Potansiyel Durum ve Günümüzde Cihad

Soru: “Potansiyel durumdan vazîfe çıkarma” mevzû’sunu nasıl anlamalıyız? Günümüzün cihadı nasıl olmalıdır? Cihad için üniversite okuması gerekiyorsa ne olacak?

Cevap: Öncelikle “Merak ilmin hocasıdır.” sözü çerçevesinde sorular için tebrîkler. Çok orijinal ve önemli sorular sorulmuş. Soru sormak da bir mahâret ve seviye gerektirir. Belki bu sorulara hakkıyla cevap vermeye kendimizi lâyık göremiyoruz. Ancak düşüncelerimizi paylaşmak babından bir şeyler yazmak isteriz.

Potansiyel durum nedir? Öncelikle bunu anlamamız gerekir. Biliyorsunuz barajlar vardır. Bu barajlarda potansiyel ve durgun bir enerji bulunur. Bu barajdaki sulara dinamolar koyularak o potansiyel ve durgun enerji hareket enerjisine çevrilir. Bu hareket enerjisinden de elektrik enerjisi elde edilir. İşte potansiyel durumdan evlerimize ve günlük hayatımıza gelen enerji ve vazîfe budur. İnsanın fıtratına da potansiyel isti’dadlar ve kabiliyetler koyulmuştur. Bu isti’dadlar elmas ve kömür kabilindendir. Potansiyel elmas ve kömür kabiliyetlerin kullanılması insana aittir. İnsan kendi irâde-i cüz’iyyesi ile hangi kabiliyetini seçer ise onun neticesine ulaşır. Bu kabiliyetlerin nemalanması ve inkişâfı için din ve peygamberler gönderilmiştir. Çünkü bu kabiliyetlerin işlenmesi için bir teklif gereklidir. Teklif(şeriat) olmadan insan rûhuna derc edilen bu kabiliyetler gelişemez.

Öyleyse bu asra bakalım. Bizim elimizde potansiyel olarak ne var? Biliyoruz ki biz kuluz ve Rabbimiz bizi çeşitli nimetlerle( maddi ve mânevî) donatmış ve kendisini bize tanıtmak istiyor. Bizim elimizde Efendimize(asm) gönderilen teklif ve vahiy vardır. En büyük potansiyel enerji aynen o baraj gibi Kur’ân ve onun yaşanmış hali olan sünnettir. Ancak bizler Kur’ân’ı ve sünneti asrımızın fehmine uygun olarak anlamakta zorlanıyoruz. İlmimizin yetersizliğinden anlamamız ve tatbîk etmemiz zordur. Öyleyse adetullah gereği verese-i Nübüvvet olan bir Müceddide ve onun eserlerine mürâcaat etmemiz gerekiyor. İşte bu mânâda önümüze Risâle-i Nûrlar çıkıyor. Öyleyse o potansiyel durum olan Kur’ân ve sünnetten en önemli vazîfe çıkarmak bu zamanda Risâle-i Nûrlara ihlâs, sadâkat ve tesânüd sıfatları ile çalışmamız gerekmektedir. Risâle-i Nûrlar bize kazandırdığı îmân nimetine mukâbil bizden bu üç sıfatı istemektedir. Hem bir Nur talebesi hayatının en önemli gâyesini Risâle-i Nûrlara hizmet ve vazîfe bilir.

Eğer siz bu potansiyel durumdan vazîfe çıkarmayı günlük dünya işlerinden nasıl vazîfe çıkaracağız diye soruyorsanız, buna fazla söyleyecek cümle bulamıyorum. Çünkü bizler Kur’ân hizmetkârları olarak işin o tarafı ile fazla alâkadar olmuyoruz ve olamıyoruz.

Diğer bir konu “Günümüz insanlarının cihadı nasıl olmalıdır?” Biliyorsunuz artık dâhildeki cihad farklı, hâricî tecâvüze karşı cihad ise daha farklıdır. Hele ki ecnebilere karşı cihad eğer tecâvüz etmiyorlarsa iknâ’ ve ilim iledir. Çünkü Bedîüzzamân Hazretleri bize bu noktada şöyle bir prensip söylemektedir.” Zirâ’, medenîlere galebe çalmak iknâ’ iledir, icbâr ile değildir.[1]”

Bedîüzzamân Hazretleri cihad noktasında da önemli açıklamalar yapıyor. Şöyle ki;“Çünkü asıl mesele bu zamanın cihad-ı mânevîsidir. Mânevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dahilî âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.[2]” demektedir. Ayrıca “cihad-ı mâneviyenin en büyük şartı da vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır ki, “Bizim vazifemiz hizmettir; netice Cenab-ı Hakka âittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.[3]” tespitlerini yapmıştır.

Bedîüzzamân Hazretleri cihadı maddî ve mânevî olarak ikişye ayırmış ve şu tespitleri yapmıştır: “Dâhildeki hareket, müsbet bir şekilde mânevî tahribata karşı mânevî, ihlâs sırrıyla hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dahildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dahilde ancak âsâyişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dahil ve hariçteki cihad-ı mâneviyedeki fark pek azîmdir.[4]”

Bu asrın cihadı, mânevî cihaddır. Çünkü küfür artık cephe ve metod değiştirmiştir. Bu asrın dinsizlik cereyanlarına karşı sedd-i zülkarneyn gibi Sedd-i Kur’ânî olan Risâle-i Nûrların elmas kılıçları ile cihad yapılmalıdır. Yanî sarsılmaz delil ve bürhanlar ile cihad yapılacaktır. Bu mânâda kadın ve erkek ayrımı gerekmiyor. Ancak kadınlar daha hassas ve bu asrın fitnelerinden kendilerini ve o seriüstesir olan fıtratlarını korumaları gerekir. Bunun içinde mutlaka mütedeyyin bir zevce ile izdivaç gereklidir. Güvenilir bir eşin emniyetine ve korumasına nikâh ile girmelidir. Yoksa o nazik olan fıtratları taşıyan cins-i latîf olan hanımları bu asrın fitnesi ezecektir. Mütedeyyin bir eşle evlenerek tek gâyesi eşine sadâkat ve evlatlarının mânevî tâlimine dikkat ederek onları yetiştirmek olmalıdır. Bu mânâda Hizmet Rehberi misüllü Külliyattan eserler okunmalı ve takva dairesine aile olarak girilmelidir.

Hizmet-i Kur’âniyeye Risâle-i Nûrlar çerçevesinde çalışmak ve mutlaka derslere katılmak, şahsî ve cemaatî okumalara şiddetle çalışmak gerekir. Böylece en büyüğünü olan nefisle yapılan cihadı yaparak kendini ve ailesini ve de çocuklarını korumuş olur. En yakın daireden başlayarak mütedâhil daireler misüllü sünnete uygun olarak cihadına devam etmelidir.

Son sorunuz,”Cihad için bir üniversite okunması gerekiyorsa ne olacak?

Öncelikle şunu söylemek gerekir. Din bir imtihân ve tecrübedir. Akla kapı açar ancak irâdeyi elden almaz. Yüce Allah Kur’ân ve sünnetle bize bütün ayrıntılarıyla hayatın maddî ve mânevî koordinatlarını göstermiştir. Onun içinde bizlere irâde-i cüz’iyye vermiş ve tercihlerimizde bizi serbest bırakmıştır. Ancak yaptığımız tercihlerde cebir olmadığı için hatalarımızın ve yanlış tercihlerimizin sorumluğunu da Allah bize yüklemiştir.

Şimdi biz tercihlerimizi sadece dünya hayatının rahatı ve makâmlara ulaşmak için mi yapacağız? Yoksa Allahın rızası dairesinde mi yapacağız? Bütün mesele buradadır. Bir kadının üniversiteye gitmesi bir zarûret midir? Veya üniversiteye gitmeden bir insan ilm-i îmân ve islamiyeti öğrenemez mi? Hem üniversiteye gittiğimizde bu tercih için Allah’ın kâinatta hiçbir maslahata ve menfaate tercih edilmeyen bir emrinden vaz geçiyor muyuz? Eğer geçiyorsak bu tercih için Allah’ın rızası var mı? Kâinatın bütün tasarrufu elinde olan yüce Allah’ın hangi şeye gücü yetmez ki bizi bilmesin ve muhafaza etmesin ve mızıklandırmasın? Emrin olduğu yerde yapılan, emir dışındaki tercihler nefsi olmaz mı? Hani amelimizde Allah rızası olacaktı, O razı olduktan sonra bütün kâinat red etse önemi yoktur. Bizler Allah’ın rızası doğrultusunda duruşlar yaparsak istemek talebinde olmasak dahi Allah halklara da kabûl ettirecekti. Öyleyse kadınların cihad için üniversitede okuması taviz vermeleri yerine Allah’ın emrinde sebat edip önce Allah’ı razı etmeleri gerekiyor ki Allah da halkları razı etsin. Çıkış yolu budur diye inanıyorum.

Bâkî ÇİMİÇ

bakicimic@hotmail.com

————————————–

[1] Divan-ı Harb-i Örfî

[2] Emirdağ Lâhikası (2) – Mektup No: 151

[3] Emirdağ Lâhikası (2) – Mektup No: 151

[4] Emirdağ Lâhikası (2) – Mektup No: 151

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir