“Darlık (kabz) veren de, bolluk (bast) veren de Allah’tır. Siz (her an) yalnız O’na döndürülüyorsunuz.”[1] İnsan bazen inkibâz hâlleri yaşar. Bediüzzaman “Rûhânî inkibâz inşâallah geçecektir.”[2]diye ümit veriyor. İnkibâz vaziyeti maddî ve mânevî havanın bozulmasıyla ârız olduğu gibi, insanın mânevî hastalıklara dûçâr olmasıyla da alâkalı olabilir. Nefis ve şeytanın insana kurduğu tuzaklar da inkibâz hâline sebebiyet verebilir.
Kategori: Risâle-i Nûr Makàleleri
Ey Tâlib-i Hakîkat!
“Bütün Sözler’de konuşan ben değilim. Belki, işârât-ı Kur’âniye namına hakîkattir. Hakîkat ise hak söyler, doğru konuşur.”[1] İşte Bediüzzaman’ın hak ve hakîkat için söylediği mühim sözler. Ayrıca Bediüzzaman kendi sözlerinin mihenge vurulmasını tavsiye eden bir müceddittir. Çünkü o bir hakîkat kahramanı, hak ve hakîkatin sarsılmaz bir müdafidir.
Zat ve sıfât-ı ilâhi
Sıfât-ı ilâhiye, “Allah Teâlâ’nın sıfatları” veya “ilâhî sıfatlar” demektir. Allah Teâlâ, kemal sıfatların hepsiyle muttasıf olup, bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve berîdir. Bir adamda hattatlık sıfatı vardır. Bu sıfat hattatın aynı mı? Elbette değil, ancak gayr da değil. Hattat olmasa hattatlık sıfatı da olmaz. Öyleyse sıfat zattandır, ancak zatın aynı olmadığı gibi gayrı da […]
Ahirzamanda fasad-ı ümmet zamanı
Âhirzamân müddeti uzun bir zaman dilimidir. Bediüzzaman’ın da ifadesiyle “Biz bir faslındayız.” Fitne ve fesâdın en şiddetli olduğu bir zaman aralığının adıdır âhirzamân. Bediüzzaman “Bu âhirzamân çok çalkalanıyor; bu fitne-i âhirzamân acîb şeyler doğuracağını ihsâs ediyor.[1]”diyor. Peygamber Efendimiz(asm)’in ahirzaman ile alâkalı hadis-i şeriflerini müceddid-i ahirzaman olarak Bediüzzaman tevil etmiş. Bu meselede Risale-i Nur’un başta Beşinci […]
Rahman ve Rahîm tecellileri
“İnsanın nefsi, rahmâniyetin cilveleriyle, kalbi de rahîmiyetin tecelliyatıyla nimetlendikleri gibi, insanın aklı da hakîmiyetin letâifiyle zevk alır, telezzüz eder.”[1] Rahmâniyetin cilveleri şu hadsiz kâinatı şenlendirmekte, karanlıklı mevcûdatı ışıklandırmakta; hadsiz ihtiyâcât içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye emekte; bütün kâinatı insana müteveccih ettirmekte ve her tarafta ona baktırıp, muâvenetine koşturmakta ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hâli […]
Sâbikūn
Allah(cc), Peygamber Efendimiz(asm)’in ümmeti için şöyle buyuruyor: “Sonra biz o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in(asm) ümmetine) mîras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.”[1] Bu üç sınıftan “Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır” diye âyetin işaret ettiği ümmetin en […]
İhlâsı kıran ve zedeleyen maniler
İhlâs, kalbî bir ameldir. Kullukta hârika sadâkat ve fevkalâde metânettir. İhlâs, İslâmiyetin bir esâsıdır. Rızâ-i İlâhî cihetinde Kur’ân’ın ders verdiği hükümler ve kudsî hakîkatlere ait harekât ve a’mâldir. Hakîkat-i ihlâs, rızâ-yı İlâhîden başka hiçbir şeye âlet ve tâbi olamaz ve Kur’ân’dan başka hiçbir nokta-i istinâdı yoktur. İnsan “İhlâsı kazandıran, harekâtındaki sebebi sırf bir emr-i İlâhî […]
İnsanı sırr-ı ehâdiyete götüren yol: İhlâs
Sırr-ı Ehâdiyet, hususî tecellîdir. Çünkü Bediüzzaman “Besmelenin İkinci Sırrı’nda, Güneş’in ziyâ’sının umûm eşyayı ihâta etmesini vâhidiyete, her bir şeffaf şeyde sıfatlarıyla ve bir nevi cilve-i zâtıyla bulunmasını da ehadiyete misal veriyor.” Yunus(as)’ın balığın karnından kurtuluşu bu sırrın hakîkatini gösterir. Çünkü o vaziyetten Yunus(as) sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişâf ettiği için sahil-i selâmete çıkarılmıştır. Öyle bir […]
Hizmette meşreben toprak gibi olmak!
Tevâzu ve mahviyeti kazanırsa toprak, ondan kudret çiçekleri çıkıyor. Buğday başakları mahviyet sırrı ile başını aşağıya eğiyor. Tekebbür yok, tefâhur yok, kibir yok…! Demek ki başak, in’amı Mün’im’den biliyor. İnsan hiçbir şeye imrenmediği kadar toprağa imrenmeli. Çünkü hıfz ve hayatın arşı; topraktır. “Arz, âlemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Ve tevâzu, mahviyet […]