“Hukuk-u şahsiye’ ve bir nevi hukukullah sayılan ‘hukuk-u umûmiye’ namıyla iki nevi hukuk var.”[1] Onun için hukuk-u şahsiye olan hukuk-u ibâd, hukukullah hükmüne geçmiyor. Hukukullah, menâfi-i umûmiyeyi temsil ediyor. İnâyet-i İlâhiyenin ziyası olan mehâsin-i mücerredenin şulesi olan hukukullah ve hukuk-u ibâdı, enbiya düstur-u hareket etmişlerdir. Görüldüğü gibi önce hukukullah geliyor. Hukukullahı muhafaza etmek, hukuk-u şahsiyeden daha mühim ve evladır.
Hulusi Yahyagil ağabeye “Hukukullah ve hukuk-u ebeveyn nasıl olmalıdır? Ebeveyn nurlara muhâliflerse hatt-ı hareket ne olmalıdır?” diye sorulan soruya verdiği cevap şöyledir:
Sûre-i Lokman’ın 13. Âyeti’nde Allah: “Biz insana, babasına ve anasına ihsân etmeyi vasiyet ettik ki, anası onu dermânsız, kuvvetsiz olduğu halde yüklendi ve iki sene emzirdikten sonra sütten kesti ve Allah’a, baba ve anasına şükretmesini de insandan istedik; çünkü yine Allah’a döneceksin yâni, şükredersen mükâfat ve küfredersen mücâzât edeceğimizi bildirdik.”
Aynı sûrenin 14. âyetinde: “Eğer baban ve anan, benim bildirmediğim şeyi, sen bana şerik edesin diye gerçekten ziyâde çalışırlarsa, sen onlara (Ebeveynine) itâat etme! Dünyada geçimleri için onlara sâhip çık ve koru. Dinde benim tevhid ve tâatım yoluna gidenlerin ardı sıra git yâni, Peygamber ve Ashâbına uy.”
Bu iki âyet hukukullah ile hukuk-u ebeveyni kâfi derecede göstermektedir. Kur’ân’ın hakikatlı tefsirlerine yâni, Nurlara muhâlefet eden ebeveyne uyulmaz. Fakat onlara diğer noktalarda bakılmaya, korunmağa devâm olunur.”[2]
Sıla-i rahim mektupla da olur
“Abdullah (Yeğin) Ağabey, Urfa’da hizmette iken, vâlidesi Üstâd Hazretlerine mektub yazdırıyor ve diyor ki: “Abdullah’a müsaade edin, ben hastayım, bir iki ay izin alıp gelmezse, hakkımı helâl etmem.” Üstâd Hazretleri, o sırada Emirdağı’nda imiş. Bu mektupdan evvelâ haberdar olan Zekeriyya Kitabçı Ağabey, Üstâd Hazretleri’nden habersiz olarak Abdullah Ağabeye mektub yazarak demiş ki, “Annenden böyle böyle mektub geldi. Üstâd Hazretleri iki aylığına değil de, iki günlüğüne memlekete gitmenize izin verdi.” Abdullah Ağabey, hemen yola çıkarak evvelâ Üstâd Hazretlerini ziyâret ederek, sonra memlekete gitmek niyetiyle Emirdağ’a geliyor. Üstâd Hazretleri, Abdullah Ağabeye o zaman şöyle demiş: “Sıla-i rahim mektubla da olur. Urfa’ya geri dön. Eğer önceden tedbir alıp, eve ara sıra mektub yazsa idin bunlar olmazdı. Eğer seni özlemişlerse, onlar senin yanına gelsinler.”[3]
Hukukullah, Hukuk-u Resulullah, Hukuk-u Üstad…
“Abdullah Yeğin Ağabey anlattı: (Abdullah Ağabey bu hatırayı Üstad’ımızdan aynen gördüğü gibi sağ elini açarak, tek tek parmaklarını sırasıyla kapatarak anlattı.)
“Üstad elini açtı. Başparmağı göstererek, ‘Şu hukukullahı gösterir (başparmağı kapadı), şu hukuk-u Resulullah(işaret parmağını kapadı), şu hukuk-u Üstad (orta parmağı kapadı), şu hukuk-u valide (yüzük parmağını kapadı), şu hukuk-u peder (serçe parmağını kapadı)…’ Sonra elini tam kapatarak, yani yumruk yaparak, ‘Bak bu başparmak hepsini karşılıyor mu? İşte bunlar hukukullaha aykırı hiçbir şey emredemezler, (küçük parmaklar) emretseler de dinlenmez’ dedi Üstadımız.”[4]
Sonra Üstâd Hazretleri, başparmağını işaret ederek, “Hepsine mukábildir ve hepsinden önce gelir.” demiş.”[5]
Risale-i Nur hizmetinde âile veya yakın akrabalardan hizmete mani olacak haller yaşanabiliyor. Bu hususta onlarla sıla-i rahim rabıtaları kesilmemeli, hürmet ve muhabbet devam etmeli, ihtiyaçları noktasında yardımcı olunmalı, münâkaşa ve tahakküm edilmeden müsbet hareket düsturlarına muvafık olarak Risale-i Nur hizmetlerine de devam edilmelidir.
Abdülbâkî Çimiç
bkicimic@hotmail.com
[1] Mektubat, s.468(2017)
[2] Hulusi Ağabey Dosyası: s. 92, 93(https://www.hulusiyahyagil.com)
[3] Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor-I, s.17(2005)
[4] Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor-I, s.18(2005)
[5] Hâtırat: 10(Abdullah Yeğin Anlatıyor)