Maraş’ın Nur Kahramanları

marasin-nur-kahramanlarifba979e8b5Maraş’ın Nur Kahramanları

Kahramanmaraş Genç Yorum faaliyetleri çerçevesinde Yeni Asya Vakfı’nın dâvetlisi olarak “Âhirzaman’ın Kurtuluş Reçetesi: Risâle-i Nur” konulu bir seminer vermek üzere Maraş’a gittik. Kahramanmaraş büyük bir şehir. Ekserce doğu illerinden olarak bilinmesine rağmen bir Akdeniz Bölgesi ilimizdir. Kahramanmaraş’a indiğimizde hayâlimizin fevkinde bir şehirle karşılaştığımı söyleyebilirim. Tam bir Anadolu şehri, târihî dokusu ve tâ Selçuklular’dan kalma eserleri ile ecdâdımızı hep yâd ettiriyor. Ecdâd her Anadolu şehrine öyle bir damga vurmuş ki, asırlardır o eserler onların hizmetlerini ve İslâm’a olan bağlılıklarını fiilleriyle bizlere ders veriyor. Maraş’ın Nur Kahramanları ile şehri Seyir Tepesi’nden temaşâ ediyoruz. Müthiş bir manzara ve tefekkür kareleri ile hemhâl oluyoruz. Maraş’ın Nur Kahramanları bizlere hem mihmandarlık yapıyor, hem de şehir ile alâkalı ziyaret yerlerini gezdirerek bilgiler aktarıyorlar. Maraş kalesini, Sütçü İmam’ın türbesini geziyor ve o kahraman imama duâlar ediyoruz. Şehir turumuz bittikten sonra Yeni Asya Vakfı’na geçiyoruz.

Kahramanmaraş Yeni Asya Vakfı dört katlı ve çok amaçlı bir hizmet merkezi olarak düşünülmüş. Vakıfta hem liseli, hem de üniversiteli talebeler kalıyor. Talebeler için her türlü imkân hazırlanmış. Okuma salonları, yemekhane v.b. hizmetler veriliyor. Vakıf eğitim hizmetleri yanında, kültürel ve Risâle-i Nur hizmetleri için de aktif olarak kullanılıyor. Özellikle en üst kat geniş bir salon olarak düşünülmüş ve çok yönlü seminer ve konferans hizmetlerine cevap verebilecek nitelikte bir mekân durumunda. Kamera sistemi ile hanımların da izleyebileceği bir salon hazırlanmış ve seminerler bu tarzla hanımlar tarafından da takip edilebiliyor. Kahramanmaraş Yeni Asya Vakfı için emeği geçen ve hizmetlerin her bir yerinde şahs-ı mânevî ruhuyla vazife yapan Maraş’ın Nur kahramanlarını tebrik ediyor, hizmetlerin devamını diliyor ve Allah razı olsun diyoruz.

21 Aralık Cumartesi akşamı saat 20.00’de başlayan “Âhirzaman’ın Kurtuluş Reçetesi: Risâle-i Nur” konulu seminerimize kalabalık bir dinleyici topluluğunun katıldığını gördük. Hanımların katılımı da dikkate alındığında 200 kişinin üzerinde dinleyiciye seminerimizi sunmaya çalıştık. Özellikle Gaziantep, Elbistan ve civar mahallerden de katılımın olduğunu müşâhede ettik. Gelenlerle hem hasbihâl ettik, hem de tanıştık. Müfritâne irtibatın hizmetlerimizdeki tesirini bizzat yaşayarak hissettik. Seminere yerel basından Sütçü İmam Üniversitesi çalışanlarından ve farklı hizmet ekollerinde de katılımın olduğunu öğrendik.

Seminer konumuz “Âhirzaman” olunca içinde yaşadığımız asrımızın Risâle-i Nurlar’dan tahlili yapmaya çalıştık. Asrımızın tam da hadis-i şeriflerde ihbâr edilen âhirzaman asrının en dehşetli ve fitnelerin en şiddetli zaman diliminde olduğu kanâatimizi paylaştık. Bu kanâatimize Risâle-i Nur’dan deliller getirdik. Özellikle bu zamanda hükmeden cereyanlara karşı koyabilmenin yolunun Peygamber Efendimiz(asm)’in tavsiyelerini dikkate alarak aşılabileceği tespitlerini aktardık. Asr-ı saadet metodunun, asr-ı âhirzamana tatbik edilmesini Risâle-i Nurların sağladığını belirttik. Bu cihetten Müslümanların niyeti ile birlikte metodunun da meşru olması cihetinin ehemmiyetine işaret ettik. Risâle-i Nurlar’ın Kur’ân ve sünnet adına asr-ı saadet metodunu ahirzamanın çıkış ve kurtuluş reçetesi olarak ibraz ettiğini söyledik ve iman, hayat ve şeriat olarak formüle edilen vazifelere asr-ı saadetten misaller vermeye çalıştık. İslâm’a hizmet eden metodlara da işaret ederek Bediüzzaman Hazretleri’nin mi’rac-ı Kur’ân yoluna işaret ettiğini ve bu zamanda mi’rac-ı Kur’ân yolu ile ümmetin kurtulabileceğini ve bu yolun hem en kısa, hem en selâmetli ve umûma eşmel bir yol olduğunu okuduk. Bu mânâda Üstâd’dan Sungur ağabeyin naklettiği bir hatırayı okuyarak naklettik. Şöyle ki: “Bedîüzzamân son Ankara seyahatlerinden birinde beş altı meb’us ziyaretine geldiği zaman sohbet esnasında onlara şu hususu anlatmıştı: ”Ben altmış sene evvel, bu zamanda hakîkate ulaştıracak bir yok arıyordum. Yâni bu zamanda sağlam bir imân ve itikad elde etmek, İslâmı tam anlamak, menfî ve muzır çok cereyanların hücumunda sarsılmamak için kısa bir yol aradım. Evvelâ ” hükemâ mesleğine” mürâcaat ettim. Yalnız akıl ile hakîkate ulaşmak istedim. Pek çok zor ile iki defa hakîkate ulaştım. Baktım beşeriyetin en dâhileri dahi yarı yolda kalmışlar, ancak bir iki kişi sırf akıl ile hakîkate ulaşabilmişler.

O zaman dedim: ” Beşerin en dâhilerin gidemediği bir yol umûma tâmim olamaz.” diye o yolu terk ettim. Çünkü çok feylesoflar, hatta İbn-i Sina, farabi, Aristo vesaireleri yarı yolda kalmışlar. Ancak bir iki kişi hakîkate çıkabilmiş gördüm. O zaman anladım ki, beşerin en dâhilerinin çıkamadığı bir yol, bir meslek, umûma cadde olamaz. Sonra tasavvuf mesleğine mürâcaat ettim, tetkik ettim; gördüm ki çok nûrlu, çok feyizlidir. Fakat âzamî itina istiyor. Bu yolda ancak ehass-ul havas gidebilir. Bu da bu zamanda umûma yol olamaz diye Kur’ân’dan istimdad eyledim. Cenâb-ı Hakka şükür, Risâle-i Nûr ihsan edildi. Bu zamanda ehl-i imânın selametli, kısa bir tarik-i Kur’ân’idir.”[1]

Seminerimizin bir saate yakın süren birinci bölümünün ardından ikinci bölümde Risâle-i Nur’da şahs-ı mânevî konusunu tamamını tespit etmiş olduğumuz Risâle-i Nur Külliyatı’nın müteferrik yerlerinden toparlayarak okumaya çalıştık. Bu zamanın, cemâat zamanı olduğunu, ferdî şahısların dehâsı, ne kadar harika da olsa, cemâatın şahs-ı mânevîsinden gelen dehâsına karşı mağlûp düşebileceğini beyan ettik. Bu asırda şahıs dahi, hatta yüz dahi derecesinde de olsa yine de bir şahs-ı mânevî karşısında mağlup durumda olmasını hatırlattık.

Risâle-i Nur’dan “Zaman cemâat zamanıdır. Cemâatın ruhu olan şahs-ı mânevî daha metindir. Ve, tenfiz-i ahkâm-ı şer’iyeye(dini hükümlerin yerine getirilmesinde) daha ziyade muktedirdir. Cemâatin ruhu olan şahs-ı mânevî eğer müstakim olsa, ziyade parlak ve kâmil olur. Eğer fena olsa, pek çok fena olur. Ferdin iyiliği de, fenalığı da mahduttur. Cemâatin ise gayr-ı mahduttur.”[2] noktalarına temas ederek “Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâhit idi. Şimdi ise, zaman cemâat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemâatten çıkmış, az mütehassis (az hislenen), sağırca(her söylenen sözün kalbe girmesine fırsat vermeyen), metin bir şahs-ı mânevîdir ki, şûrâlar o ruhu temsil eder.”[3] kısımlarını bizzat kitaptan okuyarak tahlillerini yapmaya çalıştık.

Öyleyse şahs-ı mânevî, nâfiz bir içtihâda mâlik ve bir velâyet-i kâmileyi hâiz, yüksek ve azîm bir heyetin tesânüdüyle, o heyetin telâhuk-u efkârından (fikirlerin birbiri peşine gelip birleşmesinden) ve rûhlarının tenâsübüyle (uygunluğuyla) birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzâde (hür, serbest) olarak tam ihlâslarından doğan, dâhi ve daimî bir cemâatin rûh-u mânevîsidir.

Seminerimizi Bediüzzaman Hazretleri’nin “Ey demir gibi sarsılmaz kardeşlerim! Bana yardım ediniz. Mes’elemiz çok naziktir. Ben sizlere çok güveniyordum ki, bütün vazifelerimi şahs-ı mânevînize bırakmıştım. Siz de, bütün kuvvetinizle benim imdadıma koşmanız lâzım geliyor.[4] Cümleleri ile bitirdik.

Güncel hâdisat-ı içtimâîye ve siyâsîye ile ilgili gelen husûsi suallere de kısaca şöyle cevap vermeyi uygun bulduk. Risâle-i Nurlara mümânâat eden perdenler açılmaya başlıyor. Zahirde kuvvetli, hakikatte zayıf olan sebepler ve perdeler çekiliyor. Cenab-ı Hak, Risâle-i Nurların fütuhatına zemin izhar ediyor. Risâle-i Nur talebeleri ümmete istikamet gösteren ve ümmetin kurtuluş reçetesi olan, asr-ı saadet metodunu asr-ı ahirzamana taşıyan Risâle-i Nurlara çok çalışmalı ve şevkle hizmetlere tahşidat yapmalı. Üstâd Hazretleri madem bütün vazifelerini şahs-ı mânevîyeye bırakmış, öyleyse bütün himmet ve gayretle şevk içinde hizmetlerimize koşmalıyız. Muhtaç olan mütehayyirlere nur-u Kur’ân hakikatlerini ulaştırmalıyız.

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com
http://www.feyzinur.com
[1]Mustafa Sungur” N.Şahiner -Aydınlar Konuşuyor,1979,2.Baskı, s:399
[2]Mesnevi-i Nuriye,2006,s:162
[3]Sünuhat, 2007,s:123,24
[4]Şualar, s: 498

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir