Zâhir ve bâtında gidenler

Her şeyin biri zâhir, biri de bâtın; yâda biri dış, biri de iç olmak üzere iki ciheti var. Dâire-i İsm-i Bâtın ile dâire-i İsm-i Zâhir, içice ve karşı karşıyadırlar. “Zâhir ile bâtın arasında müşâbehet(benzerlik) varsa da, hakîkate bakılırsa aralarında büyük uzaklık vardır.”[1] Beşerin kısm-ı küllîsi, zâhirde gidiyor. Zâhire meftûn ve kışırda kalıyor. Mesela; kestanenin zâhiri onun kabuğudur. Mesleklerin, meşreplerin ve hakîkatin dahi zâhiri var.

            “Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir.”[2] Yani “Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakîkati tanımayan, hayalâta sapar. Sırat-ı müstakîmi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.”[3]

            Her şeyin bir de bâtını var. Bâtın hakîkattir, özdür. Bâtında gidenler ekáldir. Herkes hakîkate muttali olamaz. Hakîkate nüfûz edemez.  Zâhir kabuk ise, bâtın lübtür, özdür. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır. Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir. Kışır ve sûret eskilenir, incelenir, parçalanır. Daha güzel olarak tazelenir. İmân, kabuğunun içerisindeki lübbü gösterir. Küfür ise, lüb ile kabuğu tefrik etmez. Demek hakîkatin özü bâtındadır. Hakîkatin kabuk ve kışrı zâhirdedir. Zâhir, hakîkatin kabuğudur, hakîkatin kendisi değildir. Kestanenin kıvamı, lezzeti altındadır, içindedir, özündedir. Kestanenin tadını almak, lezzetinden istifâde etmek, mâhiyetine ârif olmak için kabuğunu kırmak şarttır. Kabuğu çıkarmayan kestanenin içindeki o tada nüfûz edemez. Kestanenin lezzetine kavuşamaz.

            Her şeyin zâhiri ve kabuğu olduğu gibi; Risale-i Nur hizmetinde de kabuğa iltifat etmemek lâzım. Çünkü kabukta kalan lübbü içemez. Risale-i Nur hizmeti sen zannediyor musun ki kıl-u káldır? Risale-i Nur dersleri hakîkate mülâki olmaktır. Evimizde okuduk, oldu-bitti. Olmaz! Hakîkate meftûn olmak, hakîkate mülâki olmak uhuvvet dairesinde Risale-i Nur sohbetleriyle mümkündür. Çünkü sohbette insibağ ve in’ikâs var. Hakîkat kapıları Risale-i Nur’un şahs-ı mânevî havuzunda açılır. Fenafi’l ihvân uhuvvet ve muhabbetin râbıtasıdır.

            Risale-i Nur sohbetleri hayattır. Hakîkatleri idrâkimize emdirmemiz elzemdir. Hakîkatleri kalbimize iz’an ile nakşetmemiz gerekiyor. Hakîkatleri ruh âyinemizde temessül ettireceğiz ki, o hakîkat şerbetlerini içmiş olalım. İçtiğimiz hakîkat berrak olarak etvarımızda, ef’ailimizde ve sîmâmızda temessül etmelidir. Öyleyse Nur Talebeleri de okudukları hakîkatleri ekvâl, etvâr ve ahvâlleri ile göstermelidir.

            Avâm-ı nâs, denizin azametine delil olarak kıyıdaki dalgaları gösterir. Hâlbuki dalga, denizin azametinin bir ince kabuğudur. Büyük okyanusun azametini anlamak istiyorsa o okyanusa dalmak gerekiyor. Gavvâs ol, dal! Çünkü mücevherler okyanusun dibindedir. Risale-i Nur’un kelimâtı da o dalgalar gibidir. Her kelimenin altında ummanlar var. Mana deryaları var. O manalara dalıp envâr ve esrâr hazinelerini çıkarmak lâzımdır. Demek Risale-i Nuru anlamak demek, kelimelerin arkasındaki mana derinliklerine dalmak demektir. Risale-i Nurun hakîkatlerine muhabbetten, marifetten ihlâs, ihlâstan da sıddıkıyet çıkıyor.  Asfiyalar lafızların arkasındaki manaya kuvvet vermişler. Bu yol, velâyet-i kübrânın yoludur.

            Taallüm başka, anlamak başkadır. Anladığını bütün azalarına masetmek başkadır. Azalarına sirayet eden hakîkatleri hayatına aksettirmek başkadır. Hayatına aksettirdiğin hakîkatleri mizâc hâline getirmek başkadır. Mizâc hâline getirdiğin hakîkatleri sürekli inkişâf ettirmek ise daha başkadır. Öyleyse zâhirden hakîkate, kışırdan lübbe geçmek gerekir.

Abdülbâkî Çimiç

[email protected]


[1] Mesnevi-i Nuriye, s.335

[2] Sözler, s.864

[3] Muhakemat, s.74


Zâhirden Hakîkate: Kabuktan Öze Yolculuk

Hayatta gördüğümüz her şeyin iki yönü vardır: dışı ve içi. Yani bir şeyin zâhiri (görünen yüzü) ve bâtını (hakîkati, özü). İnsan çoğu zaman gördüğüne aldanır; dış görünüşle yetinir. Ama asıl kıymet, çoğu zaman görünmeyen taraftadır.

Bunu basit bir örnekle düşünelim: Kestane. Kestanenin dışı sert bir kabuktur. Ama onu değerli yapan şey kabuğu değil, içindeki lezzetli özdür. Kabuğu kırmadan o tada ulaşmak mümkün değildir. Hayatta da böyledir. Dış görünüşle yetinenler kabukta kalır, özü kaçırır.

Bugün insanların büyük bir kısmı zâhire takılıp kalıyor. Görüntüye, şekle, slogana, yüzeysel bilgiye… Ama hakîkat derindir. Herkes o derinliğe inmeye cesaret edemez. Çünkü derinlik emek ister, düşünme ister, sabır ister.

Kabukla Uğraşan Özden Uzak Kalır

Hakîkati tanımayan insan, hayallerin peşine düşer. Doğru yolu göremeyen, aşırılıklara savrulur. Dengesi olmayan hem kendini hem başkasını aldatır. Çünkü özden kopan, şekle tutunur.

Oysa hakîkat, kabukta değil özde gizlidir. Kabuk zamanla eskir, çatlar, dağılır. Ama öz sağlam kalır. İman da böyledir. İmanın özü, kalpteki hakîkattir. Küfür ise kabukla özü ayırt edemez; her şeyi yüzeyde bırakır.

Risale-i Nur: Sadece Okunacak Bir Metin Değil

Bu bakış açısı Risale-i Nur hizmeti için de çok önemlidir. Risale-i Nur’u sadece okuyup geçmek yeterli değildir. “Okuduk, bitti” demek, kabukta kalmaktır. Asıl mesele, okunan hakîkatlerle buluşmak, onları kalpte hissetmek ve hayata taşımaktır.

Bu yüzden Risale-i Nur sohbetleri çok kıymetlidir. Çünkü sohbet ortamında sadece bilgi aktarılmaz; kalpler etkilenir, fikirler şekillenir, ruhlar birbirine ayna olur. Hakîkatler, şahs-ı mânevî içinde daha berrak görünür. Kardeşlik, muhabbet ve samimiyet bu yolun temelidir.

Hakîkat Hayata Yansımıyorsa Eksik Kalır

Hakîkatleri anlamak başka, onları hayatına geçirmek bambaşkadır.

  • Öğrenmek bir aşamadır.
  • Anlamak daha ileridir.
  • Anladığını davranışlarına yansıtmak ise gerçek kazançtır.

Hakîkatler kalpte iz bırakmalı, davranışlara yansımalı, insanın hâline ve tavrına sinmelidir. Nur Talebesi, okuduğunu sadece diliyle değil; haliyle, ahlakıyla ve duruşuyla göstermelidir.

Dalgaya Bakma, Denize Dal

Bir denizi düşün. Kenardaki dalgalara bakarak denizin büyüklüğünü anlayamazsın. Asıl azamet, derinliktedir. Mücevherler kıyıda değil, denizin dibindedir. Ama onları bulmak için dalmak gerekir.

Risale-i Nur’daki kelimeler de böyledir. Her kelime bir dalga gibidir; altında mana okyanusları vardır. Hakîkati gerçekten anlamak isteyen, o manalara dalmalıdır. Çünkü iman, marifetle güçlenir; marifet ihlâsı, ihlâs da samimiyeti doğurur.

Sonuç: Kabuktan Öze Geçme Zamanı

Gençler için asıl mesele şudur:
Şekilde mi kalacağız, hakîkate mi yürüyeceğiz?
Kabukla mı oyalanacağız, özü mü arayacağız?

Zâhirden bâtına, bilgiden idrake, okumaktan yaşamaya geçmek gerekiyor. Çünkü gerçek inkişaf, kabuk kırıldığında başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir