Bu zamanın cihadı mânevîdir

“Âhirzamanda gelecek Zât’ın kılınç kullanacağı ve muhaliflerini keseceği.”[1] yönünde rivayetler nakledilir. Bu mücadele birçoklarının zannettiği gibi maddî kılınçla değil, mânevî kılınçla, fikir yoluyla olacaktır.  Acaba kılınç sadece maddî bir âlet midir ve hakikatin kılıncı berâhin-i kaviyye ve delâil-i sahihiye(kuvvetli ve doğru deliller) değil midir? Ve en müessir ve insaniyetin tab’ına muvafık kılınç insanları ikna ve teshir edecek […]

Hayat kâinatta en kıymettar bir hakîkattir

Hayat, kâinatta en kıymettâr bir hakîkat ve perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya Allah’ın kudreti ve husûsî tecellisidir. Bu nedenle de hayat her şeyi yaratan, sevk ve idare eden Allah’ın kudret mucîzelerinin en parlağı, en nûrânîsi ve en güzelidir. Ayrıca hayat Allah’ın birlik tecellilerinin en kuvvetli delili ve en parlak burhanıdır. Allah’ın her şeyin kendisine muhtaç olduğu […]

Eşyanın hakaik-i nisbiye ciheti

Hakaik-i nisbiye kelime anlamı olarak nisbî, göreceli hakîkatlerdir. Yani kendisi sabit bir hakîkat olmayıp bir başkasına kıyasla ortaya çıkan ve hakîkat olarak kabul edilen hususlardır. Nisbî hakîkatler gerçek hakîkatlerin anlaşılmasına vasıta ve vesile olurlar. Bir nevi kıyasî bir durum vazifesi görürler. Mesela, şu adam cesurdur, elbetteki birilerine göre cesurdur. Sonra bu adam daha cesur birisiyle […]

Hüsün-kubuh çizgisinde illet-hikmet dengesi

Geçen hafta hüsün ve kubuh meselesine temas etmiş, konunun özellikle Mûtezile ve Ehl-i Sünnet açısından değerlendirmesini yapmaya çalışmıştık. Ancak böyle zor bir bahsin biraz daha üzerinde durulması icab ediyor diye düşündük. Çünkü bize dönen geri bildirimlerden böyle bir talebin olduğunu müşahede ettik. Hüsün-kubuh çizgisinde illet ve hikmet dengesi nasıl olmalıdır?

Asıl olan keyfiyettir

İnsanların kerîmleri, fazîletlileri sayıca az da olsalar, kıymetçe çokturlar. Keyfiyet ise, kabiliyete tâbidir. Az olduğumuza üzülmeyeceğiz! Çünkü, keyfiyeten az değiliz. Kâinat kuruldu kurulalı bu, böyledir. Cemâdat fazla, nebatat az. Nebatat fazla, hayvanat az; Hayvanat fazla, insanlar az; Kâfirler fazla, müslümanlar az; Amiler fazla, veliler az; veliler fazla, asfiyalar az; asfiyalar fazla, enbiyalar az.”[1] Hem de […]

Niyet ve ihlâs

Bu niyet meselesi, Bediüzzaman Hazretleri’nin kırk senelik ömrünün bir mahsulüdür. Niyet, kalbin bir şey`e karar vermesidir. Yani kalbin bir arzusu olup, fiil canibine yönelmesidir. Ayrıca niyet bir istek ve duygudur. Kalbe ait bir mânevî fiildir. Kalbdeki mânâların veya tesirât-ı hâriciyeden tevellüd eden temâyüllerin yönünü belirler. O müyûlâtın seyrinin devamında veya fiil hâline gelmesinden önceki arzu […]

Mürşid vaziyeti takınmak!

Mürşid olmak başka, mürşid vaziyeti takınmak daha başkadır. Mürşid olmak meşru iken, mürşid vaziyeti takınmak meşru olmayan ve sakil bir tavırdır. Mürşid vaziyeti takınmak, bir sineğin tavus kuşu olarak kendini göstermesi ve kendisinde olmayan tavırlara kalkışması gibi bir hâldir. Risâle-i Nur meslek ve meşrebinde yeri olmayan mürşid vaziyeti takınmak, hâsılı boş ve lüzûmsuz bir gösteriş […]

“Küstüm” demeyiniz. Bu pek hatâdır!

Küsmek, insânî bir zâaf hâli olup; darılmak, gücenerek yüz çevirmek, konuşup görüşmez bir tavır almak mânâsında bir kavramdır. Ehl-i hizmetin istimâl etmemesi gereken bir tavırdır. Çünkü Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri “Kardeşlerimden ricâ ederim ki: Sıkıntı veya ruh darlığından veya titizlikten veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan arkadaşlardan sudur eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine […]

Haliliye mesleğinin sırrı…

Hz. İbrahim (as)’e Halilullah denir. Bu unvan Kur’ân’da şu ayete dayanır: “Allah İbrahim’i halil (dost) edindi.”[1]Demek ki Hz. İbrahim (as) Allah’ın dostu idi. Bu dostluk Hz. İbrahim (as)’e “Halilullah” unvanını kazandırdı. Bedîüzzamân Hazretleri de “Mesleğimizin haliliye olduğunu”[2] söyler. Aynı zamanda “mesleğimizin esası uhuvvettir.”[3] Haliliye ise, samimî dostluk ve kardeşliktir. Bu nedenledir ki haliliye mesleği, “uhuvvet […]