İttihâd-ı Muhammedî ikidir

Bediüzzaman Hazretleri İttihâd-ı Muhammedî’yi ikiye ayırır.[1] Eski Sadi Dönemi Eserleri’nden olan Makâlat’ta verilen vehim ve irşad şöyledir:

Vehim: “Siz cem’iyyetinize İttihâd-ı Muhammedî unvânını vermişsiniz. Bundan, sureten müntesib olmayanlar evhama düşüyorlar. Başka bir unvâna tebdil etseniz ne olur?”

İrşad: İttihâd-ı Muhammedî ikidir: Biri, aksa’l-maksaddır ki, umûm mü’minler imân ile dahildir. Diğeri, onun tezahür ve tecellisine bilfiil hizmet eden cem’iyyettir ki, mukaddimesidir.”[2]

Buradan anladığımız Bediüzzaman’ın İttihâd-ı Muhammedî’nin iki kısmını da müsbet kabul ettiğidir. Birinci kısmı için, aksa’l-maksad dediği son sınırı ve noktasının umûm mü’minler imân ile dahil olduğudur ki, bu mânâ ile İttihâd-ı İslâm muraddır.  Diğeri, onun tezahür ve tecellisine bilfiil hizmet eden cem’iyyettir ki, umûm mü’minler imân ile dahil olduğu İttihâd-ı İsâm mânâsını ileride ihtiva edecek olan Cem’iyyetin başlangıcı ve mukaddimesidir. İşte Bediüzzaman İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’ne bu mânâ, maksad ve gaye doğrultusunda dahil olmuştur.

Ancak, İttihâd-ı Muhammedî mes’elesinin bir başka yönü daha vardır. Özellikle Bediüzzaman’ın “İşittim, İttihâd-ı Muhammedî (asm) namıyla bir cemiyet teşekkül etmiş. Nihayet derecede korktum ki, bu ism-i mübareğin altında bazılarının bir yanlış hareketi meydana gelsin.”[3] dediği noktadır. Buradan da anlaşıldığına göre müsbet mânâdaki İttihâd- ı Muhammedî Cem’iyyeti’den başka, bu ism-i mübareğin altında bazılarının bir yanlış hareketinin meydana gelmesi, Bediüzzaman’ı endişelendirmiştir. Bediüzzaman’ın da ifade ettiği vecihle, farklı bir yaklaşım ve yapılanma içinde olan, özellikle siyasi faaliyet içinde görünmeye teşebbüs eden bazılarının yanlış hareketi vuku bulmuş olmalı ki, Bediüzzaman açıkça endişesini dile getirmiştir. Burada karşımıza müsbet ve menfî iki Cem’iyyet çıkmaktadır. Birinci Cem’iyyet Emirizade Ömer Lütfi Efendi ve arkadaşları tarafından kurulan siyasi bir Cem’iyyettir. Diğeri de Bediüzzaman Hazretleri’nin sonradan dahil olduğu, Şeyhü’l-İslâmlar’dan Feyzullah Efendi’nin oğlu Şeyh Sadık Efendi ve Arap kökenli Sehl Paşa gibi zatların da içinde yer aldığı Cem’iyyet’tir. Bediüzzama da bu ikinci müsbet Cem’iyyet için şu ifadelerle meseleyi netleştirmiştir: “Sonra işittim, bu ism-i mübareği bazı mübarek zevat (Süheyl Paşa ve Şeyh Sadık gibi zatlar)  daha basit ve sırf ibadete ve sünnet-i seniyeye tebaiyete nakletmişler. Ve o siyasî cemiyetten(Emirizade Ömer Lütfi Efendi ve arkadaşları tarafından kurulan Cem’iyyeten) kat-ı alâka ettiler, siyasete karışmayacaklar.”[4] Bu teşekkülün birincisi meşrûtiyet karşıtı olup siyâsidir. İkincisi meşrûtiyet taraftarı olup dinî ve ilmîdir. Her ikisinde de Derviş Vahdetî’nin ismi geçer. Birinci ekibin çalışmalarına ev sahipliği yapan Emirizade’nin Yeşil Konağı’nda Vahdetî ile Volkan Gazetesi’nin naşir-i efkârları olması hususunda anlaşmalarına rağmen, Vahdetî bunların siyasi amaçlarını fark ederek onlardan ayrılır. Ardından da kendisi aynı isimle dönemin önemli ulema, meşayih, mütefekkir ve mütefennin şahsiyetleri ile birlikte İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’ni kurar. Volkan’ı da Cem’iyyetin naşir-i efkârı yapar. Bediüzzaman’ın “İşittim ve nihayet derecede korktum.” dediği İttihâd-ı Muhammedî, birincisidir.”[5]

Hadisenin belgelere dayalı kısmı ise şöyledir: “Vahdetî, Şubat ayı başlarında, gazetelerde İstanbul’da bir Mason locasının açılması hazırlıklarının yapıldığı haberi çıktı ve aynı günlerde Vahdetî’yi gazetede ziyaret eden ve toplantılarına davet eden birkaç kişi, eskiden kurmuş oldukları “İttihâd-ı Muhammedî Cemiyeti”nin yayın organı olmasını ve “dinsiz faaliyetlere karşı İslâm birliğini savunacaklarını” söylediler. Vahdetî, Volkan’ın 5 Şubat 1909[6] tarihli 36. Sayısı’nda bu haberi okuyucularına duyurdu. Fakat bu şahısların güven vermeyen tutumları ve bazılarının eski ajanlardan olduğunu öğrenmesi üzerine onlardan ayrılarak, Cem’iyyeti kendisi sahiplendi.[7] Volkan’ın 36.Sayısı’ndaki Haber Başlığı: “İstanbul’da Farmason Locası”dır. Sabah: “Telgrafnâme: Uzun müddetten beri meydana çıkamayan Türk Farmasonları Müşir Fuat Paşa’nın hanesinde akd-i içtimâ etmişlerdir. İçtimâda Adliye Nazırı ile birçok âyân ve mebûsan hazır bulunmuşlardır. Türkiye’de bir kebir loca teşkili maksadıyla teşebbûsât icrasına dair olan teklif, tasvib-i umûmiye mazhar olmuştur. Loca’nın on beş gün sonra küşâd edileceği zannediliyor.” [8]

Bu haber sonrası Vahdetî Volkan’da şu yazıyı yazmıştır: “İşte bu Farmasonlar meyânında bâlâda bast ve temhid edilen kavâidden hariç bir ferd bulurlarsa meydandayız. Yine tekrar ederim ki, bu hâl İslâmlar için büyük bir beşârettir. Bu devir, İttihâd-ı İslâm devridir. Gözlerimizi açalım. Terakkiyât-ı maddiye ile terakkiyât-ı mânevîyeyi mecz ederek çalışalım. Mesleğimizin ulviyetini ve takdirât-ı âmmeye mazhar edebilmekle tevsi-i dâirei nüfuz edelim. Devrimiz, kılınç devri değildir, kalem devridir. Bütün âlem-i İslâmiyet el ele vererek hem dünyamızı, hem de ahiretimizi imâra çalışalım. Bu şecere-i hürriyetin semeresi iktitaf olunmaya başladığını ber-vech-i âti teşkile muvaffakiyet hâsıl olan ”İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti’ni” nazargâh-ı İslâmiyâna arza vasıta-i yegâne olduğumdan dolayı ne kadar fahr etsem yeri vardır. Beşâret-i uzmadır bu! Ey millet-i İslâmiyye! Beşâret-i uzma! Vahdetî”[9]

Yine Volkan’ın 5 Şubat 1909 tarihli 36. Sayısında, Derviş Vahdetî’nin “İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti” başlıklı haberi ve yazısı da şöyledir: “Bu ünvân-ı celil ile teşekkül etmiş olan Cem’iyyet-i Muhammediyye-i Uzmânın merkez-i aslisi Medine-i Münevvere ve Dersaadet ve Mısır’da olduğu gibi aktâr-ı İslâmiyyede  de şubeleri derdest-i küşâd bulunduğu ve cemiyyet-i muhteremenin maksad-ı yeganesi Kur’ân-ı Azimüşşan’ın ilâ yevmi’l-kıyam bekâ ve şeriat-ı mutaharra-i Muhammediyye’nin muhafazası âmâline matuf bulunmaktan ibaret ediği, maal-iftihâr istihbâr kılınmıştır.”[10] Volkan başlıklı haber de şöyledir: “Görülüyor ya, hayli zamandan beri ihtifâya mecbur olan cem’iyyet-i mukaddese, Farmason cemiyetinin ilânıyla o da envar-ı âlem-ârâsına birdenbire neşrederek âlemi hayretlere ilkâ etmiş olacaktır. Mevla muinimiz olsun.”[11]

İttihâd-ı Muhammedî Cem’iyyeti kurulduğu zaman, onun ilk kurucuları arasında Bediüzzaman yoktur.[12] Ancak bilâhare birçok sebebe binaen, derin ve etraflıca yapılan araştırmalar sonunda, o da gidip dâhil olmuştur. Bu noktaya da “Ben, nasıl ki dindar müteaddit cem’iyyete bir cihetle mensubum, zira maksatlarını bir gördüm; kezalik, o ism-i mübareğe intisap ettim. Lâkin tarif ettiğim vecihle ki, işte bu tarifi ceridelerde neşretmiştim.”[13]diye İttihâd- ı Muhammedî Cem’iyyeti’ne katılmasının asıl maksadını ifade etmiştir. “İttihâd- ı Muhammedî Cem’iyyeti’nin ikinci defa kuruluşu ve Bediüzzaman’ın Merkez İdare Kurulu’na girmesi 3 Mart 1325/16 Mart 1909 tarihinde yeni haliyle bu Cem’iyyet’in Merkez İdare Kurulu üyelerine ve nizamnâmesinin duyurulduğu güne rast gelir.”[14]

Abdülbâkî Çimiç

bkicimic@hotmail.com


[1] Bediüzzaman,Volkan Gazetesi’nde neşrolunan Lemâan-ı Hakîkat ve İzâle-i Şübehât Makaleleri’nde(29,30,31 Mart, 2 Nisan 1325; Sayı: 101, 102, 103, 105/Yani Miladî 11,12,13,15 Nisan 1909’da) bunu ifade eder.

[2] Eski Said Dönemi Eserleri(Makalat), 2020, s.69

[3] Eski Said Dönemi Eserleri(Divan-ı Harb-i Örfî), 2020, s.123

[4] Eski Said Dönemi Eserleri(Divan-ı Harb-i Örfî), 2020, s.124

[5] İrtem, Süleyman Kâni, 31 Mart Hadisesi Ve Hareket Ordusu Abdülhamid’in Selanik Sürgünü,” Osman Selim Kocahanoğlu, Temel Yayınları, İstanbul, 2003, S77

[6] 14 Muharrem 1327 Cuma, 23 Kânûnisânî 1324, 5 Şubat 1909,Volkan Gazetesi, 36.Sayı

[7] M. Ertuğrul Düzdağ / Derviş Vahdettin (Volkan gazetesi 1908-1909, tam metin, 1992), İhsan Işık / TEKAA (2006)

[8] Volkan, 5 Şubat 1909 tarihli 36. Sayısı, Derviş Vahdetî’nin haber ve yazısı.

[9] Volkan, 5 Şubat 1909 tarihli 36. Sayısı, Derviş Vahdetî’nin haber ve yazısı.

[10] Volkan, 5 Şubat 1909 tarihli 36. Sayısı, Derviş Vahdetî’nin haber ve yazısı.

[11] Volkan, 5 Şubat 1909 tarihli 36. Sayıdan haber.

[12] Nitekim Volkan Gazetesi, Sayı:68, Tarih: 9 Mart 1909 Salı günkü nüshasında: “Kürd ulemasından meşhur Bediüzzaman Molla Said-i Kürdî İbn-i Mirza bu cemiyette bulunmakla mubahîdir.” diye haber vermiş.

[13] Eski Said Dönemi Eserleri(Divan-ı Harb-i Örfî), 2020, s.124

[14] Arşive Belgeleri Işığında Bediüzzaman Said Nursi’nin İlmî Şahsiyeti, Cilt-I, s.538

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir