Risâle-i Nûrları;Şerh,İzah ve Tanzim

Aziz kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim, Fihristeyi, taksimü’l-â’mâl tarzında mütesanid heyetinizin şahs-ı mânevîsine tevdiiniz çok güzeldir. Tam ve daimî bir üstad buldunuz. O mânevî üstad, bu âciz kardeşinizden çok yüksektir; daha bana ihtiyaç bırakmıyor.(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No: 11 )

Bu mektubun tasnifini şöyle düşünüyorum:

1.Aziz, kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim,=> Üstad burada talebelerine motivasyona vesîle olacak hedef ve şevk hitabı ile sesleniyor.

2. Fihriste’i=> Fihriste gibi güzel bir iş yapılıyor.

3.Taksimü’l-a’mal=> Bu iş, iş bölümü ile deruhte ediliyor.

4.Tarzında=> Fihriste işinde bir usûl ve metot takip ediliyor.

5.Mütesanid heyetinizin=> Birbirine kuvvet veren ve kuvvet alan dayanışmış ve aynı dâvâya gönül vermiş bir heyet ile çalışılıyor.

6.Şahs-ı mânevîsine=> Şahıs değil şahısların ihlâs, tesanüd ve sadakatlerinden meydana gelen bir şahs-ı mânevî çalışıyor.

7.Tevdi’iniz => Yapılan işi bir meciiye gönderiliyor.

8.Çok güzeldir=> Yapılan iş, Üstad tarafından tasdik ediliyor.

9.Tam ve daimi bir üstad buldunuz => Şahs-ı mânevînin mükemmel sürekliliği ve devamlılığı Üstad tarafından bizlere gösteriliyor.

10.O mânevî üstad,=> Mânevî rehber, Şahs-ı mânevînin üstadlığı bildiriliyor.

11.Bu aciz kardeşinizden => Üstad, Saîd yok, Saîd’in ehliyeti de yok diyerek şahsını Kur’ân ile Risâle-i Nûr arasından çekip alıyor ki tamamen şahs-ı mânevî ve hakîkatler konuşsun.

12.Çok yüksektir; => Artık söz Şahs-ı mânevînindir ve en üst verimlilik de Şahs-ı mânevîyeye aittir diye bizlere o yüksek hakîkat gösteriliyor.

13.Daha bana ihtiyaç bırakmıyor.=> Şahs-ı mânevîyeye ittiba edilmesinin ve zamanın şahıs zamanı olmamasının hakîkati gösteriliyor.

Bir başka tahlil edilmesi gereken cümle de şu gelen cümlelerdir.”Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve izah haricinde birşey yazsa, soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer.(Mektubat)”

=>Buradaki cümlede en önemli noktalardan birisi “nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle,şerh ve izah haricinde birşey yazsa” Risâle-i Nûrlara muhatap olanlar özellikle “nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle” cümlesiyle “şerh ve izah haricinde bir şey yazsa” denilerek şerh ve izaha izin çıkıyor ancak bunun dışında hele ki Risâle-i Nûr dairesinde bulunanların yeniden bir şey ortaya koyması sıkıntılıdır diye anlıyoruz.Öyleyse şahs-ı mânevîyi dikkatlerden kaçırmamak gerekir. Çükü bu çalışmalarda en tesirli mürşid ve kuvvei mânevîye anlaşılıyor ki şudur.”Risâle-i Nûr’un samimî, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlâsından ve tesanüdünden süzülen ve tezahür eden bir şahs-ı mânevî, size bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir.(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No: 36 )”

Risâle-i Nûr’un => Metne dayalı eser.

Samimî, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının=>İhlâslı Nûr tâlebelerinin bütünü,yekünü,mütedahil dairelerin tamamı.

Kuvvet-i ihlâsından=> Samimiyetlerinin ve ihlaslarının kuvvetinden.

Ve tesanüdünden => Birlikteliklerinden ve aynı davada bir cesedin aza ve hasselerinin yardımlarından.

Süzülen ve tezahür eden=> Süzülüp ortaya çıkan

Bir şahs-ı mânevî,=> Mânevî bir şahıs ve ortak akıl

Size bâki ve muktedir=> Bize devamlı yeterli bir kuvvettir.

Bir kuvvet-i zahrdır,=> Güç ve yoldur,dayanılı bir kuvvettir.

Bir rehberdir.=> Yol gösterici bir rehberdir.

(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No: 36 )”

=>Bizlere kaynak olarak Üstad hazretleri “Evet, Risâle-i Nûr size mükemmel bir mehaz olabilir.” cümlesiyle me’haz olarak Risâle-i Nûrlara müracaat etmemizi söylüyor.

Üstad hazretleri bu noktada bize çok mühim bir yol dahâ gösteriyor ve şerh ve izahın da önceliğinin yine me’haz olarak başvuracağımız Risâle-i Nûrlardan nasıl yapacağımıza misal gösteriyor.Şöyle ki; “Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur’ân kelâmullah olduğuna ve i’câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir.”

Burada bir problem yok.Demek en tesili şerh ve izah Risâle-i Nûrları yine Risâle-i Nûr’lara şerh ve izah ettirmek.Çünkü bu mânâda Konferansta Zübeyir ağabeyin şu gelen açıklamaları dikkate değerdir.

“Okurken, belki izah edilmesini isteyen kardeşlerimiz olacaktır. Fakat, bu hususta arzedeyim ki, üstadımız Bedîüzzamân, bir Nur talebesine Risâle-i Nûr’dan bazan okuyuvermek lûtfunu bahşederken izah etmiyor, diyor ki: “Risâle-i Nûr, imânî meseleleri lüzumu derecesinde izah etmiş. Risâle-i Nûr’un hocası, Risâle-i Nûr’dur. Risâle-i Nûr, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes isti’dadı nisbetinde kendi kendine istifâde eder. Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, rûh, kalb ve vicdanınız hissesini alır. Ne kadar istifâde etseniz, büyük bir kazançtır.”

“Okunan Türkçe veya Arapça bir risalenin izahı, başka bir risalede varsa, onu getirip okuyor. Risâle-i Nûr’daki gayet ince nükteleri derk eden basiretli âlimler de der ki: Bir âlimin yüksek bir ilmi olabilir, fakat Risâle-i Nûr’u cemaate okurken tafsilâta girişip eski mâlûmatlarıyla açıklarsa, bu izahâtı, Risâle-i Nûr’un beyan ettiği, asrımızın fehmine uygun ve ihtiyacına tam cevap veren hakîkatların anlaşılmasında ve tesîratında ve Risâle-i Nûr’un mahiyetinin derkine bir perde olabilir. Bunun için, bazı lûgatların mânâlarını söyleyerek aynen okumak daha müessir ve daha efdaldir.(Konferans)”

İzah meselesini yine Risâle-i Nûrların değişik yerlerinden şöyle anlayabiliyoruz.Üstad hazretleri Risâle-i Nûrların çok yerlerinde defaatle diğer yerlere atıfta bulunur ve buranın izahı falan yerdedir diye beyan eder,bu hakîkati Risâle-i Nûr okuyanlar gayet net olarak bilirler.

Öyleyse ne yapılmalıdır?

Şahsi görüşüm şudur.Risâle-i Nûr hizmeti metne dayalı bir hizmettir.Bu yönden farklı bir yönü vardır.Öyleyse önce Risâle-i Nûrları yine Risâle-i Nûrlara şerh ve izah ettirmek en tesirli bir şerh ve izah yoludur diye düşünüyorum.Risâle-i Nûrlardaki mevzuları ve kavramları yine Risâle-i Nûrun değişik yerlerinden bulup bir araya getirmek ve böylece Risâle-i Nûrların rûh-i aslisine muvafık hareket etmek en güzel bir yol olsa gerek.

Ancak Risâle-i Nur eserleri her mizacın ve fıtratın hatta meşrebin âleminde çok farklı mânâlarla terennüm ediyor ve ma’kes buluyor ve bu durum çok da muvafık ve normal bir haldir.Çünkü isti’dadlar farklı,insanların seviyeleri farklı,kültürleri,eğitim seviyeleri vb özellikleri farklılık arzediyor ki herkes ihtiyacı ve kabiliyeti miktarınca Risâle-i Nûrlardaki mânâları kendi âlemine nüfuz ettiğini müşahede ediyor.Bu durum da yadırganacak bir hâl değildir.

Öyleyse her Risâle muhatabı kendi alemine düşen mânâları kanaat olarak paylaşır ve benim anladıklarım ve kanaatim budur der ve buna hakı da vardır. Çünkü “Ben kendi kanaatimi yazdım; kanaate itiraz edilmez.” sözü de Üstadımıza aittir.Zaten bizlerin de yaptığı çalışmalar ve müzâkereler ve de dersler de buna misaldir.

Bir bahçeyi düşünelim tek bir renkle mi güzeldir veya bütün renklerle mi güzeldir? O halde çok farklı isti’dad ve kabiliyetlerden ortaya çıkan kanaatler ve yorumlar samimi olmak kaydıyla bir zenginlik ve güzelliktir.Ancak inhisarcılık olmamak ve zorlamaya gitmemek şartıyla.

Çünkü her bir kabiliyet bir definenin denizdeki bir parçasını tutmuş olabilir ancak defineyi tuttum ve define sadece benim elimde dememelidir.Eğer derse bu hubb-u nefisten çıkar ve inhisarcılık zihniyeti ile niza ortaya çıkar.

Madem Risâle-i Nûrlar bize mükemmek bir mehaz olacak.O halde konumuza ışık tutabilecek bir yer daha mehazdan ekleyelim.

“Arabî “Virdü’l-Ekber-i Nuriye” tab edilmişse, Arabî bilmeyen Risale-i Nur şakirtlerine bir teshilât olmak için Yedinci Şua, Âyetü’ül-Kübrâ ve Yirminci Mektupta izah ve tercüme edilen sayfalarının numaralarını Virdü’l-Ekber’in kenarlarına rakamla bir haşiyecik gibi yazılsa iyi olur.

Yani “Bu Arabî makam, filân risalede, filân sayfada izahı var” diye işaret edilse ve elmas kalemli kardeşlerimiz bunu tevzi edip, herbiri bazı nüshaları böyle işaretlerle kaydetse ve hem el makinesiyle yaptığınız veya matbaadan gelen risalelerden nümune için bir iki nüshasını bize gönderseniz iyi olur.

Arabî bilmeyenler, Âyetü’l-Kübrâ’nın mertebelerini güzelce anlasalar, bu Arabî parça tam anlaşılır. Arabî bilmeyen, birkaç defa ikisine baksa, tam anlayacak.(Said Nursi-Emirdağ Lâhikası (1) – Mektup No: 57)”

Arabî “Virdü’l-Ekber-i Nuriye” tab edilmişse,=> Burada Virdü’l-Ekber-i Nuriyeni tabına izin veriliyor.

Arabî bilmeyen Risâle-i Nûr şakirtlerine bir teshilât olmak için=> Demek ilk başlarda Arabî bilmeyenlere teshilat ve kolaylık gösteriliyor.

Yedinc=> Teshilat için bazı risâleler ismen gösteriliyor ve bunların izah ve tercümeleri o Arabî bilmeyenlere verilerek istifâde etmeleri isteniyor.Yani “Virdü’l-Ekber-i Nuriye”nin anlaşılması için.

İzah ve tercüme edilen sayfalarının numaralarını (Yedinci Şua, Âyetü’ül-Kübrâ ve Yirminci Mektup gibi)Virdü’l-Ekber’in kenarlarına rakamla bir haşiyecik gibi yazılsa iyi olur.=> Virdü’l-Ekber’in izah ve tercümelerinin yapıldığı sayfa numaralarının ya’ni Risâle-i Nûrda o bahislerin ve Virdü’l-Ekber’i izah ve tercüme eden yerlerin sayfaları Virdü’l-Ekber’in kenarlarına rakamla bir haşiyecik gibi yazılsa iyi olur deniliyor ve yine bizlere bu konuda yol gösteriliyor.

Bu izah ve tercümeyi nasıl yapacağımız dahâ da açıklanarak “yani” kelimesi ile ta’rif ediliyor.Şöyle ki;

Yani “Bu Arabî makam, filân risalede, filân sayfada izahı var” diye işaret edilse ve elmas kalemli kardeşlerimiz bunu tevzi edip, herbiri bazı nüshaları böyle işaretlerle kaydetse…”deniliyor.

Böylece o parçaları tam anlamanın yoluda şöyle izah ediliyor:”Arabî bilmeyenler, Âyetü’l-Kübrâ’nın mertebelerini güzelce anlasalar, bu Arabî parça tam anlaşılır. Arabî bilmeyen, birkaç defa ikisine baksa, tam anlayacak.”

Bilmem bu parçadan şerh ve izah meselesine faklı bir bakış açısı çıkar mı?

Üstad “Virdü’l-Ekber-i Nuriye”yi ,Arabî bilen birisi izah ve tercüme etsin demiyor.Bunun yerine Virdü’l-Ekber-i Nuriyenin izah ve tercümesinin yine Risâle-i Nûrlardan yapılmasısını istiyor.Bu mânâda yolunuda gösteriyor.

Öyleyse Risâle-i Nûr satırları arasında dahâ fazla bu tür hakîkatlere ve bu konular için ihtiyaç duyacağımız yerlere tevafuk edebiliriz.Tâlimlere devam inşâallah.

Şerh, izah ve tanzimde bir kısım Temel Prensipler olması gerekir diye düşünüyorum. Bunları şöyle sıralayabiliriz ve tasnif edebiliriz.Acizane çıkarabildiklerim:

Temel Prensipler

İhlâs => İhlâs,kalbin amelidir. İçten, samîmi, riyasız sevgidir. Allah’a içten doğruluk ve bağlılıktır. Sırf Allah emretmiş olduğu için ibadet etmek ve çalışmaktır. Yapılan ibâdet ve işlerde hiçbir karşılık ve menfaati, hakîkî ve esas gâye etmeyerek yalnız ve yalnız Allah rızasını esas maksat ve gâye edinmektir. İnsanlara riyakârlıktan, gösterişten uzak olmak ve kalbî niyaz, hâl ve davranıştır.

Sadâkat=> Allah (C.C.) için kalbden bağlılık, kalbî ve samimi doğrulukla olan dostluktur. Dostlukta sebat, dayanışma ve vefadarlıktır. Sadâkte diyebilen bir dostlar topluluğunda aynı dâvâ etrafında halelenmektir.

Tesânüd=> Allah için birbirini desteklemek, kuvvet verip kuvvet almak, mânen kuvve-i mânevîye hissetmektir. Birbirine istinad etmektir ve bir binanın tuğlaları ve taşları gibi olabilmektir.

Meşveret=> Hizmetimizin ve işlerimizin konuşup anlaşma yoluyla halledilmesidir. Fikir edinmek için konuşup görüşmek ve bu görüşmelerde dînîmizin ölçüleri ile hareket ederek meşveret-i şer’iyeye uyarak meşveretimizin meşveret-i meşrua olmasına çalışmaktır.

Sanat=> Zaruret olan ihtiyaçlarımızı sanat silahı ile gidermek ve her bir işte özenle ve mahâretle mütehassıs olabilmektir. İşimizde ehil olabilmektir.

Mârifet=> Bilgi, ilim ve adetullaha muhatap olmaktır. Her bir eşyadaki esmaya mülaki olmaktır. Eşyaya Allah adına bakabilmek ve bilebilmektir. Kâinatı tanımak ve bu yolla bildiklerimizi marifetullaha çevirebilmektir. Kalbimizin medet dileyen ihtiyacını marifet-i sani ile giderebilmektir.

İttifak=> Aynı dâvâda söz birliği etme ve bir araya gelmektir. Birlik ve beraberlik ile dayanışmaktır.

Teârüf=> Aynı maksatta olan insanların birbirini tanıması ve bilmesidir. Tanışmak, gönül birliğinin en önemli aşamasıdır. Güvendir, itimattır.

Tevhid-i Efkâr=> Fikir birliğidir. Gâyesi Allah rızası olan insanların aynı fikirleri paylaşması ve o fikirler doğrultusunda tanışması ve hizmet etmesi önemli bir prensiptir.

Teâvün=> Yardım etme ve yardımlaşmadır. Aynı zamanda da yardım almadır. Kâinat heyet-i mecmuasıyla teâvün hakîkatini bizlere ders vermektedir. Birbirine muâvenet etmektir.

Teşrik-i Mesâi=> Birlikte çalışmak, işbirliği etmek ve bir işi beraber yapmaktır.

Taksimü’l-â’mal=> İş ve vazîfe bölümüdür. Bir paylaşımdır ve birbirimizin işini tahfif etmektir.

Hür İrâde=> Allah’a abd olan başkasına tenezzül etmez. İnsan hürdür yine de abdullahtır. İmân hürriyetin mukaddemesidir ve hür iradeden sonra Rabbimizn kulunun kalbine ilkasıdır. İnsan hür irâde ile insaniyet-i Kübrayı yaşayabilir ve kemâle erer.

Fazîletli İmân=> Evet, imânlı fazîlet yani imân ile fazîletlenen mü’min; Ne tahakküm eder ne de tahakküme boyun eğer. Ne zulmeder ne de zulme razı olur.Ne ezer ve ne de ezilir.Çünkü o mü’min imânından aldığı yüksek şecaat ile vakarını gösterir ve haksızlıklara karşı duruşunu net olarak ortaya koyar.Fazîletli mü’min, tahakküm ve tagallüb etmenin fazîletsizlik olduğunu bilir ve öyle alçak silahlara asla tevessül etmez.

Risâle-i Nûrların şerh ve izah mevzusunda yine yukarıya aldığımız Risâle-i Nûrlarda yer alan kelime ve kavramların içinin doldurularak yerine getirilmesi ve temel prensipler olarak dikkate alınması düşünce ve kanaatindeyim ki yapılan şerh ve izahlar şahs-ı mânevîyeye istinad edebilsin ve kalblerde ve akıllarda ma’kes bulabilsin.

Üst kısımlarda Üstadın bir mektubunu tahlil etmeye çalıştık ve Fihriste gibi bir işi Üstad’ın talebelerinin nasıl yaptığını ve Üstadımızın bu işin usûl ve yöntemi hakkındaki prensipleri nasıl tasdik ettiğini aktardık. Orada yapılan çalışmanın şahs-ı mânevî olarak mütesanid heyetlerce yapıldığı bizlere bir me’haz ve mi’sal olmalı diye düşünüyorum.

Öncelikle bu konu içersinde de şu noktaya dikkat çekmeye çalıştığımı belirteyim. Hakîkî şerh ve izah Risâle-i Nûrları yine Risâle-i Nûrlara şerh ve izah ettirmektir. Bu mânâda Üstad bizlere yapılacak çalışmaların hem numûnelerini hem de yollarını göstermiş ve çerçeveyi çizmiştir diye inanıyorum.

Mesela imân hakikatleri cihetiyle Asa-yı Musa, İmân ve Küfür Muvazeneleri gibi kitapların mâhiyeti de bizlere güzel bir misaldir.

Hizmet Rehberi, Beyanat ve Tenvirler gibi eserler de bu alanda kabul edebileceğimiz eserler diye düşünüyorum.

Dahâ sonra ise -elimde olduğu için söylüyorum-Yeni Asya Neşriyatın Namaz bahislerini tamamen Risâle-i Nûrların müteferrik yerlerinden bir araya getirdiği “Risâle-i Nûr’da Namaz ve Hikmetleri” çalışması da namaz hakîkatine güzel bir şerh ve izah diye düşünüyorum.

Bir misal dahâ vermek istiyorum. Yine Yeni Asya Neşriyatın hazırlamış olduğu “Risâle-i Nûr Külliyatından Hz.Muhammed(asm)” kitabı da tamamı Risâle-i Nûrlardan toparlanmış Efendimiz(asm) ile ilgili bahisler bir araya getirilmiş ve mükemel bir şerh ve izah olmuştur.

Demek zaman içersinde bu manada Risâle-i Nûrları yine Risâle-i Nûrlara şerh ve izah ettirilebilecek kitaplar ve çalışmaları olacaktır ümidindeyim. Çünkü Üstadımız bu mânâda şu ifadeleri kullanmıştır:”Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur’ân kelâmullah olduğuna ve i’câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir.(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No: 36 )”

“Risale-i Nur’un samimî, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlâsından ve tesanüdünden süzülen ve tezahür eden bir şahs-ı mânevî, size bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir.(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No: 36 )”

Öyleyse bu çalışmalar mütesanid heyetlerle ve bu heyetlerde çalışanlar ise işin ehli olanların gayretleriyle meydana gelmelidir. Zaten yeniden bir şey ortaya çıkarmak ve Risâle-i Nûrları me’haz olarak alıp çalışmamak mes’uliyetli bir çalışma ve iş olur.

Her grup veya meşrebin bu mânâda yaptığı şerh ve izahları önemsiyor ve Risâle-i Nûrların ruh-u aslisine münâsip ve uygun bulduğumu belirtmek istiyorum. Hem bu çalışmaları umumda ma’kes ve kabul buluyor bu da yapılan çalışmaların ne kadar samimice yapıldığını göstergesi olabilir.

Ancak Risâle-i Nûr meşrep ve muhatapların bu çalışmalar dışında yaptıkları çalışmaların ise şashi çalışmalar olduğu ve kanaat ve yorumlar olduğu düşüncesindeyim.

Bununla beraber yine de bu çalışmaların Risâle-i Nûrlara vesîle olan çalışmalar içersinde olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır diyorum. Çünkü hepsi için söyleyemem ancak bir çok çalışma yine meşreplerin bir araya getirdiği arama-tarama müzâkereleri, araştırmaları,kongreler,Enstitü çalışmaları ile yapıldığı için bir konsensüs ve ortak bir akıl çalışması olduğu için istifâde edilecek çalışmalar olarak kabul edilebilir düşüncesindeyim.

Ancak esas değinmek istediğim konu şudur. Bütün âlem-i İslâm ve beşeriyet Kur’ân’ın hâkimiyet-i uzmasını bekliyor. Bu ise kendi kanaat ve düşünceme göre Kur’ân’ın mânevî mucizesi olan Risâle-i Nûrların insanlık gündemine tam mânâsıyla gelmesine bağlıdır. Öyleyse çok zaman kaybetmeden yukarılarda Üstadımızın yol ve yordamını ve de usûlünü göstermiş olduğu şerh ve izah ve diğer çalışmaları için artık dahâ beklemeye ve de zaman kaybına gerek yoktur diyorum.

Çözüm için âcizane şöyle düşünüyorum. Her Risâle-i Nûr muhatabı olan meşrepler aralarından Üstadın yaşayan talebeleri de olmak şartıyla bir yüksek heyet oluşturulmalıdır. Öncelikle çok yüksek olan bu seçilmiş heyet şahs-ı mânevîyi temsil durumunda olmalıdır. Bu yüksek heyet sevk ve idareyi yapmalı ve yine seçilmiş heyetleri (mütesanid heyetleri) bir araya getirmeli ve Risâle-i Nûrlar öncelikle yapılacak şerh ve izah çalışmaları için planlanmalıdır.

Dahâ sonra ise yapılan çalışmalar yukarıya eklediğimiz kavramların içi doldurularak yapılabilmeli ve bunu bu şahs-ı mânevî başarmalıdır inşâallah.İşte bizim bahsetmeye çalıştığımı heyetlerin şahs-ı mânevîyeye istinad etmesindeki muradımız budur.

Böylece”Risâle-i Nûrların şerh ve izah mevzusunda yine yukarıya aldığımız Risâle-i Nûrlarda yer alan kelime ve kavramların içinin doldurularak yerine getirilmesi ve temel prensipler olarak dikkate alınması düşünce ve kanaatindeyim ki yapılan şerh ve izahlar şahs-ı mânevîyeye istinad edebilsin ve kalblerde ve akıllarda ma’kes bulabildsin.” cümlelerindeki maksat ve düşüncelerimiz dahâ net anlaşılmış olur inşâallah..

Bu çalışmaların karar safhasında ise şu noktaları önemsiyorum.

1.Meşveret-i şer’iyeye ya’ni haklı bir şuraya lüzum var.Bu şura heyeti meşveret-i şer’iye dairesinde mes’eleleri görüşmeli ve sevk ,idareyi yapmalıdır.

2.Karar safhalarında tam bir hür ortamda herkes hakkın hatırını hiç bir hatıra feda etmeden fikirlerini söyleyebilmelidir.Son söz olan kararlar ise Meşveretin Hür İrâdesi tarafından ortaya çıkmalıdır.

3.Şahs-ı Manevinin Cüzleri ile ortaya çıkacak olan meşveret-i şer’iye ve haklı şura Üstadımızın şu cümlelerine masadak olmalıdır.”Risale-i Nur’un samimî, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlâsından ve tesanüdünden süzülen ve tezahür eden bir şahs-ı mânevî, size bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir.(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No: 36 )”

Bu çalışmaların her bir safhasında en ince teferruatına kadar her şey planlanmalı ve haklı şurada temerküz eden şahs-ı mânevî hâkim ve söz sahibi olmalıdr.

Şerh ve izah çalışmalarını yapacak olan mütesanid heyetler nelere hâiz olmalıdır?

“İhlâs, Sadâkat ve Tesânüt” sıfatlarını hâiz olunmalıdır.

Kime hizmet ediyorsa onun psikolojik durumunu nazara almak ve anlamak durumunda olunmalıdır. Ya’ni muktezâ-i hâl dikkate alınmalı, heyet-i içtimâîyenin ihtiyaçlarının tanzimi ve ihtiyaçları noktaları öncelenmelidir.Şeriat-ı fıtriye kanunlarına müraat edilmelidir. Vazîfeler yapılıp neticelerin tesiri Allah’a bırakılmalıdır.

“Hizmet eden kavmin efendisidir.”hadîs-i şerifi gereğince çalışılmalıdır diye kanaatlerimi belirtmek istiyorum.

Bâkî ÇİMİÇ

 Genel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir