Fesad-ı Ümmet Zamanı

Fesad-ı ümmet zamanı

Âhirzaman, ihbar-ı gaybîlerle haber verilen ümmetin korktuğu ve fitnesinden Allah’a sığındığı bir asırdır. Ehl-i îmân istiâze duâsı ile “bin üç yüz sene zarfında, emr-i peygamberî ile bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş, azab-ı kabirden sonra “…ahirzamanın fitnesinden [bizi koru Allah’ım][1]”vird-i ümmet olmuş.”[2] Bu hadîs-i şeriften de anlaşılmaktadır ki en büyük fesad-ı ümmet devrinde yaşamaktayız.

Peygamber Efendimiz(asm) “Hem, nakl-i sahih-i kat’î ile, ferman etmiş: Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak.”[3] deyip, “Hazret-i Hasan’ın altı ay hilâfetiyle, Ciharyâr-ı Güzînin (Hulefâ-i Râşidînin) zaman-ı hilâfetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline girmesini, sonra o saltanattan ceberut ve fesad-ı ümmet olacağını haber vermiş.”[4] Böylece Hazret-i Muhammed (asm) hilafet saltanatından sonra ceberut ve fesad-ı ümmet olacağını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmıştır. Üstad Bedîüzzamân Hazretleri’ne mahkemelerde bu mes’ele sual edildiğinde şöyle cevap vermiştir: “Hulefâ-i Râşidînden sonra bir fesat olacak. İşte bu hadîs üç mu’cize-i gaybiyeyi gösterdiğini bir eski risâlemde yazmıştım. Kararname benim bir suçum olarak, “Saîd bir risâlede demiş: Hilâfetten sonra ceberut ve fesat olacak.” Ey sathî heyet! Bir işaret-i gaybiyede, bu zamanımızda maddî ve mânevî en büyük bir fesad-ı beşerîyi ve zemini zîr-ü zeber eden bir hâdiseyi haber veren bir hadîsin i’câzını beyan etmeyi suç sayan, maddeten ve mânen suçludur!”[5]

Asırlardır ümmetin fesada girdiği zamanlarda “Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, şerîat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Madem âdeti öyle cereyan ediyor. Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.”[6] Görüldüğü üzere “Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında” ‘en’ büyük özellikler taşıyan “elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid…” gelmek gerekirmiş ve aynen de öyle zuhur etmiş.

Şura suresi 23.ayetin bir kavle göre manası: “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazife-i risaletin icrasına mukabil ücret istemez; yalnız Âl-i Beytine meveddeti istiyor.”[7] Onun için, “Dedi ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; sizden istediğim ancak akrabaya sevgi ve ehl-i Beytime muhabbettir.”[8] demesiyle emrolunarak, Âl-i Beyte karşı ümmetin meveddetini istemiş. Bu hakikati teyit eden diğer rivayetlerde ferman etmiş: “Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri kitabullah, biri Âl-i Beytim.”[9] Çünkü, sünnet-i seniyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyttir.[10]

Bu hakikatler de göstermektedir ki gelen o vazifedâr-ı ahirzaman müceddidi “hizmet-i imaniye noktasında risaletin bir mir’at-ı mücellâsı ve şecere-i risaletin bir son meyve-i münevveri ve lisân-ı risaletin irsiyet noktasında en son dehan-ı hakikati ve şem-i İlâhînin hizmet-i imaniye cihetinde bir son hamil-i zîsaadeti olduğuna şüphe yoktur.”[11]

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “Fesâd-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir.” Evet, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, mutlaka gayet kıymettardır. Hususan bid’aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır. Hususan fesâd-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına mürâât etmek, ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor.”[12]

Hâsılı: Risale-i Nur’un mütalâası ve feyz-i mânevî-i daimîsi, nefs-i emmarenin ateşini söndürmeye, azgın ve azılı sıfatları öldürmeye, yırtıcı, paralayıcı zahir ve bâtın askerleri tepelemeye yetişir. Zâten Risaletü’n Nur, bu fitne ve fesad ve bu yangınları söndürmeye memurdur. Ve bunun için doğmuş ve gelmiştir, diyoruz.

Abdülbâkî Çimiç

bkicimic@hotmail.com

[1] Buharî, 1:211, 2:126, 8:97, 98,100, 9:75; Müslim, 2:2200; Müsned, 2:185,186,141, 288,

[2] Şualar,2013,s.923

[3] Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273

[4] Mektubat,2013,s.177

[5]Müdafaalar, Afyon Mahkemesi Kararnamesi

[6] Mektubat,2013,s.745

[7] Lem’alar,2013,s.43

[8] Şûra Suresi: 23

[9] Tirmizî, Menakıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26.

[10] Lem’alar,2013,s.44

[11] Şualar,2013,s.1046

[12] Lem’alar,2013,s.174

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir