Asırlardan Beri Beklenilen Zat

Hem de o eşhasın şahs-ı mânevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki, demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyleyse, o eşhas, hattâ o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman, çokları, hattâ kendisi de bidâyeten Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle o eşhas-ı âhirzaman tanılabilir.(Sözler,24.Söz) Dikkat buyurunuz:”Belki nûr-u îmânın dikkatiyle o eşhas-ı âhirzamân tanılabilir.”denilmiş. Bu bir sırr-ı azîmdir. İşte, bu ipham sırrındandır ki, âhirzamân şahısları o asrın satırları içersinde saklanmıştır. Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz.

“Ehl-i keşf ve kalbden birisi, benim gibi âciz bir insandan Mehdîyi soruyor, “Ne vakit gelecek?” Daha Mehdîyi anlayamamış.( Barla Lâhikası – Mektup No: 132)”

“Elhasıl: Asırlardan beri beklenilen ve muntazır kalınan zat, Risâle-i Nûr imiş.(Barla Lâhikası, Haşiye)”

Ahmed-i Fârûkî Risâle-i Nûr hakkında demiş ki: “Mütekellimînden biri gelecek, bütün hakaik-i îmâniyeyi kemâl-i vuzûh ile beyan ve ispat edecek.” Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, belki Risâle-i Nûr’dur. Ehl-i keşif, Risâle-i Nûr’u ehemmiyetsiz olan tercümanı sûretinde keşiflerinde müşâhede etmişler, “bir adam” demişler.(Kastamonıu Lâhikası – Mektup No:4-Haşiye)

Büyük Mehdînin çok vazîfeleri var. Ve siyâset âleminde, diyânet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dâirelerde icraatları olduğu gibi,…(Beşinci Şua-19.Mesele)

Ben âhirzamân şahıslarının üç boyutlu resim gibi âhirzamân sayfasında gizli olduklarına inanıyorum. Kim Risâle-i Nûrlara hakîkî manâda kalbini ve gönlünü açıyor ve samîmî bir şekilde yoğunlaşıyorsa ve nûr-u imânın dikkatiyle bakıyorsa o resimleri kesinlikle göreceğine inanıyorum.

Bilirsinin üç boyutlu resimler vardır. Bir ara kardeşler bir kaç tane getirmişlerdi ve merakla bu üç boyutlu resimlere bakmaya çalışmıştık. Hele ki küçük yaştan beri meraklı olduğum için benim dahâ fazla dikkatimi çekmişti. Çok dikkatle bu üç boyutlu resme yoğunlaştım ve gözlerimi ve dikkatimi resimde bir noktaya doğru diktim. Sessizce biraz uzun sayılabilecek şekilde resme yoğunlaştım. Çevremdeki seslerden sıyrılmış ve sadece resimle ilgileniyordum. Birden resimde gizli olan şekilleri ve insanı görmüştüm ve net olarak o insan ormanda yeşillikler arasında bana gülümsüyor gibi bakıyordu. Resim artık netti. Ne zaman nazarımı dışarıya çevirdim resimde kayboldu. Tekrar yoğunlaşıp baktığımda ise aynı resmi defaatle görüyordum. İşin garip bir tarafı da çevremdeki insanlara resimdeki kişiyi gördüğümü söylediğim halde onlar hayır bir göremiyoruz diye itiraz ediyorlardı. Benim yanımda oturdukları halde aynı yere bakıyoruz ancak onlar benim gördüğümü göremiyorlardı. Fesuphanallah dedim ve kardeşlerime üç boyutlu resmi vererek yoğunlaşmalarını ve ciddî bir şekilde tek bir hedefe bakmalarını söyledim. Evet, bir iki kardeşin de aynı insan resmini gördüklerini gördüm. Ancak diğer kardeşler burada bize nasip yok diyerek resme bakmaktan vaz geçtikler.

Bir gün adamın birisi Hz. Hızır’ı görmek arzusu ile yola koyulmuş. Yolda beyaz sakallı ve nûrânî bir zâta tevâfuk etmiş. Bu adama Hz. Hızır’ı nasıl bulacağımı sorayım, bilge bir adama benziyor belki nasıl bulacağımı bana söyler demiş ve o nûrânî zâta Hz. Hızır’ı nasıl bulabileceğini sormuş. Tevâfuk ya o bilge kişi de Hz. Hızır’mış. Yalnız imtihân gereği olacak ben Hızır’ım diyemezmiş. O nûrânî zât adama Hz. Hızır’ın özelliklerini anlatmaya başlamış. Parmağını kendine çevirerek “Bak kardeşim, böyle benim gibi bir adama rast gelirsin.” demiş ve işâret parmağı ile de kendisini işâret edermiş. Sonra “Hz. Hızır yerden böyle bir taş alır ve un gibi ufalar.” demiş ve aynen un gibi taşı ufalamış. İşte böyle birine tevâfuk edersen o kişi Hz. Hızır’dır demiş. Adam Allah senden râzı olsun, ben böyle birine denk gelirsem onun Hz. Hızır olduğunu anlarım ve Hz. Hızır’la da görüşürüm demiş oradan ikisi de ayrılmışlar. Hâlbuki o Hızır’ı arayan adamın yanında baktığını gören müdakkik birisi olsa ve Hz. Hızır’ın işâret ve hareketlerinden kardeşim baksana adam kendini tâ’rîf ediyor; hem de işâret ve beşâretleri ile hatta yerden taşı alıp un gibi yaparak kendisini anlatıyor ve gösteriyor dese adam ayılacak ve hakîkaten aradığım Hz. Hızır budur diyecektir. Böylece “Basar masnûâtı görüp de, basîret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer.”

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir