Fıtrat-i zîşuur: Vicdan

Fıtrat-i zîşuur: Vicdan

Vicdan, insanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten acı duyan insânî bir hisdir. Vicdan insanın bütün his, latife, duygu ve düşüncelerini, bu duygu ve düşüncelerdeki maksat ve niyetleri adım adım izleyen, hiçbirisine bigâne kalmayan, hatır, gönül, hoşgörü, merhamet, dostluk, iltimas vb. tanımadan yargılayıp sorumluluğu takdir eden her zaman uyanık bir hakem ve hâkim konumundadır.

Bediüzzaman Hazretleri “Vicdan nezzardır; kalb penceresidir.”[1]  Der. Evet, insanın tefessüh etmemiş müteyakkız olan mukız-ı vicdanı her daim nezzardır. Sânii’ni arayan ve tevhidin şualarını neşreden bir keşşaf ve seyircidir. Vicdanın gözü daima açıktır. Vâcibü’l-Vücuda kalb penceresi ile müheyyadır. Nasıl ki göz, ruhun âlem-i şahadete açılan bir penceresi ve ruh o pencere ile tecelli-i esmayı müşahede ediyor ise; vicdan da kalb penceresi ile Sânii’ne müteveccihtir. Her daim O(cc)’nu arıyor ve ebedî âlemlere nezaret ediyor.

Ruh, vicdanla mütelezzizdir. Şimdi ne kadar kalb ikaz edilirse, vicdan tahrik edilse, ruha ihsas verilse, lezzet ziyade olur. Böylece bir saadet-i acile, vicdanda münderiçtir. Vicdanda firdevslerin kapıları açılır; dünya olur bir cennet.[2] Öyleyse mükerrem olan insan, insaniyetin cevheri itibarıyla daima hakkı satın almak istiyor ve daima hakikati arıyor ve daima maksadı saadettir. Çünkü insanın ebede uzanan kalb ve vicdanının emellerini ancak ve ancak sade-i ebediye tatmin edebilir.

“Vicdan, insânî bir râz.”[3]dır. Yani vicdan, insanın anlaşılmaz müşkülküşa bir sırrıdır. Cenab-ı Hak Hz. Âdem’i(as) mevcudatı ihata eden ulvî bir vicdan ve ihatalı on duyguyla teçhiz etmiştir. Kalb ile vicdan, mahall-i imandır. Fezâil-i İslâmiye ile mütezeyyin olmalıdır. Bu iki cihaz imanın mahalli olduğu gibi, özelikle de vicdan mazhar-ı hissiyattır. Ayrıca vicdan daima Sânii arıyor ve Vücud-u Hakikî istiyor. Bu sırdan dolayıdır ki insanın vicdanı daima Vâcibü’l-Vücuda bakar.  Kalb ile vicdan, nûr-u îman sayesinde hakaik-i İlahiyenin tecellisine mazhar olmakla menba-ı kemalât, hayattar ve ziyadar olurlar.

Vicdanın hâkimi nokta-i diyanet ve şeriattır. Hem de “Vicdanın ziyası, ulûm-i diniyedir.”  Vicdan-ı beşer denilen fıtrat-ı zîşuur olan vicdan, âlem-i gayba karşı açılan bir penceredir. “Âlem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki âlemden birbirine gelen seyyârâtın mültekası, vicdan denilen fıtrat-ı zîşuurdur. Evet, fıtrat ve vicdan akla bir penceredir; tevhidin şuâsını neşrederler.”[4] Çünkü vicdan ve kalb bir hads-i sadıkla hissetmeye müheyyadır.

Akıl tâtil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sânii unutamaz. Kendi nefsini inkâr etse de onu görür. Onu düşünür. Ona müteveccihtir.[5] Hem insan “nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksatlara karşı bir nokta-i istimdad aramaya mecbur olduğundan, vicdan daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîmin dergâhına dayanır. Dua ile el açar. Demek her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîmin bârigâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir.”[6]

İnsanın vicdanı fanilerden yüzünü çevirip, ebedî bir hayatı ve vücud-u hakîkîyi ister. “İnsanın fıtrat-ı zîşuuru olan vicdanı, saadet-i ebediyeye bakar, gösterir. Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, “Ebed, ebed!” sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, o ebed için mahlûktur. Demek, bu vicdanî olan incizap ve cezbe, bir gaye-i hakikiyenin ve bir hakikat-i cazibedârın yalnız cezbiyle olabilir.”[7] İşte hiç yalan söylemeyen fıtrat ve fıtrattaki şu kat’î ve şedit ve sarsılmaz meyl-i saadet-i ebediye, saadet-i ebediyenin tahakkukuna dair vicdana bir hads-i kat’î veriyor.[8]

Netice-i kelam: “Hem Kur’ân, fıtrat-ı selime cihetiyle musaddaktır. Eğer bir arıza ve bir maraz olmazsa, her bir fıtrat-ı selime onu tasdik eder. Çünkü itminan-ı vicdan ve istirahat-i kalb, onun envarıyla olur. Demek, fıtrat-ı selime, vicdanın itminanı şahadetiyle onu tasdik ediyor. Evet, fıtrat lisan-ı hâliyle Kur’ân’a der: “Fıtratımızın kemali sensiz olamaz.”[9]

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

http://www.feyzinur.com

[1] Muhakemat,2013,s.165

[2] Sözler,2013,s.1213

[3] Sözler,2013,s.1209

[4] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.398

[5] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.399

[6] Sözler,2013,s.1120

[7] Sözler,2013,s.849

[8] Sözler,2013,s.848

[9] Mektubat,2013,s.323

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir