Şeytanların yaratılış hikmetleri ve desiseleri

Şeytanın şerr-i mahz oluşu…

“Cenab-ı Hak, hayr-ı mahz olarak melâikeyi…, şerr-i mahz olarak da şeytanı…, hayır ve şerden mahrum olarak behaim[1] ve hayvanatı halk etmiştir. Hikmetin iktizasına göre, hayır ve şerre kàdir ve cami olarak, dördüncü kısmı teşkil eden beşerin yaratılması da lâzımdır…”[2] ifadelerine göre şeytanın şerr-i mahz olarak yaratıldığı görülüyor. Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz konu şeytanın yaratılışının hikmetleri ve beşerin mânevî terakkisine yaptığı hizmet ciheti değil; daha çok şeytanın şerr-i mahz olarak halk edilmesidir.

“Madem şeytan şerr-i mahz olarak yaratıldı, niçin secde emrine muhatap oldu? Vereceği cevap belli değil miydi?”

Öncelikle şunu ifade edelim ki secde emri Hz. Âdem’in(as) rüçhaniyetinin tahakkuku içindi. Şeytan böyle bir teklife muhâtap olmasaydı insanın yaratılmasındaki hikmet muattal kalırdı. Çünkü Hazret-i Âdem’in (as) yaratılması ve vazifelendirilerek dünyaya gönderilmesi çok mühimdir.  Hazret-i Âdem(as) “Öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkiyât-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netâicindendir.”[3] Beşerin kabiliyetlerinin inkişaf edip ortaya çıkması için insana musallat ve muharrik bir kuvvet olmalıydı. Bu vazife şerr-i mahz olarak yaratılan şeytanın insana musallat olması ile tahakkuk etti.

Okumaya devam et
Risâle-i Nûr Çalışmaları kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Vicdanın anâsır-ı erbâası

Vicdanın anâsır-ı erbâası(dört unsuru) ve ruhun dört havâssı(hassesi, duygusu):”İrade, zihin, his, latife-i rabbaniye”[1]dir.

Ruhun bu dört havâssının her birinin bir gayâtü’l-gayâtı vardır. Yani her bir havâssın nihayi ulaşacağı bir zirve noktası, erişilmek istenen asıl amaca ulaşmaya vesile olan gayesi vardır.

1.İradenin ibadetullahtır. Yani iradenin gâyeti ibadet-i Rahmânîdir. Allah, insanın ruhuna yerleştirmiş olduğu irade borazanını aslî olarak kendisine ibadet etmesi için vermiştir. İbadet, Allah’ın emirlerini yapmak ve nehiylerinden sakınmaktır. İrade ise, bir fiil öncesindeki tercih kabiliyetidir. İnsan kendisine verilen iradeyle Allah’ın emrettiklerini yapmalı, nehyettiklerini yapmamalıdır. Yani irademize Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasakları yön vermelidir. İrademizi ibadet tercihinde kullanmalıyız. İnsan, iradesini sû-i istimâl etmezse, Allah’a ibadette kullanarak rıza makamına ulaşabilir. Böylece irade ibadetullahta gayâtü’l-gayâta sevk olunmuş olur. Zaten insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi Hâlık-ı Kâinatı tanımak ve Ona iman edip ibadet etmektir. Böylece insanın vazife-i fıtratı mârifetullah ve iman-ı billâhtır ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.

Okumaya devam et
Genel, Risâle-i Nûr Çalışmaları kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Rûhun mânen terakkisi

Cenab-ı Hak teâla ve tekaddes, insanı halk etmeyi irade buyurduğunda; Onu, kâinatı içinde cem’eden cami bir nüsha kılmış, onsekizbin âlemi müştemil olan âlem kitabına da bir fihriste etmiştir. Belki, hayat ve vücut ile berâber, kıymettar bir rûh cevheri ona verilmiştir. İnsanın rûhu, en latîf ve sabit bir cevherdir. Ve insanın rûh cevherinde Cenâb-ı Hak taâlanın ayrı ayrı isim ve unvanlarla tecelli eylediği bütün âlemlerin numunelerini tevdi buyurmuştur. İnsan her ne kadar cismen küçük bir şey de olsa, m’ahiyeti itibariyle (yani rûh cevheri itibarıyla) büyüktür. Evet, insanın cevheri büyüktür, öyle ise ebede namzettir. İnsan, nur-u îmân ile âlâ-yı illiyyîne çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Evet, insaniyet, îmân ile insaniyet olduğunu gösterir. Bunlara binâen “O îmân-ı billâhtır ki ziya-yı rûhumuz, hem nur-u hayatımız, hem de rûh-u rûhumuz.”[1] Her rûhun bir ihtiyac-ı hakîkîsi olan hakîkî îmân nuru, rûhumuzun rûhudur. Rûhun terakkiyatı îmân iledir. Onun içindir ki îmân-ı billâh, marifetullah ve muhabbetulllah rûhun hissiyât-ı ulviyesini tatmin eder.

Okumaya devam et
Nûr'dan Tefeyyüzlerim kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Müyûlât-ı kalbiye ve Temâyülât-ı aklîye

Hilkat ağacının neticesi ve semeresi insandır. Malûmdur ki, semere bütün eczânın en ekmeli ve kökten en uzağı olduğu için, bütün eczânın hâsiyetlerini, meziyetlerini taşır ve içine alır. Hilkat-i âlemin hakîkî gâyesi hükmünde olan çekirdeği yine insandır. Hayy-ı Ezelî kâinatı hayat için halk etmiş ve kâinatın merkezine hayatı ve insanı koymuştur.

Hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri olan ruha, çekirdek hükmünde bir latîfe-i rabbaniye olan kalb derc edilmiştir ki; o kalb kâinatı içine alabilecek bir kabiliyeti ve muhabbeti taşımaktadır. Onu içindir ki kalb insanın çekirdeği konumundadır. Kalbin imân-ı billâh, marifetullah ve muhabbetullah canibine sevk edilmesi için ubûdiyet ve ihlâs altında İslâmiyet suyu ile iskâ edilmesi gerekir. Bu iskâ ile kalb, îmân ile intibâha gelir ve insanın mânevîyatına hayat verir. Îmân ile intibâha gelen kalb, nurânî, misâlî âlem-i emirden gelen emirlere müheyya olur. Âlem-i emirden gelen emirler ise Allah’ın kullarına teklifidir. Nurânî, misâlî âlem-i emirden gelen emirlerle nurânî  bir ağaç olarak yeşillenen kalb, insanın cismânî hayatına da rûh ve hayat olur. Rûh âlem-i emirden gelen emirlerle hayat bulur ve devam eder.

Okumaya devam et
Genel, Nûr'dan Tefeyyüzlerim kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum yapın

Şerîat-ı İslâmiye

Şerîat, şereâ kökünden gelir, kànûn yani hüküm koyan mânâsındadır. Şâri-i hakikî (hakikî kànûn koyucu) Allah’tır. Bedîüzzamân Hazretleri’ne göre şerîatın yüzde doksan dokuzu ahlâk, ibâdet, âhiret ve fazîlete aittir. Yüzde bir nispetinde siyâsete mütealliktir. Siyâsete müteallik kısmını ise idareciler düşünmelidir. Ayrıca Bedîüzzamân’ın şerîat tarifi “efrâdını câmi, ağyârını mâni”[1] çok şümullü ve kapsayıcıdır. Klasik ve slogancı bir tarif değildir.

Bedîüzzamân Hazretleri her meselenin iki cihetini nazara sunar. Aklî, ilmî ve dinî yönden tariflerini yapar. Şerîat meselesi de böyledir. O’nun ifadesiyle “Şerîat ikidir.”

Okumaya devam et
Risâle-i Nûr Çalışmaları kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum yapın