Risâle-i Nur’da Cumhûriyet ve Demokrasi

Risâle-i Nur’da Cumhûriyet ve Demokrasi

Bedîüzzamân Hazretleri Müceddid-i Âhirzaman olarak ümmetin bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek mes’eleleri ele almış ve vazifesi gereği içtimâî ve siyâsî meseleleri de hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tefsir etmiştir. Asırlardan beri birikerek gelen fikir karmaşalarına son vermiş; dinin yüzlerce tılsımlarını keşfetmiş ve çözmüş; ümmete selâmet yolunu irâe etmiştir. Çünkü ahirzamanda gelecek olan müceddidin çok alanlarda vazifesi vardır. Görüldüğü üzere Bediüzzaman Hazretleri’nin de Risâle-i Nur Külliyatı ile “siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları[1] olmuştur. Bu cihetle günümüzde ekseriyetin din ve İslâmiyet hesabına çokça tartıştığı “Cumhuriyet ve Demokrasi” mes’elelerine de açıklamalar getirilmiş, gerekli izahlar yapılmıştır. Meselâ Bediüzzaman Hazretleri “Cumhuriyet, demokrat mânâsındaki meşrûtiyet “diyerek bu kelimeleri eş anlamda kullanmıştır. Ayrıca ”Tebedül-ü esmâ ile hakâik tebeddül etmez[2]”prensibi gereği kavramların isim ve resmine değil, mânâsına ve tatbikatına göre değerlendirmiş ve öyle kıymet vermiştir.

Demokrasi ve Demokratlık bir din veya dindârlık değildir. Bir dünya görüşü ve dünyevî bir sistemin adıdır. Demokratlığın en mümeyyiz sıfatı hürriyetçi olunması ve çimento gibi vazife yapmasıdır. Nasıl ki çimento farklı renk ve büyüklükteki çakıl taşlarını, kum zerrelerini ayrıştırmadan birleştiriyor ise; demokratlık fikri de milletin bütün unsurlarını ve tabakalarını kaynaştırır ve ortak noktalarda birleşmesini sağlar. İnsan hak ve hürriyetlerine çalışmak, hukukun üstünlüğünü esâs almak, kânun hâkimiyeti te’sis etmek, adâlet ve hakkaniyete hizmet etmek demokratlığın en mümeyyiz sıfatlarındandır. Çünkü “Milletin efendisi, onlara hizmet edendir.”[3] “Memuriyet, emirlik ise, reislik değil, millete bir hizmetkârlıktır.” Demokratlık, hürriyet-i vicdan, İslâmiyetin bu kànun-u esasîsine dayanabilir. Çünkü kuvvet kànunda olmazsa şahsa geçer. İstibdâd, mutlak keyfî olur.”[4] “Cumhuriyet ki, adalet ve meşveret ve kànunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir.[5] Cumhuriyet ve demokrat mânâsındaki meşrutiyet ve kànun-u esasî denilen adalet ve meşveret ve kànunda cem-i kuvvet,[6]” cumhuriyet ve demokrat mânâlarını izah etmeye yeterli açıklamalardır.

Bediüzzaman Hazretleri cumhuriyet hükûmetini şu şekilde telakki etmiştir: “Madem hürriyetin en geniş şekli cumhuriyettir. Ve madem hükûmet ise cumhuriyetin en serbest suretini kabul etmiştir. Elbette hakikî ve kat’î ve reddedilmez kanâat-i ilmîyeyi ve efkâr-ı saibeyi, asayişe dokunmamak şartıyla, cumhuriyetin hürriyeti, o hürriyet-i ilmiyeyi istibdâd altına alamaz ve onu bir suç tanımaz.”[7] Ayrıca “Hürriyetin en geniş sûretini veren; hürriyet-i vicdan ve hürriyet-i fikr-i ilmiyeyi temin eden cumhuriyet hükûmeti;[8] hem madem, lâik cumhuriyet cihetiyle ve prensibiyle bîtarafane kalır ve o prensibiyle dinsizlere ilişmez; elbette dindârlara dahi bahanelerle ilişmemek gerektir. Bu hürriyet-i ilmiye, Cumhuriyet zamanında elbette kayıt altına alınmaz.[9]

Nasıl ki hükûmet-i Cumhuriye “dini dünyadan tefrik edip bîtarafane kalmak” prensibini kabul etmiş; dinsizlere, dinsizlikleri için ilişmediği gibi, dindârlara da, dindârlıkları için ilişmemesi o prensibin icabatındandır. Öyle de, ben dahi bîtaraf ve hürriyetperver olan hükûmet-i Cumhuriyeyi, dinsizliğe taraftar ve entrikaları çeviren ve hükûmetin memurlarını iğfal eden gizli menfi komitelerden tefrik ediyorum. Hükûmetin onlardan uzak olduğunu iddia ediyorum, o entrikacılarla bazan mübareze ediyorum. Evet, hükûmet-i Cumhuriye, o gizli müfsidlerin vatana ve millete muzır efkârlarını elbette terviç etmez ve taraftar olamaz. Ve bilse, men etmek, Cumhuriyet kànunlarının muktezasıdır. Ve öyle müfsidlere hükûmet hesabına taraftarlık ile, Cumhuriyetin esaslı prensiplerine zıddı zıddına gidemez. Hükûmet-i Cumhuriye, bizimle o müfsitlerin mabeyninde hakem hükmünü alsın. Hangimiz zâlim ise ve tecavüz ediyorsa, o vakit o hakem, hükmünü versin ve hâkimlik noktasında hükmünü icra etsin.[10]” Görüldüğü üzere Bediüzzaman Hazretleri Cumhuriyet hakkındaki fikirlerini gayet net olarak açıklamış ve hükümet-i cumhuriyenin kâmil mânâda mânâsını tatbikatçılara ihtâr etmiştir.

Ancak Bediüzzaman Hazretleri Cumhuriyeti isim ve resimden ibaret kabul etmez ve “Sen Selef-i Salihîne muhalefet ediyorsun.” diyenlere mânâ-i cumhuriyeti şu şekilde ta’rif eder: “Hulefâ-i Râşidîn; hem halife, hem reisicumhur idiler. Sıddîk-ı Ekber (r.a.) Aşere-i Mübeşşereye ve Sahabe-i Kirama elbette reisicumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakîkat-i adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan mânâ-yı dindâr cumhuriyetin reisleri idiler.”[11] Hatta yanlış tatbikat yapanlara karşı da şu veciz ifadelerle tepkisini göstermiştir: “İstibdad-ı mutlaka cumhuriyet namını vermekle, irtidâd-ı mutlakı rejim altına almakla, sefâhet-i mutlaka medeniyet nâmını takmakla, cebr-i keyfî-i küfrîye kànun nâmını vermek hem bizi perişan, hem hükûmeti iğfal, hem adliyeyi bizimle mânâsız meşgul eylediler.[12]

Risâle-i Nur Külliyatı’nda Demokrasi hakkında da tarifler ve açıklamalar vardır. Bu açıklamalar daha çok Bediüzzaman Hazretleri’nin talebeleri tarafından yapılmış olup, O’nun tashîhatından geçen eserlere girmiştir.  İlgili izahlar şöyledir: “Demokrasi devrinde ve din hürriyetine müsaade edildiği bu zamanda”[13]; Adâlet-i kànun ve hürriyet-i fikir ve vicdan düsturuyla; hürriyet-i fikir ve hürriyet-i vicdan düsturunu en geniş mânâsıyla tatbik eden cumhuriyet idaresinin demokrasi kànunları”[14] denilerek, demokrasi tarifinin en güzel izahı Risâle-i Nur Külliyatı’nda yerini almıştır. Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri’nin Avukatlığını yapmış olan Avukat Mihri Helâv müdafâasında “Filhakika, müvekkilim, bütün milletle beraber istibdada karşı mücadele etmiş, hürriyet ve demokrasinin tesisine çalışmış ve bu hususta husule gelen muvaffakiyetten dolayı da memnun olmuştur.”[15] ifadesine yer vermiş olup bu savunma Tarihçe-i Hayat’a eklenmiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin müstesna talebelerinden olan merhum Zübeyir Gündüzalp’te Ankara Üniversitesinde okunan bir konferansında “Bu feci hâlin böyle olduğunu, demokrasinin memleketimizde şu yıllarda gelişmeye başlaması sayesinde anlamış bulunuyoruz.[16]” ifadesi vardır. Görüldüğü üzere Demokrasi ve Demokratlık Risâle-i Nur eserlerinden yer almış olup tarif ve taltifatları yapılmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri “Madem cumhuriyet idaresinde kànun herşeyin fevkindedir ve onun hükmü câri olur.[17]” diyerek kànun hâkimiyetinin cumhuriyet idaresinde cari olduğunu nazar-ı dikkatlere sunmuştur.

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

http://www.feyzinur.com


[1]Şualar,2005, s:922

[2]Tarihçe-i Hayat,2005, s:72

[3]El-Mağribî, Câmiu’ş-Şeml, 1:450, el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:463.

[4]Emirdağ Lahikası-II, 2005,s:746

[5]Eski Said Eserleri(Makalât),2009, s:53

[6]Eski Said Eserleri(Makalât),2009, s:51

[7]Tarihçe-i Hayat,2005, s:359

[8]Emirdağ Lâhikası-I,2005,s:65

[9]Tarihçe-i Hayat,2005, s:341

[10]Tarihçe-i Hayat,2005,s:376

[11]Şualar,2005, s:571

[12]Şualar,2005, s:594

[13]Tarihçe-i Hayat,2005, s:44

[14]Emirdağ Lâhikası-II,2005, s:707

[15]Tarihçe-i Hayat,2005, s:1005

[16]Gençlik Rehberi (Konferans),2005,s:457

[17]Emirdağ Lâhikası-II,2005, s:405

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir