Risâle-i Nurların Yeni Huruf İle Basılması Hâtırası

295384_435597533179351_303635955_nSon Şahitler Kitabı 3.ciltte yer alan Bayram Yüksel ağabeyin Risâle-i Nurların yeni hufurla tabı ile ilgili hâtıraları.

“Eserlerin baskısını takip ederdi”

“Üstadımız eserlerin sıhhatine çok dikkat ederdi. Hattâ yeni harflere çevirilirken Tahiri Ağabeyle Ceylan Ağabeyi gönderir, ‘Çok dikkat edin’ derdi.

“Risale-i Nur Külliyatı’nın 1955’ten sonra yeni harflerle Ankara, İstanbul, Antalya ve Samsun’da basılmaya başlandığında Üstadımız âdeta bayram ediyordu. ‘Risale-i Nur bayramıdır’ derdi. Sözler mecmuası ilk matbaaya verildiğinde, ‘Ben bunu bekliyordum. Bu bitsin, ben âhirete gideceğim’ dedi. O bitti, Mektubat başladı, ‘Bunu da görsem gideceğim’ dedi. Ondan sonra Lem’alar, İşarâtü’l-İ’caz, Mesnevî-i Nuriye, Asâ-yı Mûsa, Şûalar, Tarihçe-i Hayat ve en son Bediüzzaman Cevap Veriyor basıldı. Her kitap baskıya verildiğinde, ‘Ya Rabbi, bunu görsem gideceğim, bu günleri bekliyordum’ derdi.

“Hattâ birgün Sözler mecmuası ilk çıktığında Said Özdemir kardeşimiz Üstadımıza göndermişti. Üstadımız çok sevindi. Ağabeyimize hediye etmek istedi. O da ‘Üstadım, bu yeni yazıya nasıl müsaade ettin?’ dediğinde Üstadımız, ‘İmanı kurtarmak lâzım, bunu Maarif’le Diyanet basıyor’ dedi. Said Özdemir kardeşimiz o zaman Diyanet İşlerinde memurdu. Atıf Ural Hukuk Fakültesi’nde talebe, Tahsin Tola da milletvekili idi. Bunlar beraber basıyorlardı. Üstadımız onu kastederek, ‘Diyanet ve Maarif basıyor. İmanı kurtarmak lâzım’ diyerek ağabeyimize ısrarla verdi. Ağabeyimiz almadı. ‘Kardeşim, sizin çekirdekleriniz meyve oldu, meyveler ağaç oldu. Bunlar hep sizin hizmetiniz’ dedi. Fakat mübarek ağabeyimiz yine almadı.

“Kırmızı cildi tercih ederdi”

“Mecmualar ciltlenip geldiğinde Üstadımız bayram ediyordu. Cilt işleri İstanbul’da yapılırdı. İstanbul’daki neşriyatı Ahmet Aytimur kardeşle Mehmet Fırıncı ve Mehmet Emin Birinci kardeşlerimiz beraber yaparlardı. Ankara’daki neşriyatı ise, Said Özdemir, Atıf Ural, Mustafa Türkmenoğlu, Tahsin Tola beraber yaparlardı. Üstadımız kırmızı ciltleri tercih ederdi. Formalar gelmeye başladığında, Üstad hâtt-ı Kur’ânla takip eder, bizler de yeni yazıyla. Her mecmua matbaada basılıp ciltli olarak geldiğinde, kapağından başlar, baş sahifesinden sonuna kadar o mecmua bitinceye kadar derslerimizi ondan yapardık. O mecmua bittiğinde sırasıyla diğer mecmuaları okurduk.

“Eserlerin tashihine çok önem verirdi”

“Risale-i Nurlar, yeni yazıyla Ankara ve İstanbul’dan geldiğinde tashih eder, tashihten sonra, eğer elle gelmişse elden, posta ile gelmişse posta ile acele gönderdik. Gelen formaların tashih işlerin bitirip göndermeyince, hiçbir işe bakmaz ve baktırmazdı. Âdeta asker gibi veya saat gibi dakikti. Bir hizmeti anında yaptırırdı. Kırlara gittiğimizde bazen, ‘Hemen döneceğiz’ derdi. Bakardık ki, Ankara’dan veya İstanbul’dan bir üniversiteli kardeşimiz gelmiş, formaları getirmiş, Üstadımızı bekliyor. Hem formayı getirir, hem Üstadımızı ziyaret ederdi. Üstadımız yüksek tahsil gençliğine çok önem verir, daima onları Risale-i Nuru okumaya teşvik ederdi. Formalar tashih olduktan sonra yerlerine gönderilince posta ile gitmişse, telefon ettirir, yerine ulaştığını öğrenince rahatlarlardı. Biz de gönderdiğimizde Üstadımıza tekmil verirdik. ‘Posta veyahut filanca şahısla gönderdik, Üstadım’ derdik. Hizmeti, vaktinde ifa ettiğimizden Üstad da memnun olurdu.

“Risale-i Nurların neşrine çok sevinirdi”

“Risale-i Nur matbaalarında neşr olunmaya başladığında Üstadımız yerinde duramıyordu. Bir faaliyet, bir gayret, bir cevvaliyet… Sevincinden âdeta yerinde duramıyordu. Öyle haller oldu ki, dünyayı tayeran etmek istiyordu.

(Son Şahitler,Cilt:3,Bayram Yüksel’in hatıraları)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.