Tesânüd-ü hakikinin sırrı

Tesânüd-ü hakikinin sırrı

Bilindiği üzere Risâle-i Nur’da temsilî hikâyecikler çokça istimâl edilir. Muellif-i muhterem Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri Risâle-i Nur’da akla vâzıh, kalbe nurânî olacak temsil yolunu ihtiyâr etmiştir. “Bütün bu risâlelerde bütün derin hakâik, temsîlât vasıtasıyla, en âmî ve ümmî olanlara kadar ders veriliyor.”[1] denilmiştir. “Demek, Sözlerdeki ekser temsiller birer burhan-ı yakinî, birer hüccet-i katıa hükmündedir.”[2] Ayrıca temsil, i’câz-ı Kur’ân’ın en parlak bir âyinesi olduğundan, biz dahi temsillerle bazı meselelere bakabiliriz. Çünkü önemli olan temsilden hakîkate geçebilmek ve intikâl edebilmektir. Şimdi bizler de içtimâî hayatımıza ve hizmetlerimize bir cihette tefekkür penceresi açacak olan bir temsilî hikâyeciği paylaşalım inşâallah.

Bir gün bütün hazırlıklarını tamamlayan “Zâlim avcı güvercinleri yakalamak için bir tuzak hazırlar. Tuzağın çevresine buğday tanecikleri serpiştirir. Güvercinler buğday yemek için oraya gelirler. Amma hepsi tuzağa düşerler, çünkü ilmikler çok ustaca hazırlanmıştır ve kurtulmanın imkânı yoktur. Bir güvercin havalanmak için çırpınsa, diğer güvercinleri de taşımak zorundadır. Bunu başaramayınca yere çarpmaktadır. İlmikler birbirleriyle birleştirilmiş, bir ağ oluşturulmuştur. Zavallı güvercinlerin bütün çırpınışları boşa çıkar, yorgun düşerler. İçlerinden biri, güngörmüş, uyanık ve bilge güvercin:
-Arkadaşlar, ne kadar çırpınsak boş. Birimizin kanatları, hepimizi taşıyacak kadar güçlü değil. Tuzaktan kurtulmak istiyorsak, kanatlarımızı aynı anda çırpmaya başlamamız gerek. Kanatlarımızı ayrı ayrı değil, tek bir kanat gibi kullanmamız gerek, demiş. Güvercinler bu fikri güzel bulmuşlar. İçlerinden hiçbiri karşı çıkmamış, birbirlerine düşmemişler. Beyaz güvercin arkadaşına “senin kanatların gri” diye çıkışmamış. Güçlü olan zayıfa “sen aramızdan çık” dememiş. Hâsılı, hiçbir güvercin konuyu saptırmamış, “benim kanatlarım bana yeter, ben sizinle uçmam” dememiş, diğerlerine küsmemiş. O anda en önemli işin tuzaktan kurtulmak olduğunu anlayan güvercinler, ayrıntıları tartışmakla, birbirlerini suçlamakla zâlim avcının elinden ve pençesinden kurtulmanın mümkün olamayacağını kavrayan güvercinler “Bismillâh” demişler, kanatlarını tek bir kanat eylemişler, kanatlarını aynı anda çırpmaya başlamışlar, yakalandıkları tuzakla birlikte gökyüzünün mavi derinliklerine doğru havalanmışlar. Avcı bu durumu görünce şaşırır. Güvercinler uça uça dostları farenin bulunduğu yere gelirler. Fare hemen koşar ve dostunun ayağına dolaşmış olan ipleri dişleriyle kesmeye başlar. Fakat güngörmüş, uyanık ve bilge güvercin buna razı olmaz:

-Önce arkadaşlarımı kurtar, sonra bana gel, der.

Bunun üzerine fare:

– İşte benim seni sevmemin sebebi de bu huyun ya, der ve bütün ağı dişleriyle parça parça etmeye başlar. Bütün güvercinler kurtulur.”[3]

Ne dersiniz? Şu hikâyedeki ittihad ve tesanüdün hizmetlerimize bakan yönü var mıdır? Evet, bizler de sırr-ı ihlâs ile samimî tesânüd ve ittihada mecbur ve mükellefiz. Çünkü “Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârâne ittihad gittiği vakit, mânevî hayat da gider. “İhtilâfa düşmeyin; sonra gevşeyip cesaretiniz kırılır, cemaatinizin tadı (gücünüz) elden gider.”[4] işâret ettiği gibi, tesanüd bozulsa cemâatin tadı kaçar. Bilirsiniz ki, üç elif ayrı ayrı yazılsa kıymeti üçtür. Tesânüd-ü adedîyle içtima etse, yüz on bir kıymetinde olduğu gibi, sizin gibi üç-dört hâdim-i Hak, ayrı ayrı ve taksimü’l-a’mâl olmamak cihetiyle hareket etseler, kuvvetleri üç-dört adam kadardır. Eğer hakikî bir uhuvvetle, birbirinin fazîletleriyle iftihar edecek bir tesânüdle, birbirinin aynı olmak derecede bir tefâni sırrıyla hareket etseler, o dört adam, dört yüz adam kuvvetinin kıymetindedirler.”[5]

Netice-i kelâm: Cinnî ve insî şeytanların çokça uğraştığı, mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânilerinin olduğu bir hizmette istihdâm edilen ehl-i hizmet, sırr-ı ihlâs ve tefâni sırrıyla ittihâd edip tesânüd-ü hakîkiyi yapmak mecburiyetindedir. “Yoksa, hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur, devam etmez; hem şiddetli mes’ul oluruz.”[6]

Evet, “Mecmuunda bir hassa bulunur ki, ondaki her fertte bulunmaz” düsturuyla, çok defa içtihadın âsârı ve nur-u velâyetin hassaları ve ziyası bir cemâatte görünüyor. Halbuki, o cemâatin hangisine bakılsa o hassa görünmüyor. Demek âmi adamların ihlâsla tesanüdleri, bir velâyet hassasını veriyor. İşte bu hakîkate binaen, böyle bir maksat için bir heyetin çıkmasına muntazır ve daima bekliyordum.[7] İşte harîkâ bir tesânüd hassası!

Abdülbâkî Çimiç

bkicimic@hotmail.com

[1] Mektubat,2013,s.634

[2] Mektubat,2013,s.492

[3] Kelile ve Dimne’den güzel bir “Güvercin Hikâyesi”

[4] Enfâl Sûresi, 8:46

[5] Barla Lahikası,2013,s.208

[6] Lem’alar,2013,s.390

[7] Emirdağ Lahikası-II,2013,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir