacak olan defter-i a’malinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrıyla, her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet”[2] elbette insanın bütün fiillerinin kaydedildiği kuvve-i hafızasını defter-i a’malinin bir küçük senedi olarak eline verebilir.

Kuvve-i hafıza aynı zamanda zahr-ı kalbdir. Zahr-ı kalb; hafıza duygusu, ezber gücü olarak ta’rîf edilir. Bütün ubûdiyetler ve şükürler zahr-ı kalb denilen kuvve-i hafızalara kaydedildiğinden bir nevî amel defteri hükmünde olan o kayıtları elbette ki Cenâb-ı Hak başka kuvvetlere hiçbir cihetle kaptırmaz ve saltanat-ı rububiyetini kırmaz ve mâbudiyetini bozmaz. ”Hem bu küçük insanın küçücük kalbinde kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet, kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hafıza, bir kütüphane hükmünde binler kitap kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki, kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir.”[3]

Kuvve-i hafızanın daire-i ihatası çok geniştir. “Hardale ile tabir edilen, bir darı habbesi hükmünde olan kuvve-i hafızanın ihata ettiği meydanda gezintiler yapılırken o kadar büyük bir sahraya inkılâp eder ki, gezmekte bitmez bir şekil alır.”[4] Meselâ, âlem-i şehadetten olan kafadaki hardal kadar kuvve-i hafıza, âlem-i mânâdan bir kütüphane kadar vücudu içine alır. İnsanın ”hardaleden daha küçük kuvve-i hafızasında öyle bir lâtife-i müdrike(idrak, anlama duygusu) bırakılmıştır ki, o hardalenin tazammun ettiği geniş âlemde o lâtife daimî seyir ve cevelân etmekte ise de, sahiline vâsıl olamaz.”[5] Ey insan “hardal gibi küçük kuvve-i hafızanda, senin sahife-i a’malinin ekseri ve sahaif-i ömrünün ağlebi içine girer.”[6] Seni halk eden ve enva-i çeşit kuva ve latifelerle seni donatan Rabbin, senin bütün a’malini ve ef’alini boş bırakmaz ve kuvve-i hafızana kaydeder. Böylece “Bir mercimek tanesi kadar mevki tutan kuvve-i hâfıza-i insaniyede bir kütüphane kadar yazı yazdırmak ve bütün hâdisât-ı kevniyenin mufassal fihristesini o kuvvecikte derc etmek, elbette ve elbette Hâlık-ı Külli Şeye has ve bu kâinatın Rabb-i Zülcelâline mahsus bir hâtemdir.”[7]

Netice-i kelam: Cenab-ı Hak, “İnsanın küçücük kafasında ceviz kadar bir yerde kuvve-i hafıza, kuvve-i hayaliye, kuvve-i müfekkire gibi müteaddit, acip makineleri yaratmak ve kuvve-i hafızayı bir büyük kütüphane hükmüne getirmekle ilm-i ezelînin cilvesiyle güneş gibi kendini gösteriyor.”[8] Evet,“İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hulâsasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bizzarure bulunacaktır. Meselâ, nasıl ki insanda kuvve-i hafızanın vücudu, âlemde levh-i Mahfuzun vücuduna kat’î delildir.”[9] Bundan dolayıdır ki “kâinatta levh-i Mahfuzun gayet kat’î bir delil-i vücudu ve bir numunesi, insandaki kuvve-i hafızadır.”[10]

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

http://www.feyzinur.com

[1] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.76

[2] Şualar,2013,s.342

[3] Lem’alar,2013,s.187

[4] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.139

[5] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.332

[6] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.281

[7] Sözler,2013,s.469

[8] Şualar,2013,s.1011

[9] Lem’alar,2013,s.231

[10] Lem’alar,2013,s.960

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir