Siyaset Âlemindeki Vazîfe

Siyaset âlemindeki vazîfe

Risâle-i Nur müellifinin cümle vezâifinden biri de “siyâset âlemindeki vazîfedir.” Bu vazîfe ümmetin içtimâî ve siyâsî prensiplerinin Ku’ân ve sünnetten asrımıza bir dersidir. Aynı zamanda bu vazîfe ümmetin sahil-i selâmete ulaşmasında büyük bir vazîfedir. Bediüzzaman Hazretleri Eski Saîd’i “İslâmın hayat-ı içtimâîyesiyle münâsebetdar”[1] olarak tarif eder. Ayrıca Vehhabilik bahsinde “Şu hadise, âlem-i İslâmın siyâsetine ve hayat-ı içtimâiyesine taallûk ettiği için, Yeni Saîd kafasıyla cevap veremiyorum.”[2] denilir ve muvakkaten Eskî Saîd kafası takılarak cevap verilir. Zaten Eski Saîd devresinde Bediüzzaman Hazretleri tamâmen İslâmın hayat-ı içtimâîyesinin içersindedir. Hatta Eski Saîd’in te’lif ettiği eserlerin ekserisi İslâmın hayat-ı içtimâîyesiyle münâsebetdar olup içtimâî ve siyâsî meselelerle alâkalıdır.

Yeni Saîd devresini ise “hayat-ı içtimâîyeden çekilmek isteyen Yeni Saîd”[3] olarak ifade eden Bediüzzaman Hazretleri bu süreyi Afyon Hapsine kadar devam ettiğini söyler. Bu süre içersinde “diyanet alanındaki” vazîfesini tekmil eder. 1922’den 1948’e kadar hayat-ı içtimaiye ile ilgili suallere zaman zaman Eski Saîd kafasını muvakkaten takarak cevap verir. Çünkü makam, muhatap ve zaman bunu zarûri kılmaktadır. Ancak “Afyon hapsinden sonra Üstad-kendi tabirince-bir nevi Üçüncü Saîd (Haşiye-1)[4] olarak görünüyordu. Çünkü, bundan sonra hizmet-i Nuriye başka safhalarda tezahür edecekti; küllî bir inkişaf olacaktı.”[5] İşte bu tarihten sonra(1948–49) Bediüzzaman Hazretleri tekrar içtimâî ve siyâsî meselelere bakma ve âlem-i İslâmın içtimâî ve siyâsî vazîfesinin tekmili ile vazîfeli olduğu eserlerinde[6] açıkça ifade etmiştir.

Görüldüğü üzere aslı “Muhâkemat-ı Bedi’iye” olan Beşinci Şua On Dokuzuncu Meseledeki “siyâset âlemindeki vazîfenin” bilinmesi gerekiyor ve bilmemenin Bediüzzaman Hazretleri’ne bir özür teşkil etmeyeceği ifade ediliyor.[7] Hem Onuncu Şua olan Fihrist Risalesi’nde Âl-i Beyt’ten olan Seyyid Zât-ı Muntazır’ın siyâset âlemindeki vazîfesi için “Siyâset âlemindeki safhayı mukaddeme-i meşrûtiyette İstanbul’a bir talebesinin gelmesiyle harb-i umuminin nihayetine kadar olan devrede aynen görüyoruz.”[8] İfadesi yer alıyor. Bu devre Bediüzzaman Hazretleri’nin Eski Saîd devresi olup İslâmın hayat-ı içtimâîyesiyle münâsebetdar olan devresidir. Bu devredeki vazifenin tekmili 1950’den sonra tamamlanır ve İslâmın hayat-ı içtimâîyesi ile ilgili vazîfe de deruhte edilerek Eski Saîd Eserleri Risale-i Nur Külliyatına dâhil edilir. Bu tarihlerden(1950) sonra Emirdağ Lahikası-II mektupları telif edilerek yeni tetimmeler yazdırılıyor. Bu tetimmelerin büyük bir kısmının İslâmın hayat-ı içtimâîyesi ile alakalı mektuplar olduğu görülüyor.

Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lahika mektuplarında “ Müdafaatımda dediğim gibi istibdad-ı mutlak ve rüşvet-i mutlaka ile hareket eden bir cereyan-ı zındıka masonluk, komünistlik hesabına bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış. Şimdi o kuvveti kıracak başka bir cereyan[9] bu vatanda tezahüre başladığını gördüm.”[10] Demiştir. Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri’nin “Eski Dâhiliye Vekili, Şimdi Parti Kâtib-i Umumîsi Hilmi Bey”e yazdığı mektupta onlara muarız olan cereyan için şu ikazları yapmıştır. “Size karşı elbette çok cihetlerde dâhilî ve haricî muarızlar var. Ben dünya ve siyasetin hâline bakmadığım için bilemiyorum. Fakat beni bu senede çok sıkıştırdıkları için mecburiyetle sebebine baktım ki, size karşı bir muarız çıkmış. Eğer o muarız mükemmel bir reis bulup hakaik-ı imaniye namına çıksaydı, birden sizi mağlûp ederdi.”[11]

Yine Emirdağ Lahikası mektuplarında “Evet, nurcular, siyasetlerle alâkaları olmaz. Yalnız iman hakikatleriyle bütün hayatları bağlıdır. Şimdiye kadar gizli komiteden, siyaseti dinsizliğe ve zındıkaya alet edenler, istibdad-ı mutlakla nurcuları ezdiler. İnşâallah, bir sebep çıkar (Haşiye) o istibdadı kıracak, masum ve mazlum nurcuları kurtaracak.”[12] İfadeleri yer alır. Bu çıkacak sebep için eklenen Haşiye’de ise “Demokrat çıktı, bir derece kırdı.”[13] ifadesi kullanılır. İşte bu zamandan sonra tekrar İslâmın hayat-ı içtimâîyesi ile ilgili içtimâî ve siyâsî vazîfeye bakılır ve şöyle denilir. “Biz Kur’ân hizmetkârları ve Nurcular, evvelki iki cereyana karşı daima Kur’ân hakikatlerini muhafazaya çalışmışız. Mümkün olduğu kadar dünyaya ve siyasete bakmamaya mesleğimiz bizi mecbur ediyormuş. Şimdi mecburiyetle bakmaya lüzum oldu. Gördük ki, Demokratlar, evvelki iki müthiş cereyana karşı bize (Nurculara) yardımcı hükmünde olabilirler.[14]” Böylece Bediüzzaman Hazretleri’ni “inşâallah, bir sebep çıkar” dediği “Bu hakikat 1950 seçimlerinde tamamen tahakkuk etmiş, Bediüzzaman’ı yirmi beş sene bir istibdâd-ı mutlak ve eşedd-i zulüm ve müthiş işkenceler içinde bırakan din aleyhtarı eski hükûmet, büyük bir ekseriyet tarafından yıkılmış ve dinimizin üzerindeki zulüm ve istibdâdı kaldırmakta olan Demokrat Parti iktidara getirilmiştir.”[15]

Görüldüğü üzere Bediüzzaman Hazretleri’nin cümle vazâifinden birisi olan ve “vazîfe-i hakikiyeye karşı büyük kusurlarım var. Eğer sormak münasipse, sorunuz, cevap vereyim. Evet, büyük kusurlarımdan birtek suçum: Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazîfeyi, dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine, şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.”[16] dediği vazife, İslâmın hayat-ı içtimâîyesiyle münâsebettar olan içtimâî ve siyâsî vazifedir ki; bu vazifeyi de Risâle-i Nur’un tamamında müteferrik yerlerde Bediüzzaman Hazretleri tekemmül ettirmiştir. Madem Üstad Hazretleri “Ey demir gibi sarsılmaz kardeşlerim! Bana yardım ediniz. Meselemiz çok naziktir. Ben sizlere çok güveniyordum ki, bütün vazifelerimi şahs-ı mânevînize bırakmıştım.”[17] demiştir. Siyâsî vazife için ise “Risâle-i Nur’un şakirdleri siyasetten çekilmeleri ve karışmamaları çok isabetlidir. Ve vazîfe itibariyle vazîfeli bir kısım Nurcular siyasete bakmaları, elbette selef-i sâlihîn mücahidleri nazarıyla bakıyorlar. Umumunuza binler selâm. Kardeşiniz Saîd Nursî”[18] diyerek “vazîfeli bir kısım Nurcuların siyasete bakmalarına” izin vermiştir.

Öyleyse Bediüzzam Hazretleri’nin “İnşâallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar.”[19] dediği hürriyetçi, ahrar ve demokratların tekrar yeniden iktidara gelmesi için vazifemizi yapmalıyız. “Bu cihetten biz, Demokratları iktidar yerinde muhafaza etmeye Kur’ân menfâatına kendimizi mecbûr biliyoruz.”[20] diyen Üstada sadakte demeliyiz. Nur Talebeleri Risale-i Nur’dan aldıkları derslere istinaden Üstadları gibi davranarak, tekrar demokratlara nokta-i istinad olmaları, onların muzafferiyeti için duâ etmeleri, istibdad-ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacak olan vazifelerini onlara ihtar etmeleri, laubali kısmını ciddî ikaz etmeleri, ehl-i dini onların yardımına dâvet etmeleri gerekiyor. Hem demokratlar tekrar dirilmek için bir dane-i hak olan mesleklerini harekete geçirecek fıtrî meyelana geçmeleri mecburidir. Tutmuş oldukları doğru yolda sebat edip tekrar kuvve-i cazibe kazanarak, nokta-i istinad ve kuvve-i mânevîleri olan Nurcuların desteğini alarak vazifelerine avdet etmelidirler.

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

http://www.feyzinur.com

[1] Mektubat,2013, s:538

[2] Mektubat,2013, s:615

[3] Mektubat,2013, s:538

[4] Aziz, Sıddık Kardeşlerim! İki-üç defadır ehemmiyetli bir hâlet-i ruhiye bana ârız oluyor. Aynı otuz sene evvel İstanbul’da beni Yûşa Dağı’na çıkarıp İstanbul’un, Dârü’l-Hikmet’in câzibedar hayat-ı içtimaiyesini bıraktırıp, hatta İstanbul’da bulunan Nurun birinci şâkirdi ve kahramanı olan merhum Abdurrahman’ı dahi zaruri hizmetimi görmek için de yanıma almaya müsaade etmeyen ve Yeni Said mâhiyetini gösteren acîb inkılâbat-ı ruhînin bir misli, şimdi mukaddematı bende başlamış. Üçüncü bir Said ve bütün bütün târik-i dünya olarak zuhuruna bir işaret tahmin ediyorum.

[5] Tarihçe-i Hayat,2013,s.932

[6] Şular,2013,s.615

[7] Şular,2013,s.615

[8] Matbu Osmanlıca Fihrist Risalesi, s: 284, Envar Neşriyat

[9] Bu hakikat 1950’de Demokratlarla tahakkuk etti.

[10] Emirdağ Lahikası-II, 2006, s:513

[11] Emirdağ Lahikası-II, 2013, s.376

[12] Emirdağ Lahikası-II, 2013, s.276

[13] Emirdağ Lahikası-II, 2013, s.276

[14] Emirdağ Lahikası-II, 2013, s.814

[15] Tarihçe-i Hayat,2013,s.829

[16] Şular,2013,s.615

[17] Şular,2013,s.787

[18] Emirdağ Lahikası–1 (Gayr-ı Münteşir)

[19] Emirdağ Lahikası-II, 2013, s.520

[20] Emirdağ Lahikası-II, 2013, s.816

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir