İllet-i Tâmme

İllet-i tâmme: Herhangi bir şeyin var olması için lâzım gelen sebeblerin tamamıdır. Bu sebeplerin içinde esas olan ise elbetteki illet-i hakîkî olan kudret ve irâde-i Rabbâniyedir.

“Bir şey vâcib olmazsa, vücuda gelmez.” Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir.(Sözler)

“İllet-i tâmme ise, malûlu, bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor. (sözler)”Bu cümle bütün müşkülleri sanırım hallediyor olmalı. İllet-i tâmme ise, sebepleri ve illetleri, zaruretle ve olması mutlaka gereken, vâcip olan bilvücubu gerekli kılıyor.Öyleyse illet-i tâmme için yüzer şartlardan ve sebeplerden geçip (çünkü sebeplerin tesiri yok) illet-i hakîki olan kudret ve irâde-i Rabbâniyedir demek gerekiyor.Çünkü sebeplerin de yaratıcısı Allah’tır.

Ancak bir nokta var ki o da bir şeyin derhal vücuda gelmesinde irâde-i cüz’iyenin taallukuyla irâde-i külliyenin taalluku meselesidir ki Üstad şöyle işaret etmiştir.” Bir şey, vücudu vâcib olmadıkça vücuda gelmez. Evet irâde-i cüz’iyenin taallukuyla irâde-i külliyenin taalluku bir şeyde içtima ettikleri zaman, o şeyin vücudu vâcib olur ve derhal vücuda gelir. (İşarât’ül İ’caz)”İrâdî emirlerde Cenâb-ı Hak kulun irâde-i cüziyyesini kendi irâde-i külliyesine bir şart-ı adi yapmıştır.Yoksa cebir olurdu ve kula itiraz hakkı doğardı. Allah cebirle bir iş yaptırmıyor. Onun için de irâde-i cüziyye ile kul seçme serbestliğine sahiptir.

“Bir nimetin vücudu, o nimetin umûm şartlarına bakar. Hâlbuki o nimetin yokluğu, bir tek şartın yok olmasıyla oluyor.

Meselâ: Bir bahçeyi sulayan cetvelin deliğini açmayan adam, o bahçenin kurumasına ve o nimetlerin yokluğuna sebep ve illet oluyor. Fakat o bahçenin nimetlerinin vücudu, o adamın hizmetinden başka, yüzer şartların vücuduna yetişmekle beraber, illet-i hakikî olan kudret ve irâde-i Rabbâniye ile vücuda gelir. (17.Lema) “Burada da yine irâde-i cüziyyenin irâde-i rabbâniyeye bakan yönleri görülüyor.

Madem illet-i tâmme, herhangi bir şeyin var olması ve vücuda gelmesi için için lâzım gelen sebeblerin tamamı ise, öyleyse bir şeyin, vücudunun vâcib olması ve irâde-i cüz’iyenin taallukuyla irâde-i külliyenin taalluku bir şeyde içtima ettikleri zaman, o şeyin vücudu vâcib olur ve derhal vücuda gelir. Demek irâde ve kudret-i rabbaniye esastır.

Çünkü “o bahçenin nimetlerinin vücudu, o adamın hizmetinden başka, yüzer şartların vücuduna yetişmekle beraber, illet-i hakikî olan kudret ve irâde-i Rabbâniye ile vücuda gelir.

Bu noktadan da bakıldığında bir şeyin vücudunun yaratımasında illet-i hakîkî olan kudret ve irâde-i Rabbâniye esas ve asıldır.

Abdülbâkî Çimiç

bkicimic@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir