Nûrdan Damlalar

Bazen susmak konuşmaktan evlâdır ve dahâ te’sîrlidir. Çünkü zahirperestlere ce cahillere söz anlatmak neredeyse imkânsız gibidir. Heleki kin ve garaz sahibi ise, daha da zor.

Rekâbet sûretiyle ehl-i islâma karşı bir nevî adâvet taşımak, vüs’at-i rahmet-i İlâhiyeyi ithâm etmektir. Mes’uliyeti, hasâret-i azîmdir.

İnsanda dört hastalık vardır. 1.Yeis(ümitsizlik), 2.Ucb(iyiliklerine güvenme), 3.Gurûr, 4.Sû-i zan(kötü zan) Bazıları bu hastalıklı yolda çok mahâretliler.

Hakbuki yeis(ümitsizlik) mâni-i herkemâldir. Maddî ve mânevî terakkinin engelidir. Şeytanın ordusuna iltihâk etmektir. Sefâletin kaynağıdır.

Ucb, insanın yaptığı kemâlâtına, sevaplarına ve iyiliklerine bel bağlamasıdır. Halbuki, a’mâle güvenmek ucubdur, insanı dalâlete atar.

Gurûr ile insan maddî ve mânevî kemâlât ve mehasinden mahrum kalır. İnsan gurûrun sevkiyle başkalarının ilminden istifâde etmez, nakıs kalır.

Sû-i zan, başkaları hakkında kötü zan ve düşüncedir.Halbuki insan hüsn-ü zanna(iyi düşünmeye) me’mûrdur. Ancak bilmez ki sû-i zan yapan vartaya düşmüştür.

En önemli nokta şudur:”İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir.” Bir isan kendini sâlih bilse, sâlih olmadığına delidir.

Zahirperest olanlar oynayan kuklanın hareketini kukladan bilir. Oynayanı görür ancak oynatan perde arkasında olduğu için onu göremez.

Maharet odur ki fiilden faili anlayabilmek ve görebilmektir. Basar sanatı görse de Sanii unutsa cehalettir. Basîret gözü fiilden faili görür.

Çocukların tâlimi, ya cebirle, ya hevesâtlarını okşamakla olur. Çocukla konuşulsa, çocukça tâbirât istimâl edilir.(Bedîüzzamân)

Eğitimin temeline mânevî eğitim koymadıktan sonra zor! Hem dînî hem de fennî ilimler ile eğitim teçhiz edilmeli ki talebenin himmeti pervaz etsin.

Çünkü Bedîüzzaman Hazretleri “Vicdanın ziyası (ışığı), ulûm-u diniyedir, aklın nuru fünun-u (fenler) medeniyedir. İkisinin imtizacıyla (bütünleşmesi, iç içe girmesiyle) hakikat tecelli eder… İftirak ettikleri (ayrıştıkları) vakit, birincisinde taassup (tutuculuk), ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder (doğar)” der.

Eğitimin kademeli olması insan fıtratına uygun olan yoldur. Ancak daha önemlisi eğitimin temelleri ve felsefesi değişmeli.

İnsanın fıtratına uygun olan eğitim fen ve din ilimlerinin birlikte verilmesidir ki, talebelerin kabiliyetleri tam tekemmül etsin.

Eğitimin mânevî ayağı ne yazık ki aksaktır. İşin bu tarafı nazar-ı dikkate alınmıyor. Çare ideolojik eğitimden fıtrî eğitime geçmek olmalıdır.

Mükerrem olan insan, insaniyetin cevheri itibarıyla daima hakkı satın almak istiyor ve daima hakikati arıyor ve daima maksadı saadettir.”

İnsanda bulunan maddî ve mânevî her bir uzuv, Allah’a açılan bir pencere ve şuûnât-ı İlâhiyeyi gösteren şâhitlerdir.

İnsan îmân ve sırr-ı ihlâs ile kâinatın gizli hakîkatlerine mülâki olur, sanki gözüyle seyreder gibi o gizli hakîkatleri müşâhede eder.

Maddî ve görünen eşyada kaderin tecelliyâtı var.En âdi ve basit eşyada da kaderin tecellîsi var.İnsan nasıl başıboş olur?Kader onuda bağlar.

Herşeyi doğrudan doğruya Cenâb-ı Haktan bilip, esbabı bir perde telâkki eder konumda olmalıyız ki reşha mesleğinde gidebilelim.

Sünnet, Kur’ân’ın zahirî ve batınî hakîkatlerinin Peygamberimiz tarafından yaşanmasıdır. Bir nevî tatbikattır. Hem bütün ümmete bir rahmettir.

Bedîüzzamân Hazretleri kendi mesleğini “Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye” olarak tavsif ediyor. Bu caddeye Üstâd bütün ehl-i islâmı davet ediyor.

Her bir meslek ve meşrep Üstâd’ın gösterdiği Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniyede yerini bulabilir. Hem Risâle-i Nûr’un mürşidi ve menbâı Kur’ân’dır.

Cadde-i kübrâ, velâyet-i kübrâ olan ehl-i verâset-i nübüvvet olan Sahâbe ve Selef-i Sâlihînin caddesidir. Bedîüzzamân da bu yolu takip etmi

Öyleyse Cadde-i Kübrâ; en selâmetli Kur’ân yoludur; Sahâbe ve Peygamber vârisi olan büyük zatların tâ’kîb ettikleri Kur’ân ve sünnet yoludur.

Tâlim-i esmâ; bütün terakkiyât-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olmasını cem eder.

İnsaflı hakperest hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyorHasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip taraftar çıkar, memnun olur

Ey ehl-i hak! Ey hakperest ehl-i şeriat ve ehl-i hakikat ve ehl-i tarikat! Aranızdaki ihtilafı acilen ittifaka çeviriniz. Yoksa mes’ulsünüz!

“Hakikat-bin göz aldanmaz; hakperest kalb aldatmaz.(Hutbe-i Şâmiye)” Çünkü imân ile bakan, akleden kalb hem aldanmaz ve hem de aldatmaz.

Bâkî ÇİMİÇ

bakicimic@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir