Çekirdekteki kuvvet…

Atomun merkezinde üç temel tanecik bulunur. Bunlar proton, elektron ve nötron olarak çekirdek kadrolardır. Atomun çekirdeğinde bulunan proton ve nötronda çok büyük bir kuvvet vardır. Nükleer santraller bu çekirdekteki enerjiyi ortaya çıkarır. Kalbin atım merkezinde de çekirdek hücreler yer alır. Kalbin çalışması için zarûri olan elektriksel nurânî ileti bu merkezden gelir. Kâinatın çekirdeğinde de bu […]

Ehl-i hakikat ve Hû lafzı…

Bediüzzaman Hüve Nüktesi’nde ‘Hû’ lafzında azîm bir sikke-i tevhid var olduğunu ispat ediyor. Kâinattaki her zerre söylediğimiz ‘Hû’ ile beraber ‘Hû’ diyor. Hava zerrelerinde ‘Hû’ zikr-i halkası teşekkül ediyor. Kâinatı ‘Hû’ sikke-i tevhidi kuşatıyor. Onun için “Lâ ilâhe illallâh” kelime-i kudsiyesini çok tekrar etmek lâzım. Hüve Nüktesi bu bakımdan dikkatle okunmalı ve mütalâa edilmelidir. Çünkü […]

Dâire-i imkân ve dâire-i vücûb

Dâire-i vücûb, hiçbir zaman değişmeyen ve mümkinâttan olmayan âlemler, Allah’ın isimleri ve sıfatları gibi; yani ilâhlık dâiresi olarak bilinir. Dâire-i imkân ise, imkân âlemi; kâinat dâiresidir. “İmkân, var olmakla olmamanın eşit olmasıdır. Yaratılan her şey imkân dairesinde yer alır. Yani var olarak gördüklerimiz olmayabilirlerdi veya çok daha farklı hususiyetlerde olabilirlerdi. Eşyanın varlığı kendi zatından olmayıp Allah’ın […]

Zâhir ve bâtında gidenler

Her şeyin biri zâhir, biri de bâtın; yâda biri dış, biri de iç olmak üzere iki ciheti var. Dâire-i İsm-i Bâtın ile dâire-i İsm-i Zâhir, içice ve karşı karşıyadırlar. “Zâhir ile bâtın arasında müşâbehet(benzerlik) varsa da, hakîkate bakılırsa aralarında büyük uzaklık vardır.”[1] Beşerin kısm-ı küllîsi, zâhirde gidiyor. Zâhire meftûn ve kışırda kalıyor. Mesela; kestanenin zâhiri […]

Ahirzamanda Kutb-u İrşâd

Müceddid; bulunduğu ve yaşadığı asrın en büyük âlimi ve evliyasıdır. Bu noktadan bakacak olursak, Bediüzzaman son asrın müceddidi olması hasebi ile, bulunduğu dönemin bütün aktab ve evliyalarının üzerinde bir konumdadır. Bu Bediüzzaman’ın şahsi kemali ve makamıdır.Risale-i Nurlar, bu zamanda mehdiyet makamını ifa ediyor ve insanların terbiye ve irşadında en mükemmel bir kutup gibidir. Elbette böyle bir […]

İnkibâz hâlleri

“Darlık (kabz) veren de, bolluk (bast) veren de Allah’tır. Siz (her an) yalnız O’na döndürülüyorsunuz.”[1]             İnsan bazen inkibâz hâlleri yaşar. Bediüzzaman “Rûhânî inkibâz inşâallah geçecektir.”[2]diye ümit veriyor. İnkibâz vaziyeti maddî ve mânevî havanın bozulmasıyla ârız olduğu gibi, insanın mânevî hastalıklara dûçâr olmasıyla da alâkalı olabilir. Nefis ve şeytanın insana kurduğu tuzaklar da inkibâz hâline sebebiyet verebilir.

Ey Tâlib-i Hakîkat!

“Bütün Sözler’de konuşan ben değilim. Belki, işârât-ı Kur’âniye namına hakîkattir. Hakîkat ise hak söyler, doğru konuşur.”[1] İşte Bediüzzaman’ın hak ve hakîkat için söylediği mühim sözler. Ayrıca Bediüzzaman kendi sözlerinin mihenge vurulmasını tavsiye eden bir müceddittir. Çünkü o bir hakîkat kahramanı, hak ve hakîkatin sarsılmaz bir müdafidir.