Cemil insanlar, Çetin imtihânlar, Kara günler

Her insan aynı imtihâna tâbi tutulmuyor. Bazı insanlar çetin imtihânlardan geçiriliyor. Rabbim onlar hakkındaki hikmetini böyle gösteriyor. Allah insana kaldıramayacağı bir yük de vermiyormuş. İnsanın mânevî terakkîsi arttıkça imtihânı da şiddetleniyor. Bazı evliya-yı azîmeden olan zatlar dahi nefs-i emmâresinden kurtuldukları halde nefisleriyle mücadeleye devam edip mânevî nefs-i emareden şikâyetler etmişler. Bu vaziyet imtihânın şiddetlendiğini gösteriyor.

Uhuvvet Hukuku

İmâna ve Kur’ân’a hizmet etmek istersen kötülük edemezsin, sonra iyi dosttan ve kardeşten dahi kötülük görürsün. Bir nevi kader kötülük fiilinin cezasını başka bir fiil içinde verir. “Kader söylese, iktidar-ı beşer konuşmaz, ihtiyar-ı cüz’î susar.”[1]

Zâhir ve bâtında gidenler

Her şeyin biri zâhir, biri de bâtın; yâda biri dış, biri de iç olmak üzere iki ciheti var. Dâire-i İsm-i Bâtın ile dâire-i İsm-i Zâhir, içice ve karşı karşıyadırlar. “Zâhir ile bâtın arasında müşâbehet(benzerlik) varsa da, hakîkate bakılırsa aralarında büyük uzaklık vardır.”[1] Beşerin kısm-ı küllîsi, zâhirde gidiyor. Zâhire meftûn ve kışırda kalıyor. Mesela; kestanenin zâhiri […]

10. Karadeniz Tüyap kitap fuarı

Kitap fuarları okuyucu ile kitabın buluştuğu en etkili mekânlar. Yayınevleri ne pahasına olursa olsun zor şartlara rağmen kitap fuarlarında yerini almaya çalışıyor. Ancak şunu ifade edelim ki belediye kitap fuarları hariç diğer kitap fuarları alt yapı maliyetleri bakımından yayınevleri açısından hayli masraflı bir organizasyon. Yer, elektrik, banko, kargo, eleman istihdamı, yemek, yol ve konaklama masrafları […]

Asfiyâ, Etkıyâ, Ahfiya…

Asfiyâ, Etkıyâ, Ahfiya! Kimler bunlar? Elbette ‘Tabaka-i Ârifîn…’ Yani hakîkî Kur’ân şakirtleri. Allah’ın has ve hâlis kulları. Ebrâr olanlar.  Sâlih müminler. Allah’a itâatkâr kullar. “Bediüzzaman’da da Asfiyâ, Etkıyâ, Ahfiya mânâları cem olmuş. Âlem Bediüzzaman’ı Asfiyâ cephesiyle tanıyor. Asfiyâlar verâset-i nübüvvet nâibleridir. Bu asırda Asfiyâlar aranırsa kanâatim odur ki, nur dairesinde aranmalı. Etkıyâ mânâsının kıvamı da […]

Ruhta kemâlin tezahürü

Kalb, hayatın kaynağı ve makinesidir. Ruhun kalb içinde, ya da en evel kalb ile taalluku olduğuna ve ruhun taayyünleri kalb olduğuna káil olup hüküm eden büyük ulemadan Fahreddin-i Râzî’dir. Bediüzzaman da “Ruhun tekemmülâtına göre, merâtib-i muhabbet, merâtib-i esmâya göre inkişaf eder.”[1]demiştir.

Akleden Kalb

“Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri-sağduyuları) kör olur.”[1] Yukarıdaki âyet akleden kalbi açıkça ifade ediyor. Bediüzzaman da “Nur-u akıl kalbden gelir.” “Ziya-yı kalbsiz olmaz nur-u fikir münevver.”[2] tespitini yapıyor.

Ruhun anlama aleti: Akıl…

Akıl bir âlettir. Ruhun anlama âletidir. Bıçağın kesme âleti, metrenin ölçme âleti olduğu gibi. Hakkın hitâbını fehm için, bir âlet, bir vasıtadır. Aynı zamanda akıl, düşünme, anlama, idrak etme kábiliyetine sahiptir. “Akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar.”[1] Aklın, insanı hayvanlardan ayıran mümtaz bir meziyeti […]

Kâinata değişilmeyen talebe: Zübeyir Gündüzalp!

Zübeyir ağabeyin hayatı incelendiğinde Zübeyir Gündüzalp’in derûnî ruhundan, zengin kalbinden ve keskin aklından ihlâsa bürünerek çıkan sözlerinin âdeta bütün hücrelerinize birer ok gibi işlediğini ve sizi yeniden Risale-i Nur ve Üstad konusunda formatladığını hissedeceksiniz. “Ya Rabbi! Bu ne ihlâs, bu ne sadâkat, bu ne muhabbet, bu ne hürmet, bu ne âzim sabır, sebât ve metânet!” […]