İtidâl-i dem…

“Aziz kardeşlerim, Evvel âhir tavsiyemiz, tesanüdünüzü muhafaza; enâniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidâl-i dem ve ihtiyattır.”[1] Evet, Bediüzzaman Hazretleri’nin “evvel âhir” tavsiyesi böyle. Bu tavsiyelere uymak ve hayata tatbik etmek hepimizin vazifesidir. Kısa bir paragrafta öyle müthiş ve harika ders-i hikmet ve hakikat var ki… “1.Tesanüdümüzü(birbirimize dayanma ve destek olmayı) muhafaza; 2.Enâniyet(kendini beğenme ve bencillik), benlik, rekabetten(aynı amacı güden kimseler arasındaki çekişmeden) tahaffuz(korunma, sakınma), 3. İtidâl-i dem(soğukkanlı olma), 4.İhtiyat(ileriyi düşünme, ilerisini düşünerek davranma, geleceği düşünerek tedbirli hareket etmek).” Her bir kavramın üzerinde ayrı ayrı durmak icab ediyor. Biz kısa da olsa itidâl-i dem üzerinde durmak istiyoruz.

Okumaya devam et
Nefis Yazıları kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Yeni Asya ve Neşir Hizmeti

“Bu zamanda Nurlarla hizmet-i îmâniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur.”[1] “Ey benim şu sekiz tane Arabî risalelerime nazar eden zevat! Biliniz ki, yazdığım şu eserleri, evvelâ ve yalnız kendi nefsim için yazmıştım.[2] Sonra düşündüm; Bu nimete bir şükür lâzımdır. Onun şükrü ise, bunları neşretmektir. Ola ki, bazı insanlar, onlardan menfaat göreler.”[3] İşte Bediüzzaman Risale-i Nur gibi büyük bir nimetin şükrünün neşir hizmeti olduğunu söylüyor.

Okumaya devam et
Nûr'dan Tefeyyüzlerim kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Asıl olan keyfiyettir

İnsanların kerîmleri, fazîletlileri sayıca az da olsalar, kıymetçe çokturlar. Keyfiyet ise, kabiliyete tâbidir. Az olduğumuza üzülmeyeceğiz! Çünkü, keyfiyeten az değiliz. Kâinat kuruldu kurulalı bu, böyledir. Cemâdat fazla, nebatat az. Nebatat fazla, hayvanat az; Hayvanat fazla, insanlar az; Kâfirler fazla, müslümanlar az; Amiler fazla, veliler az; veliler fazla, asfiyalar az; asfiyalar fazla, enbiyalar az.”[1] Hem de “Sen görüyorsun ki, hayvânâtın kemiyet ve adet i’tibârıyla hadsiz bir çokluğu varken, ona nisbeten insan gayet az iken, umûm envâ-ı hayvânat üstünde sultan ve halîfe ve hâkim olmuştur.”[2] İnsan ise kayfiyet (îmân) cihetiyle hakîkî mânâ ve mâhiyet kazanır. İnsan fıtratına derc edilen elmas ve kömür isti’dâdların inkişâfı derecesine göre önem kazanır.

Okumaya devam et
Risâle-i Nûr Makàleleri kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Bedîüzzamân Seyyid midir?

Bedüzzaman  niçin “Ben Seyyid değilim” diyor?

Bediüzzaman Hazretleri’nin şahsiyet-i mânevîyesini anlamak ve asırlardır muntazır kalınarak ahirzamanda geleceği beklenilen âl-i beytin büyük bir âlimi olduğunun kuvvetli delili sayılan ‘Seyyid’lik meselesi üzerinde çokça yazılar yazıldığı malumdur. Bazı zatların Bediüzzaman Hazretleri’nin bir çok hikmete binaen mahkemelerdeki ifadelerine dayanarak O’nun “Seyyidliği” red ettiğini söylemesi ve bu düşüncenin bazı gruplarda makes bulması da bilinen bir vakıadır. Elbette ki meselenin sırr-ı imtihan ve hikmet-i ibham ciheti de her daim devam ediyor. Zaman zaman bizler de bu konu ile alâkalı suallerle muhatap oluyoruz. Konuyu gündemimize almamızın bir ciheti de bu tür sorular ve karşılıklı yapılan müzâkereler olduğunu ifade edelim. Bizler de her zaman olduğu gibi konuyu Risale-i Nur üzerinden devam ettirme ve delillendirme yolunu tercih edeceğiz. Öncelikle bir sözü “Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne içinde söylemiş? Niçin söylemiş? Söylediği sözü gibi dikkat etmek, belâgat nokta-i nazarından lâzımdır, belki elzemdir.”[1] noktalarını nazar-ı dikkate almak gerekir. “Öyle ise, sözde kim söylemiş, kime söylemiş, niçin söylemiş, ne makamda söylemiş ise bak. Yalnız söze bakıp durma.”[2] mihenk noktamız olacaktır.

Okumaya devam et
Bedîüzzamân'ın Hayatı kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

El-Metîn ismine mazhariyet

El-Metîn ismi, Allah’ın Esmâ-ül Hüsnâsı olarak bilinen “doksan dokuz” isminden biridir ve “Kuvvet ve kudret menbâı, pek güçlü.” anlamlarına gelir. Metîn ismi Kur’ân-ı Kerim’de geçen bir isimdir. Allah’ın El-Metîn ismi şu Kur’ân âyetinde geçmektedir: “Şüphesiz Allah’ın kendisi, rızık verendir, Metîn (sağlam olan), kuvvet sahibi olandır.”[1] El- Metîn ismi, kuvveti çok şiddetli olup hiçbir iş zor gelmeyen, pek güçlü mânâlarını da ihtiva eder. Metîn, metânet sahibi demektir. Yani Allah’ın kudreti için, yorulma, zayıflama gibi noksanlıklar düşünülemez. O’nun kuvveti çok şiddetlidir. Metîn isminin karşısında mahlûkun azı-çoğu, büyüğü-küçüğü fark etmez, hiç biri o Metîn kudreti yoramaz, âciz bırakamaz. Zamanın yıpratamadığı tek varlık El-Metîn olan Allah’tır. El-Metîn esmâsı bizlere; “Ey insan! Sen zayıfsın, acizsin, güçlü olan El-Metîn olan Allah’tır” dersini verir. Vahye karşı kurulan tuzakları bozmada Allah çok güçlü, pek çetindir. Zira vahyi gönderen kendisiyle asla baş edilemeyen El-Metîn olan Allah’tır. Metîn isminin sırrına eren bir kul, sabır, metânet ve kuvvet sahibi olur. Kimse onu hak yoldan ayırıp bâtıl yola sevk edemez. Hakkın hatırı her hatırdan üstün tutulur. Hakkın büyüğüne, küçüğüne bakılmaz. Hakkı tutmak ve muhafaza etmek için El-Metîn ismine istinad edilir.

Okumaya devam et
Nûr'dan Tefeyyüzlerim kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın