Peygamber Efendimiz(sav), nakl-i sahih-i kat’î ile, ferman etmiş: “Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet hâlini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak.”[1] deyip, Hazret-i Hasan(ra)’ın altı ay hilâfetiyle, Ciharyâr-ı Güzînin (Hulefâ-i Râşidînin) zaman-ı hilâfetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline girmesini, sonra o saltanattan ceberut ve fesad-ı ümmet olacağını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış.”[2] Bu hadisin de sırıyla Hz. Hasan(ra) Efendimiz, İslâm târihinde Beşinci Halîfe olarak kabul edilir. Babası Hz. Ali(ra)’nin şehadetinden sonra Kûfe’de halkın biatıyla halîfe seçilir. Bazı İslâm târihçileri ve âlimleri, Peygamber Efendimiz(sav)’in “Hilâfet benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır.”[3] hadisine dayanarak, Hz. Hasan(ra)’ın yaklaşık altı aylık hilâfet süresini “Hulefâ-yi Râşidîn” döneminin devamı ve tamamlayıcısı olarak kabul ederler.
Hz. Hasan(ra) hilâfetten niçin çekilmiştir?
Hz. Hasan(ra)’ın hilâfeti Muaviye b. Ebû Süfyan lehine bırakmasının temel sebepleri vardır.
Birincisi: Müslümanlar arasında kan dökülmesini engellemek için hilâfetten çekilmiştir. Cemel ve Sıffin savaşlarında Müslümanlar arasında çok büyük acılar yaşanmıştır. Hz. Hasan(ra), daha fazla kan dökülmesini ve İslâm toplumunun (ümmetin) tamâmen bölünmesini önlemek için kendi hakkından vazgeçmiştir. Yani altı aylık beşinci halifelikten ferâgat etmiştir.
İkincisi: Ümmetin birliğini sağlamak için. O dönemde İslâm dünyası Şam ve Kûfe merkezli ikiye bölünmüş vaziyetteydi. Hz. Hasan(ra), İslâm birliğini sağlamak adına barışı savaşa tercih etmiştir.
Üçüncüsü: Peygamber Efendimiz(sav)’in müjdesini gerçekleştirmek için. Hz. Muhammed(sav), torunu Hz. Hasan(ra) için henüz küçükken, “Bu benim oğlum seyyiddir. Umulur ki Allah onunla Müslümanlardan iki büyük grubu barıştıracaktır”[4] buyurmuştu. Hz. Hasan(ra), bu mânevî mirasa uygun hareket ederek sulhu seçmiştir.
Dördüncüsü: Fitne kapısını kapatmak için. Müslüman toplumu içindeki fitnenin dine ve devlete verdiği zararı görmüş, dünyevî saltanattan ziyâde mânevî saltanatı tercih ederek Müslümanların selâmeti için ferâgat etmiştir.
Risale-i Nur zaviyesinden Hz. Hasan(ra)’ın ferâgati
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur’da bu konuyu işlerken Hz. Hasan(ra)’ın ferâgetini şu cihetlerle değerlendirir:
1.Siyasetten diyanete: Hz. Hasan(ra), geçici ve keşmekeş olan siyâsi hilâfeti bırakmış; bunun yerine mânevî, ilmî ve dinî bir irşâd yolunu seçmiştir. Bu, “ferâgat mesleğinin” esasıdır. Bu vaziyet dünyevî ve fanî olanı, büyük ve ebedî olan için feda etmektir.
2.Nur Talebelerinin mihmandarı: Risale-i Nur’da Hz. Hasan(ra)’ın altı aylık hilâfeti, ‘Hulafe-i Raşidin’in hem bir devamı hem de bitişi olarak görülür. Nur talebelerinin ‘ihlâs’ ve fiili ‘siyasetten çekilme’ düsturları, bir cihette Hz. Hasan(ra)’ın bu ferâgat mesleğine dayanır.
3.Enâniyeti terk: Bir insanın haklı olduğu bir davâda, sırf sulh ve kardeşlik adına hakkından vazgeçmesi nefis için en zor imtihandır. Hz. Hasan(ra), şahsî izzetini ve makamını İslâm’ın umûmî menfaatine feda ederek hakikî ferâgatin ne olduğunu göstermiştir.
Hz. Hasan(ra)’ın ferâgati; haklıyken vazgeçebilme, cemâatin, cemiyetin ve İslâm toplumunun huzuru için şahsî hakkından rücû etme ve dünyevî saltanat yerine mânevî hizmeti tercih etmektir.
Abdülbâkî Çimiç
bkicimic@hotmail.com
[1] Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273
[2] Mektubat, s.126(2017)
[3] Müsned, 5:220, 221
[4] Darimi, “Sünne”, 12; Tirmizî, “Menâkıb”, 25