Atomun merkezinde üç temel tanecik bulunur. Bunlar proton, elektron ve nötron olarak çekirdek kadrolardır. Atomun çekirdeğinde bulunan proton ve nötronda çok büyük bir kuvvet vardır. Nükleer santraller bu çekirdekteki enerjiyi ortaya çıkarır. Kalbin atım merkezinde de çekirdek hücreler yer alır. Kalbin çalışması için zarûri olan elektriksel nurânî ileti bu merkezden gelir. Kâinatın çekirdeğinde de bu kánun geçerlidir ve Nur-u Muhannedî(asm) kâinatın çekirdek kánunudur. Demek kâinatta her şey bu çekirdek kadrolar üzerine bina edilmiştir.
Her davâda da çekirdek bir kadro vardır. Bu bir adetullah kánunudur. Asr-ı saâdette Peygamber Efendimiz(asv)’in ilk çekirdek kadrosu onun en yakınları olmuş. Önce eşi Hz. Hatice(ra), yeğeni Hz. Ali(ra), en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir(ra)… İlk halka göle düşen bir taş misal halka halka enfüsten afaka, yakından uzağa fıtrî bir kánunla devam etmiş. Kemiyet değil keyfiyet hakîkati her davâya çekirdek olmuş. Kuvvetli birler o davâya merkez olmuş.
Asr-ı saâdette halka halka çekirdek kadrolar vazife almış. Önce Darü’l-Erkam, sonra Ashab-ı Suffa ve Aşere-i Mübeşşere… Hepsi çekirdek kadro… Aynen atomun çekirdeği misüllü pervane gibi İslâm’â hizmet edilmiş. Hz. Ali(ra) on yaşında, aşere-i mübeşşerenin bir kısmı kırkından önce, ekserisi daha genç yaşta çekirdek kadro içine dâhil olmuş! Hepsi genç ve cevvâl…! İslâm’ı yeryüzüne taşıyacak olan fedakârlar o çekirdek kadrolarla olmuş. Binaların ana taşıyıcı kolanları ne kadar kıymetliyle, asr-ı saâdetteki çekirdek kadrolar da öyledir. Bu çekirdek kadrolar asr-ı saâdette İslâm’ı ayağa kaldırmış. Ne çileler çekilmiş, ne bedeller ödenmiş, ne kahramanlıklar gösterilmiş. O ne gayret, o ne hamiyet, o ne metânet, o ne şevk…! İslâm’ı bir davâ ruhuyla nasıl tutmuşlar, nasıl aşk-ı İslamiyetle yanmışlar ve tebliğ etmişler. Her devrin böyle çekirdek kadrolara ihtiyacı var.
Lenin‘in bir sözü var; “Muhammed’in ashabı gibi on tane adamım olsa idi, bütün beşeri komünist yapardım.” Bakınız on tane dava adamı, sahabe nasıl bir çağlayan, nasıl bir aşk ve fedakârlık adamı, gayret adamı. Bunlar yaşanmış.[1] İşte Lenin’e bu sözleri söyleten asr-ı saâdetteki bu çekirdek kadrodur. Bediüzzaman da “Bir gün talebesi Molla Hamid’e hitaben, Akdamar Adası’nı işaret ederek şöyle der: “Bu adada on sene kalarak elli talebe yetiştirsem İslâm’ı dünyaya yayıp, dünyayı fethedebilirim.”[2] Bediüzzaman da aynı asr-ı saâdet gibi bu çekirdek kadroya işaret ediyor.
Yine asr-ı saâdette harbde kumandan Hz. Ömer’e(ra) haber gönderiyor. “Bana yüz kişi lâzım” diyor. Hz. Ömer(ra) yüz kişiyi tedârik edemiyor. Kumandana “Ben sana dört kişi gönderiyorum[3], bu dört kişi yüz kişiye bedeldir” diyor. O dört kişi yüz kişinin işini bitirmiş ve dönmüş gelmiş.[4] İşte çekirdek kadronun keyfiyet ve liyakat şartlarına hâiz bir vaziyet asr-ı saâdet karelerinde görünüyor.
Bediüzzaman’ın ilk çekirdek kadrosu da böyle. Barla’da yedi veya dokuz kişiden müteşekkil bu kadro bütün imkânsızlıklara rağmen Risale-i Nur’un telifinde ve intişarında müthiş bir metânet ve sadâkat göstermişler. Risale-i Nur’un te’lifinde nimet olarak iktirana vesile olmuşlar.
Abdülbâkî Çimiç
[1] https://www.cevaplar.org/content/muhakemat-dersleri-2
[2] Bilinmeyen Taraflarıyla B. Said Nursî, N. Şahiner, 2005, s. 272
[3] Hz. Ali, Hz. Zübeyir, Hz. Miftah…
[4] https://www.facebook.com/reel/1344873557109020