Rûh Bir Kànundur

 
Rûh, Vücud-u Hâricî Giydirilmiş Bir Kànundur.

Ruh bir nuranî kanundur, vücud-u haricî giymiş bir namustur; şuuru başına takmış.
Bu mevcûd ruh, şu mâkul kanuna olmuş iki kardeş, iki yoldaş.
Sabit ve hem dâim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi hem âlem-i emir, hem irade vasfından gelir.
Kudret vücud-u hissî giydirir, şuuru başına takar, bir seyyâle-i lâtifeyi o cevhere sadef eder.
Eğer enva’daki kanunlara kudret-i Hâlık vücud-u haricî giydirirse, herbiri bir ruh olur.
Ger vücudu ruh çıkarsa, başından şuuru indirirse, yine lâyemut kanun olur.(
Lemaat)

Rûh, vücud-u hâricî ya’ni maddî vücud giydirilmiş bir kànun ve varlıkların uymak durumunda kaldığı kurallardır. Rûh, bir kànun-u zivücud-u hâricîdir. Bir namus-u zişuurdur. Sabit ve dâim fıtrî kanunlar gibi, rûh dahi âlem-i emirden, sıfat-ı irâdeden gelmiş, kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir. Bir seyyale-i lâtifeyi o cevhere sadef etmiştir. Mevcud rûh, mâkul kanunun kardeşidir. İkisi hem dâimî, hem âlem-i emirden gelmişlerdir. Şâyet, nevilerdeki kanunlara kudret-i ezeliye bir vücud-u haricî giydirseydi, ruh olurdu. Eğer rûh, şuuru başından indirse yine lâyemut bir kànun olurdu.

Rûha bir derece müşabih ve ikisi de âlem-i emirden ve irâdeden geldiklerinden masdar itibariyle rûha bir derece muvafık, fakat yalnız vücud-u hissî olmayan nev’ilerde hükümran olan kavânine dikkat edilse ve o namuslara bakılsa görünür ki: Eğer o kanun-u emrî, vücud-u haricî giyse idi, o nevilerin birer rûhu olurdu.

Halbuki o kanun dâima bakidir. Dâima müstemir, sabittir. Hiçbir tegayyürat ve inkılâbat, o kanunların vahdetine te’sir etmez, bozmaz.

Meselâ: Bir incir ağacı ölse, dağılsa; onun ruhu hükmünde olan kànun-u teşekkülâtı, zerre gibi bir çekirdeğinde ölmeyerek baki kalır. İşte madem en âdi ve zaif emrî kanunlar dahi böyle beka ile devam ile alâkadardır.

Elbette ruh-u insanî, değil yalnız beka ile, belki ebed-ül âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir. Çünki: Rûh dahi Kur’an’ın nassı ile:”Sana ruh’tan sorarlar; de ki:”Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.(İsra Suresi:85)” ve “Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir.(Nahl Suresi:2) ferman-ı celili ile âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u zişuur ve bir namus-u zihayattır ki: Kudret-i Ezeliyye, ona vücud-u haricî giydirmiş. Demek, nasılki sıfat-ı iradeden ve âlem-i emirden gelen şuursuz kavânin, dâima veya ağleben baki kalıyor. Aynen onların bir nevi kardeşi ve onlar gibi sıfat-ı iradenin tecellisi ve âlem-i emirden gelen ruh, bekaya mazhar olmak daha ziyade kat’idir, lâyıktır. Çünki: Zivücuddur, hakikat-ı hariciye sahibidir. Hem onlardan daha kavidir, daha ulvidir. Çünki: Zişuurdur. Hem onlardan daha daimîdir, daha kıymetdardır. Çünki: Zihayattır.

Rûh nuranî nurlu, parlak münevver kànundur. Maddî beden giymiş bir namus, kànun, nizamdır. Rûh şuuru yani idrakî, düşünce ve bilinci başına takmıştır. Rûh ile bu kànun iki yoldaş, iki arkadaş olmuştur.

Sabit ve değişmez yaratılış kanunları gibi rûh dahi Allah’ın irâdesinin
kànun şeklinde tam tecelli ettiği ve irâde sıfatından tecelli etmekte ve gelmektedir.

Allah’ın kudreti duyu organları ile kavranan vücud-u hissî giydirerek, rûhun başına şuuru, idraki ve düşünme melekesini takarak akıcı bir özelliği olan mânevî bir varlığı cevher olarak bilinen sadefe özü saklayan bedene takmıştır.

Eğer Halık-ı kâinatın sahibi olan kudret-i Hâlık türler, varlık çeşitlerindeki kanunlara harici bir vücud giydirirse her biri bir rûh olur. Demek rûh çok mütenevvi nevlerdeki kanunlara vücud-u hâricîye olabilecek bir kabiliyette yaratılmıştır.

Eğer vücuddan rûh çıkarsa, başından şuuru indirirse, yine o rûh lâyemut ölümsüz bir
kànun olur ve rûhun bekâsı devam eder.

Bâkî ÇİMİÇ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.