Tavizsiz İstikrâr Çizgisi:Yeni Asya

Tavizsiz istikrar çizgisi: Yeni Asya

Biz O’na “Hakikatin gür sesi, Yeni Asya Gazetesi” dedik. Çünkü O,’Gerçekten Haber Verir.’ Öncelikle ‘Hakkın hatırını âli bilir.’

Yeni Asya, Bediüzzaman Hazretleri’nin “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şuradır.” Cümlesini serlevha yapmıştır. Çünkü “Asya kıt’asının ve istikbâlinin keşşâfı ve miftâhı şûradır. Yani, nasıl fertler birbiriyle meşveret eder; taifeler, kıt’alar dahi o şûrayı yapmaları lâzımdır.”[1]

Yeni Asya, Bediüzzaman Hazretleri’nin “Risâle-i Nur, bu mübârek vatanın mânevî bir halâskârı olmak cihetiyle, şimdi iki dehşetli mânevî belâyı def etmek için matbuât âlemiyle tezâhüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim.”[2] Tespitini tahakkuk ettirmeye çalışmıştır. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri “…matbuat lisânıyla konuşmak lâzım gelmiş diye kalbime ihtar edildi.”[3] Demiştir. Ayrıca “Bu zamanda Nûrlarla hizmet-i îmâniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur.”[4]

Bediüzzaman Hazretleri: “Volkan gibi cerâid-i diniye (dinî gazeteler) ile nesâyih-i dinîyeyi, o mütehassis (hisli, duygulu) ve müteheyyic (heyecanlı) vicdanlara yağdırmak istiyoruz.”[5] Diyerek dinî gazetelerle nesâyih-i diniyenin yapılabileceğini bizzat kendisi yaşayarak göstermiştir.

Bediüzzaman Hazretleri gazetecileri “hutebâ-i umûmî (umûma hitap eden hatipler, vaizler)” olarak tavsif eder. Gazetelerin bedraka-i efkâr (fikirlerin kılavuzu, yol göstericisi) olmaları gerektiğini de ifade eder. Gazeteciler meslek-i aslî olarak böyle de olmalıdırlar. Müslümanların “Muvakkat naşir-i efkârı i’lâ-i kelimetullahı hedef-i maksad eden umum cerâiddir (gazetelerdir)”[6] tesbitini de yapar. Yeni Asya bu tavsiyelere azami derecede dikkat etmeye gayret etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri gazetecilere ise “Ey gazeteciler! Edipler edepli olmalı; hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalı. Ve onun sözleri kalb-i umûmî-i müşterek-i milletten bîtarafane çıkmalı. Ve matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i halise tanzim etmeli.”[7] Tavsiyesini yapmaktadır.

Yeni Asya, “İslâmiyet aşikâredir… Hem de ihfâ, hile ve şüpheyi dâvet ettiğinden, hile ve şüpheden münezzeh olan hakîkat, hafâdan da müstağnidir. Hem de hile, terk-i hile ve doğruluktur.”[8] “Bazan izhâr, çok defa ihfâdan daha ziyâde efdal olur.”[9] prensiplerine bağlı olarak neşriyatını yapmaktadır.

Yeni Asya, Risâle-i Nur’u me’haz kabul ederek, hizmet ekolü prensiplerinin en temel noktalarını net, şeffaf ve ihfâdan beri bir şekilde ders almıştır. Bediüzzaman Hazretleri’nin mesleğinin ve meşrebinin en temel vazgeçilmez düsturlarını hizmet ekolüne nokta-i istinad yapmıştır.

Yeni Asya, hayata ve ahvâl-i âleme Risâle-i Nur penceresinden bakmış; Risâle-i Nur hakîkatleri ile bir dürbün gibi içtimâî ve siyâsî hayatın en ince noktalarını yakınlaştırmış ve netleştirmiştir. Risâle-i Nur hakîkatlerinden asrı tahlil etmiş, bu asrın helâket-felâket asrı olduğunu görmüş, ahirzamanın dehşetli iki dinsizlik cereyanını keşfetmiştir.

Yeni Asya, asrımızın Kur’ân derslerini Kur’ân’ın mânevî bir mu’cizesi ve tefsiri olduğunu görmüş, Kur’ân’ı ve sünneti bu asırda Risâle-i Nur’la yaşamayı hayat düsturu yapmıştır. Sadırdan değil, satırdan hizmeti esas almış, kitabî bir hizmeti intihab ederek haklı şûrâyı te’sis etmiş ve o şûrâ ile şahs-ı mânevînin tahakkukunu ve üstadlığını rehber edinmiştir.

Yeni Asya, her sözün kalbe girmesine yol vermemiş, söylenen sözü önce hayâlin elinde tutup Risâle-i Nur mihengine vurarak akılda ve kalbde saklamıştır. Bu zamanın şahıs zamanı olmadığını, cemâat zamanı olduğunu ders almış, fertlerin te’sirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavim olduğunu görerek ve tesirat-ı hariciyeye kapılmakla çok ahkâm-ı diniyenin feda edildiğini bizzat müşahede etmiştir.

Yeni Asya, fikr-i infirâdiye değil, şûrâlarla tahakkuk eden ruh-u cemâatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevîye ittiba etmiştir. Yeni Asya’nın muharriki aşk-ı İslâmiye ve hamiyet-i diniyedir. Siyâsetçilik ve tarafgirlik hastalığı bu mütesânid dâvâya arız olmamıştır.

Yeni Asya, kâinatta tecelli eden şeriat-ı fıtrî ile meşiet-i diniyi imtizac ettirmiş, sünnetullah kânunlarını içtimâi ve siyâsî hayatta tatbik etmeyi bir zaruret bilmiştir. Ayrıca kemiyet değil keyfiyet hakîkatine hasr-ı nazar etmiştir. Hak bildiği yoldan asla taviz vermemiş ve dönmemiştir.

Yeni Asya, geçici rüzgârlara kapılmamış, maddî ve mânevî fırtınalara göre tavır değiştirmemiştir. Fikirlerini ve hizmetlerini asla gizlememiş, net ve mert olmayı izzet-i İslâmiyenin bir seciyesi olarak kabul etmiştir.

Yeni Asya, asla devlete talip olmamış, ucuz hesaplar yapmamış, siyâseti ve siyâsetçileri mümkünse dine dost yapmaya çalışmıştır. Siyâsette ahrâr ve hürriyetçi çizgiden asla taviz vermemiştir. Yeni Asya insana talip olmuş, insanların ebedî hayatını imân-ı tahkiki ile kurtarmayı maksâd-ı aslî olarak hizmetlerinin esası yapmıştır.

Abdülbâkî ÇİMİÇ
bkicimic@hotmail.com

http://www.feyzinur.com

[1] Eski Said Dönemi Eserleri,2013,s.355

[2] Emirdağ Lahikası-I,2013,s.187

[3] Emirdağ Lahikası-I,2013,s.187

[4] Lem’alar,2013,s:581

[5] Eski Said Dönemi Eserleri,2013,s.98

[6] Eski Said Dönemi Eserleri,2013,s.84

[7] Eski Said Dönemi Eserleri,2013,s.124

[8] Eski Said Dönemi Eserleri, s. 76, 77

[9] Şualar,2013,s.492

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir