Bedîüzzamân’ın İhya Hareketi

ZamAn zaman ‘İslâmcılık hareketi’ ile Bediüzzaman Hazretleri’nin İslâm’a bakış açısı ve hizmet metotları karşılaştırılmakta ve tartışılmaktadır. Bu konuda epey yazı yazıldı ve konu güncelliğini hâlen koruyor. Bizler de Bediüzzaman Hazretlerinin İslâm’a hizmet metodunu içeren noktaları değerlendirmek istedik. Böylece Risale-i Nur ihyâ hareketinin metodik farkını ortaya koymaya çalıştık.

Bediüzzaman Hazretleri, caddelerde ve sokaklarda bir hareket açmak yerine kalp ve ruhlar üzerinde azîm bir çığır açmış ve önce gönülleri fethetmiştir. Gönüller üzerinde bıraktığı etki ve tesirin sırrı ise ihlâs-ı tammedir. O tam ihlâs ile hareket etmiş, vazifesini yapıp vazife-i İlâhiyeye karışmamıştır.

Bediüzzaman Hazretlerini tepeden inmeci ve sünnetullaha zıt bir metod tatbik edici olarak kimse gösteremez ve göstermemelidir. Çünkü o, Asr-ı Saadet metodunu ahirzamana taşımış bir mütefekkir ve müceddiddir. Onun mesleğinin esası ihlâsa dayanmış olup; iman, hayat ve şeriat sırasını takip eder. Bu sıra mütedahil daireler misüllü olup öncelik imandır. İman hayata hâkim olmalı ki o hayat şeriata zemin izhar etmeli. Yoksa akîm kalır, zarar verir.

Bediüzzaman Hazretleri insana talip olmuştur. Böylece insan ve iman öncelenmiştir. O, bir ihya ve tecdit hareketi ile asrın insanlarının imanlarını kurtarmayı gaye edinmiştir. Kalp ve ruhlar üzerinde bir iman inkılabı başlatmış olup, Kur’ân hakîkatlerinin hâkimiyetini ef’al, etvar ve ahvallerde tatbikatını istemiş ve bu yolda çalışmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri azamî sünnetullaha ittiba edip, Mirkatü’s-Sünne yolunu takip etmiş; imanın hayata tesir etmesi için çalışmıştır. Onun akıl, kalp ve ruhlar üzerindeki hâkimiyetinin en büyük tesiri fıtrata ve sünnetullaha uygun bir metod ile hizmetini yapmasıdır.

Bediüzzaman Hazretleri siyasî teşekkül kurmaktan kaçınmış ve hiç bir siyasî teşekküle eklemlenmemiştir. Onun için de hareketi siyasî değil imanîdir. Ancak siyasete rey ve fikirleriyle yön vermeye çalışmış, siyasetçilere vazifelerini ihtar ederek uyarmıştır. Ayrıca Kur’ân ve sünnet ölçüsünde siyasetin stratejisini çizmiş ve tecdidini yapmıştır. Devlet idaresini teknik ve akademik noktadan ele almış ve ehline havale etmiştir. Tarafgirâne ve taasubâne bir siyasetten şeytandan kaçar gibi kaçmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri tabandan tavana bir metot izlemiştir. Asr-ı Saadet metodunu asrımıza taşımıştır. Mekkî bir iman, Medine gibi bir hayat ve tekrar Mekkî bir fütûhat metodunu seçmiştir. Bu metot Bediüzzaman’ın iman, hayat ve şeriat olarak formül ettiği sünnet metodudur.

Bediüzzaman Hazretleri keyfiyetle hareket etmiştir. Çünkü kıymet ve ehemmiyet, kemiyette ve adet çokluğunda değildir. Bazen bir halis ve fedakâr talebe, bine mukabildir. Onun içindir ki Bediüzzaman Hazretleri önce sayıları onu geçmeyen ihlâs, sadakat ve tesanüt sıfatlarını taşıyan bir avuç insanla dâvâsına başlamıştır. Çünkü onun dâvâsı iman ve Kur’ân dâvâsıdır ki kâinatta hiç şeye âlet edilmez. Bu dâvâ siyaset-i İslâmiyeye bile âlet ve basamak edilmez bir hakikattir. Bediüzzaman Hazretleri bu sebepten dolayıdır ki dâvâsını ahirzaman asrının fitne ve fesat cereyanlarına âlet ettirmemiştir ve dâvâsı için titremiştir.

Bediüzzaman Hazretleri bir ihya hareketi ile dehşetli bir asırda tecdit vazifesini ifa etmiş olup, “slogancı bir İslâmcı” olmamıştır. O imanın cereyanındadır. Sloganik bir söylemden yana olmayıp, müspet hareketi ihtiyar etmiştir. O, sivil bir hareketi benimsemiştir. Bu hareket teslimiyetçi değil, hak ve hukûkunu şecaat ile muhafaza etmeyi bir erdem olarak bilmektedir. “Hukûk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz” en önemli duruş ve prensip olarak görülür. Böylece o, mânevî bir hizmeti benimsemiştir. “Çünkü asıl mesele bu zamanın cihad-ı mânevîsidir. Ve cihad-ı mâneviyenin en büyük şartı da vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır ki, ‘Bizim vazifemiz hizmettir; netice Cenab-ı Hakka âittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.’ Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dahilde ise öyle değildir. Dahildeki hareket, müspet bir şekilde mânevî tahribata karşı mânevî, ihlâs sırrıyla hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dahildeki cihad başkadır. Biz bütün kuvvetimizle dahilde ancak asayişi muhafaza için müspet hareket edeceğiz. Bu zamanda dahil ve hariçteki cihad-ı mâneviyedeki fark pek azîmdir”1 demiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, Risalelerinde “Ben imanın gözüyle ve Kur’ân’ın tâlimiyle ve nuruyla ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin göstermesiyle görüyorum ki,” diyerek tecdidinin mehazlarını söylemiştir. Yine Münazarat’ta “İşte, İslâmiyet’in ahkâmı iki kısımdır: Birisi: Şeriat ona müessestir, bu ise hüsn-ü hakikî ve hayr-ı mahzdır. İkincisi: Şeriat muaddildir. Yani, gayet vahşî ve gaddar bir suretten çıkarıp, ehven-i şer ve muaddel ve tabiat-ı beşere tatbiki mümkün ve tamamen hüsn-ü hakikîye geçebilmek için zaman ve zeminden alınmış bir surete ifrağ etmiştir. Çünkü, birden tabiat-ı beşerde umumen hükümferma olan bir emri birden ref etmek, bir tabiat-ı beşeri birden kalb etmek iktiza eder. Binaenaleyh, şeriat vâzı-ı esaret değildir; belki en vahşî suretten böyle tamamen hürriyete yol açacak ve geçebilecek surete indirmiştir, tadil etmiştir.”2 derslerini dikkatlere sunmuştur.

Bediüzzaman Hazretleri “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse… (ilâ ahir)”3 âyetini hüccet göstererek kolayca tekfire cür’et edenlere mukabil “Bîçare bilmezdi ki ‘Kim hükmetmezse…’ bilmânâ ‘Kim tasdik etmezse’dir”4 şeklinde ayeti tefsîr etmiştir. Böylece tefsir noktasında da ehl-i sünnet çizgisinde hareket ederek, müceddit geleneğine uygun olarak cumhur-u ulemaya muhalefet etmemiştir. O, muzavene ile zarureti nazara alarak, müdakkikâne bir şekilde meşrutiyeti şeriata tatbik etmek istemiş ve bu sahadaki hizmetini bu esaslar üzere devam ettirmiştir. Ahirzamanın dehşetli dinsizlik cereyanlarını dikkate almış, içtimaî ve siyasî hayatta ehvenüşşerri ihtiyar etmiştir. Çünkü Üstad bu zamanda “Ehvenüşşerri ihtiyar elzemdir” demektedir.5

Abdülbakî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

Dipnotlar:

1- Emirdağ Lâhikası-2, 2006, s: 871

2- Münazarat, s:122

3- Maide Suresi: 44, 45, 47

4- Münazarat, s: 124

5- Muhakemat, s: 23

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir