1900’lü yılların başlarına bakan işâret-i gaybîyeler

Bediüzzaman’ın Kur’ân ayetlerinden istihrâc ettiği mânâlara göre 1323(1907) yılı, gelecek olan büyük fitnelerin kaynamaya başladığı yıllardır. Gerçekten İttihad ve Terakkî içinde yuvalanan bir komita fitnesinin hareketlerine şiddetin de eklendiği yıl olan 1323(1907), hem Bediüzzaman’ın İstanbul’a gelerek yeni bir engebeli hayata başlaması ve başına musibetlerin arka arkaya gelmesi ve hem de hilâfet-i İslâmiye’nin ve Sultan Abdülhamid’in […]

Bedîüzzamân ve Derviş Vahdetî

Derviş Vahdetî, 1869’da Lefkoşa’da doğmuş, 19 Temmuz 1909’da İstanbul’da 31 Mart Hâdisesi nedeniyle yakalanıp yargılandığı mahkemece, 25 Haziran 1909’da idama mahkûm edilip 19 Temmuz 1909’da Ayasofya Meydanı’nda idam edilmiştir. Asıl adı Derviş’tir. Vahdetî mahlâsını yazılarında kullanmıştır. “Derviş Vahdetî’nin babası pabuççu esnafından Kıbrıslı Mahmut Ağa’dır. Nakşî Tarikatı’na mensup olan Vahdetî, 20 yaşlarında İstanbul’a gelmiştir. Burada iki […]

İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’nin kuruluş gayesi

Bediüzzaman, başlangıçta kurucu olarak değil, ancak daha sonra üye listesinde 8.sırada bulunarak mensubu olmayı şeref kabul ettiği İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’nin kuruluş gayesiyle ilgili olarak o zamanlarda çeşitli vesilelerle sudur eden beyanları, bu konuyu sarahatle aydınlattığı gibi; tarafsız birçok tarihçilerin tespitleri de onu te’kid etmektedir. “Bu Cem’iyyet, bazı kaynaklarda bilinenin aksine, Volkan Gazetesinde yayınlanan İtihâd-ı Muhammedî […]

İttihâd-ı Muhammedî Cem‘iyyeti ve Bediüzzaman

İkinci Meşrûtiyetin ilân edilmesiyle birlikte, İstanbul merkezli olmak üzere ilmî, fikrî ve siyâsî nitelikte pek çok kulüp, cem’iyyet, fırka (parti) kuruldu. Bunların arasında en ziyade dikkat çekenlerden birisi de 6 Şubat 1909’da kurulan İttihâd–ı Muhammedî Cem’iyyeti’dir. Bu cem’iyyetin ilk kurucu üyeleri arasında olmasa da sonrasında Bediüzzaman Hazretleri de yer almış, hatta Ayasofya Camii’ndeki “Mevlidli Açılış” […]

Bediüzzaman’ın El-Ezher Şeyhi Bahît Efendi ile görüşmesi

Ezher Reis’ül-Ulemâsı Şeyh Muhammed Bahît Efendi’nin Bediüzzaman ile görüşüp tanışması Meşrûtiyet’in ilânının ilk yılına rastlamaktadır. Çok yönlü bir âlim olan Muhammed Bahît, Risâle-i Nur’da kendisinden söz edilen önemli şahsiyetlerden birisidir. Daha çok genç yaşta İstanbul’a gelip kendisine sorulan her soruya ikna edici cevaplar veren Bediüzzaman, ulemanın ve özellikle Meşihat dairesindeki âlimlerin dikkatini çeker. Vermiş olduğu […]

Kuvveti cehil ve vahşet olan istibdad…

Bediüzzaman’ın meşrûtiyet ve hürriyet tespitlerinden sonra, istibdad tespitlerini de toparlamamız ve tasnif etmemiz elzem oldu. Çünkü meşrûtiyet ve hürriyet güneşi, istibdad denilen yırtıcı devin nefesini kesecek ve insanlık böylece sulh-u umûmîyi yaşamış olacak inşâallah. İstibdadın vahşi prensipleri yerine, İslâmiyet’in ter-ü taze hürriyet prensipleri vaz’ edilecek. “İnşâallah, istikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle, medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü […]

Bedîüzzamân’ın Hürriyet Tespitleri

Ey hürriyet-i şer’î! Bediüzzaman’ın ilk hürriyet fikirlerine 1894 -95 yıllarında Mardin hayat devresinde tevafuk ediyoruz. Mardin’e gelmeden önce Birinci Meşrûtiyet ilân edilmiş, herkesin dilinde meşrûtiyet ve hürriyet dolaşıyordu. Bediüzzaman da bu sohbetlere bigâne kalmıyor, katılıyor ve fikir beyan ediyordu. Özellikle hürriyete, İslâmiyet namına sahip çıkıyor, “İmân ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte […]

Bediüzzaman Şişli’de kimin evinde kaldı?

Bediüzzaman İstanbul’a Şark’ın problemlerini görüşmeye ve maarif için Doğu’da din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı medreseler açılması talebiyle Mabeyn-i Hümayun’a sunduğu eğitimin ıslahıyla ilgili arzuhalleri, başını derde sokmuştu. Çünkü Mabeyn-i Hümayun’a nüfuz etmiş olan zamanın idarecilerini Bediüzzaman’ın dilekçesi çok rahatsız etmiştir. Ayrıca Mabeyn-i Hümayun’a nezaret eden Zaptiye Nazırı Şefik Paşa ve sarayda görevli üst düzey bürokratlarla, […]

“Kim ne isterse benden sorsun”

Bediüzzaman’a İstanbul’a gelmeden evvel bir gün Tahir Paşa, “Şark ulemasını ilzam ediyorsun, fakat İstanbul’a gidip o denizdeki büyük balıklara da meydan okuyabilecek misin?”[1] demişti. Bediüzzaman İstanbul’a geldiğinde bir süre sonra ulemayı münâzaraya davet etti. Bunun üzerine İstanbul’daki meşhur âlimler grup grup ziyarete gelip sualler soruyorlar ve o hepsinin de cevaplarını sahîh olarak veriyordu. Bundan maksadı, […]