Yeni Asya ve Neşir Hizmeti

“Bu zamanda Nurlarla hizmet-i îmâniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur.”[1] “Ey benim şu sekiz tane Arabî risalelerime nazar eden zevat! Biliniz ki, yazdığım şu eserleri, evvelâ ve yalnız kendi nefsim için yazmıştım.[2] Sonra düşündüm; Bu nimete bir şükür lâzımdır. Onun şükrü ise, bunları neşretmektir. Ola ki, bazı insanlar, onlardan menfaat göreler.”[3] İşte Bediüzzaman Risale-i Nur gibi büyük bir nimetin şükrünün neşir hizmeti olduğunu söylüyor.

Öncelikle asr-ı saadette yaşanmış önemli bir hadiseyi anlatarak başlamak istiyorum. Dahâ önceleri bir yazıda okumuştum. Asr-ı saadet döneminde maddî cihada herkes çıkmıyormuş. Cihada çıkanlar düşmanla ön safta savaştıkları için maddî ve mânevî pek çok yaralar alıyormuş. Cephe gerisinde mücâhede eden ihtiyât kuvveti konumunda olanlar ise vazîfeleri gereği Kur’ân’ın mânevî dersleriyle daha fazla iştigal ettikleri için cepheden yara alarak dönen sahâbelerin maddî ve mânevî yaralarına derman oluyormuş. Çünkü cephede olanlar Kur’ân derslerinin mânevî feyzinden ve ilminden muvakkat da olsa ayrı kaldıkları için, cephe gerisinde olanlar kadar mânevî derslerden her daim feyizlenemiyorlarmış. Cephe gerisinde olan kahramanların bir vazîfesi de bu kardeşlerinin maddî ve mânevî yaralarını tedâvi edip, takviye etmeye çalışmakmış. Bu vazîfelerini de hakkıyla ifâ ediyorlarmış. Çünkü onların arasında rekâbet yok, kıskançlık yok, faziletfuruşluk yok. Her şeylerini kardeşlerine fedâ ediyorlar ve düşmana karşı da yekvücut olarak tesânüd ve teyakkuz halindelermiş. Zaten onları sahâbe yapan isâr hasleti de bu değil midir?

Asr-ı saadette yaşanan bu hâdiseden “Bu ümmetin sonu başının kurtulduğu gibi kurtulur.”[4] veya “Ümmetim mübârek bir ümmettir, evveli mi yoksa sonu mu dahâ iyidir bilinmez.“[5] buyuran Peygamber Efendimiz(asm)’in ihbârına göre yaşanan âhirzamân asrında sahâbe mesleğinin bir yansıması ve cilvesi olan Risâle-i Nur talebelerine ve vazîfelerine de dersler ve îkâzlar olmalıdır diye düşünüyoruz.

Yeni Asya Ekolü ehl-i ilhâd cephesinden epey saldırı ve yara alıyor. Maddî ve mânevî olarak çokça tenkid ediliyor. Çünkü sosyal hayatın bu asırdaki mânevî cihadı olan neşriyat hizmetleriyle de vazîfe yapıyor. Bu cepheden aldığı yaraların tedâvisinde diğer ehl-i imânın yardımı gerekiyor. Ancak vaziyet hiç de öyle görünmüyor. Çok acı ve esef duyulacak bir vaziyetle karşı karşıyayız. Özellikle son yıllarda ehl-i îmândan gelen taşlar, ehl-i ilhadın taşlarından daha şiddetli ve kuvvetli bir durum arzediyor. “Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte, ey ehl-i îmân! İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa, “Mü’minin mü’mine bağlılığı, parçaları birbirini tutan binâ gibidir.”[6] düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyevîden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz.”[7]

Öyleyse Yeni Asya’nın hizmetlerini bir vesile ve vasıta olarak görmek gerekir. Üstad Bedîüzzamân Hazretleri Eski Saîd döneminde müsbet gazetelerde makâleler neşretmiştir. Gazetelerle hizmet etmeyi ihmâl etmemiştir. Eski Saîd Eserleri’nde bu makâleler “Makâlat” başlığı altında toplanmıştır. Bediüzzaman Hazretleri her meselenin iki cihetine bakmayı bizlere öğretmiştir. Avrupa ikidir, felsefe ikidir, cihad ikidir, ibadet ikidir, şeriat ikidir…gibi. Bunların müsbet tarafları ile Risale-i Nur barışıktır.

Bedîüzzamân Hazretleri, fenâ ve fânî bir adamın güzel ve bâkî bir sözü var diyerek, o fenâ adamın güzel sözünü Risale-i Nur’a almıştır. Bunu biliyoruz. Gazete, dergi, neşriyat, radyo, tv, internet gibi vasıtalar müsbete ve Risâle-i Nur’un ilanâtına hizmet ediyorsa o cihetine bakmak gerekir. Çünkü “Vesilenin mâhiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Madem neticesi rızâ-yı İlâhîdir ve mayası ihlâstır; o küçük değildir, büyüktür.”[8]

Düşünün ki bir baraj var. Bu barajdan her eve elektrik taşınması gerekir. Bu enerjinin evlerimize nakli ve istifâdesi için teller ve direkler gerekir. Bu direklerin kalitesi tartışılabilir. Ancak önemli olan direklerin enerji naklinde vasıta olması ve vazîfe yapmasıdır.

Şimdi bizler, Risale-i Nur barajının nur enerjisini evlerimize her gün taşıyan Yeni Asya’ya nasıl sahip çıkmayalım? O vasıtayı nasıl desteklemeyelim? Bizler gibi yüzlerce insanın bu Nurlara ihtiyacı var. Bizim gidemediğimiz ve giremediğimiz yerlere neşriyatımız(gazetemiz, dergilerimiz, kitaplarımız) kolayca giriyor ve fikirlerimizi oralara ve muhtaç gönüllere taşıyor. Bu zamanda nurların neşrine ve ilânâtına vasıta olan Yeni Asya Neşriyat hizmetlerini matbuat âlemindeki tezahür olarak görmek ve kabul etmek gerekiyor. Noksanlarını tekmil edip kuvvet vermek en ehemmiyetli vazifemizdir kanaatindeyiz. Zaten Nur talebeliğin hassası ve şartı şudur ki “Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin.”[9] hakikatidir. Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır ki mesleğimiz muhabbettir, muhabbeti neşretmektir. Biz husumet edenlere muhalifiz.  Bediüzzaman’ın dediği gibi diyoruz: “Benim mezhebim, muhabbete muhabbet etmektir, husumete husumet etmektir. Yani dünyada en sevdiğim şey muhabbet; ve en darıldığım şey de husumet ve adavettir.”[10] Bizim cemaatimizin meşrebi muhabbete muhabbet ve husumete husumettir; yani, beyne’l-islâm muhabbete imdat ve husumet askerini bozmaktır.”[11] Vesselam!

Netice-i Kelam: “Evet, Risale-i Nur’un o kadar dehşetli muannidlere karşı galibâne mukavemeti, sırr-ı ihlâstan ve hiçbir şeye âlet edilmemesinden ve doğrudan doğruya saadet-i ebediyeye bakmasından ve hizmet-i îmâniyeden başka bir maksat takip etmemesinden ve bazı ehl-i tarikatın ehemmiyet verdikleri keşf ve kerâmât-ı şahsiyeye ehemmiyet vermemekten ve velâyet-i kübrâ sahipleri olan Sahabîler gibi, veraset-i Nübüvvet sırrıyla, yalnız îmân nurlarını neşretmek ve ehl-i îmânın îmânlarını kurtarmaktır.”[12]

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com


[1] Lem’alar, s:581

[2] O sekiz risaleler bunlardır: Katre ve Zeyli, Zerre, Şemme, Habbe ve Zeyli, Habab ve Zeyli ve onlara iltihak etmiş Nokta ve Şuaat ve Lemaat ve sairedir. -Müellif-

[3] Mesnevi-i Nuriye (Trc: Abdülkadir), Hababın Zeyli

[4] Berzenci, Kıyamet Alâmetleri

[5] Kâmûzul-Ehâdîs s:83, H.No:1151

[6] Buharî, Salât: 88; Edeb: 36; Mezâlim: 5; Müslim, Birr: 65; Tirmizî, Birr: 18; Nesâî, Zekât: 67; Müsned, 4:405, 409

[7] Mektubat, s.455

[8] Lem’alar, s.383

[9] Mektubat, s.576

[10] Eski Said Dönemi Eserleri, s.284

[11] Eski Said Dönemi Eserleri, s.57

[12] Kastamonu Lahikası, s.383

Bu yazı Nûr'dan Tefeyyüzlerim kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir