Alan da pişman, almayan da…

Bazı meseleleri anlatmak için ya bir kıssa, ya da temsili hikâyecikler anlatırız. Risâle-i Nur müellifi Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri’nin de temsilî hikâyecikleri çokça istimal ettiğini biliyoruz. Çünkü, temsilât Kur’ânî bir metoddur. Anlatmak istediğimiz hakîkatleri okuyucuya daha kalıcı ve tesirli anlatmada etkili bir yöntemdir. Bizler de Risâle-i Nur’u okuyan ve okumayanlar ile ilgili pişmanlık hâlini anlatmak için böyle bir kıssayı istimal etmek istedik. Kıssa şöyle:

“Zülkarneyn Aleyhisselam, ordusuyla gece yolda giderken askerlerine:

-Ayağınıza takılan şeyleri toplayın, diye emir verir. Ordu bu emri duyunca, içlerinden bir grup;

-Çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti birde ayağımıza takılan şeyleri toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiçbir şey toplamayalım, deyip yola devam ederler.

İkinci grup;

-Madem komutanımız emretti, hiç olmazsa birazcık toplayalım da emre muhalefet etmiş olmayalım. Ordu komutanına itaat etmek gerekir, diyerek az bir şey topladılar.

Üçüncü grup;

-Komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bildiği bir şey vardır. Emrinin bir hikmeti vardır, diyerek bütün abalarını ağzına kadar doldururlar.

Sabah olduğunda bir de bakarlar ki, topladıkları hep altın. Meğer geçtikleri yer bir altın madeniymiş…

Gerçeği öğrenince, hiç almayan birinci grup;

-Niçin almadık! Niçin dinlemedik komutanımızın sözünü. Bir tane bari alsaydık, diyerek pişman oldular.

Az alan ikinci grup ise;

-Ah keşke biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi tıka basa doldursaydık, diye pişman oldular.

Çok alan üçüncü grup ise;

-Keşke lüzumu olmayan eşyalarımı atsaydık da daha çok alsaydık. Her şeyimizi doldursaydık, diyerek üzüldüler.”

Bu kıssada çok önemli dersler olduğu kanaatindeyiz. Buradan hareketle hak vaki olduğunda Risâle-i Nur’a muhatap olan ve olmayan; ya da hiç okumayan, az okuyan veya çok okuyanların vaziyetini değerlendirebiliriz. Başka bir deyişle netice itibarıyla bu üç grubun pişmanlıklarını şöyle ifade edebiliriz:

Risâle-i Nur’u hiç okumayan birinci grubun pişmanlığı;

-Eyvah, aldandık! Keşke söylenenlere itibar etseydik, keşke yapılan ikazlara inansaydık, keşke gaflet etmeseydik de bu kadar büyük iman hakîkatlerinden mahrum kalmasaydık. Çünkü bu eserleri ciddi olarak anlayıp kabul edenlerin yüzde doksanı iman vesikasını sağlam elde ediyor. Bunu çok geç anladık ve iş işten geçti, diyecektir.

Risâle-i Nur’u az okuyan ikinci grubun pişmanlığı;

-Dünya meşgalesi bizi de oyaladı, durdu. Keşke biraz daha çok okusaydık, keşke biraz daha fazla zaman ayırsaydık, keşke daha fazla istifade ederek şahs-ı mânevîye dahil olup daha çok sevap kazansaydık da cennetin yüksek mertebesine kavuşsaydık, diyecektir.

Risâle-i Nur’u daha fazla okuyan üçüncü grubun pişmanlığı;

-Ah, keşke makamımızı biraz daha yükseltecek okumalar yaparak ibadetler yapsaydık. Keşke biraz daha fazla zaman ayırarak tefekkür edebilseydik, keşke Risâle-i Nur’daki derin meseleleri anlamak ve müzâkere etmek için çırpınsaydık da bu hakîkatlerin kıymetini ahirete bırakmasaydık, diyecektir.

Hâlbuki Üstad Bediüzzaman Hazretleri talebeleri için şu gelen ifadeleri kullanmıştır:

“Aziz Sıddık Kardeşlerim ve hak hakîkat yolunda hakîkatli pişman olmaz arkadaşlarım… Risale-i Nur’dan çekilmek, hakaik-i imaniyeyi öğrenmeden pişman olmaktır… Onun için, pişman olmak ve vazgeçmek, büyük bir hasârâttır… Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki; sizin gibi sarsılmaz, çekilmez, pişman olmaz, çok telaş etmez, demir gibi metin şakirdleri Risâle-i Nur’a sahib ve nâşir ihsan eylemiş.” Elhamdülillahi hâzâ min fadlı Rabbî.

Abdülbâkî Çimiç

bkicimic@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir