Risâle-i Nûrları şerh ve izâh-2

“Aziz kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim, Fihristeyi, taksimü’l-â’mâl tarzında mütesanid heyetinizin şahs-ı mânevîsine tevdiiniz çok güzeldir. Tam ve daimî bir üstad buldunuz. O mânevî üstad, bu âciz kardeşinizden çok yüksektir; daha bana ihtiyaç bırakmıyor. ( Kastamonu Lahikası, s:16 )”

Bu mektubun tasnîfini şöyle yapabiliriz:
*Aziz, kıymettar, sadık ve sebatkâr kardeşlerim,=> Üstâd Bedîüzzamân Hazretleri ekser mektuplarında hitap ettiği gibi bu mektupta da talebelerine psikolojik olarak kuvve-i mânevîyeye vesîle olacak hedef ve şevk hitâbı ile sesleniyor.
*Fihriste’i=> Risâle-i Nûr adına fihriste gibi güzel bir işin yapıldığı bildiriliyor.
*Taksimü’l-a’mal=> Yapılan işin, iş bölümü ile derûhte edildiğine dikkat çekiliyor.
*Tarzında=> Fihriste gibi önemli bir işte bir usûl ve metot ta’kip edildiği söyleniyor.
*Mütesânid heyetinizin=> Birbirine kuvvet veren ve birbirinden kuvvet alan dayanışmış ve aynı dâvâya gönül vermiş bir heyet ile çalışıldığı belirtiliyor.
*Şahs-ı mânevîsine=> Şahıs değil, şahısların ihlâs, tesânüd ve sadâkatlerinden meydana gelen bir şahs-ı mânevî ile çalışıldığı gösteriliyor.
*Tevdi’iniz => Yapılan işin bir meciiye gönderildiği bildiriliyor.
*Çok güzeldir=> Yapılan iş, Bedîüzzamân Hazretleri tarafından tasdik ediliyor.
*Tam ve daimi bir üstâd buldunuz => Şahs-ı mânevînin mükemmel kemalâtı ve devamlılığı Bedîüzzamân Hazretleri tarafından bizlere gösteriliyor.
*O mânevî üstâd,=> Mânevî mürşid, şahs-ı mânevînin üstâdlığı bildiriliyor.
*Bu aciz kardeşinizden => Bedîüzzamân Hazretleri, “Saîd yok, Saîd’in ehliyeti de yok” diyerek şahsını Kur’ân ile Risâle-i Nûr arasından çekip alıyor ki tamâmen şahs-ı mânevî ve hakîkatler konuşsun.
*Çok yüksektir; => Artık söz şahs-ı mânevînindir ve en üst seviyede feyizlenmek de şahs-ı mânevîyeye aittir diye bizlere o yüksek hakîkat gösteriliyor.
*Daha bana ihtiyaç bırakmıyor.=> Şahs-ı mânevîyeye ittibâ’ edilmesinin ve zamanın şahıs zamanı olmamasının hakîkati gösteriliyor.

Görülüyor ki Kastamonu Lahikası’ndaki bir mektubun tek bir paragrafından çok büyük hakîkatlerin olduğunu anlıyoruz. Risâle-i Nûr Külliyatı’nın müteferrik yerlerinde ve satır aralarında buna benzer çok anekdotlar olduğunu biliyoruz.

Bir başka tahlil edilmesi gereken cümle de şudur. “Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve îzâh haricinde birşey yazsa, soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer.(Mektubat, s:426 )”

*Buradaki cümlede en önemli nokta “nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve îzâh haricinde birşey yazsa” kısmıdır.  Risâle-i Nûrlara muhatap olanlar özellikle “nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle” cümlesiyle “şerh ve îzâh haricinde bir şey yazsa” denilerek şerh ve îzâha izin çıkıyor, ancak bunun dışında hele ki Risâle-i Nûr dairesinde bulunanların yeniden bir şey ortaya koymaya çalışması sıkıntılıdır diye anlıyoruz.

Öyleyse şahs-ı mânevîyi dikkatlerden kaçırmamak gerekir. Çükü bu çalışmalarda en te’sirli mürşid ve kuvve-i mânevîye anlaşılıyor ki şudur.”Risâle-i Nûr’un samîmî, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlâsından ve tesânüdünden süzülen ve tezâhür eden bir şahs-ı mânevî, size bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir. (Barla Lâhikası,2006,s:588)”

Bu kısmı tasnîf edersek:
*Risâle-i Nûr’un => Metne dayalı ilhâm, ihtâr, sünûhât, feyz-i Kur’ân ve istidrâc-ı Kur’ân ile te’lif edilen eserler.
*Samîmî, hâlis şakirtlerinin
=> İhlâs, sadâkat ve tesânüd sıfatlarına haiz Risâle-i Nûr talebelerinin.
*Kuvvet-i ihlâsından
=> Samîmîyetlerinin ve ihlâslarının kuvvetinden.
*Ve tesânüdünden
=> Risâle-i Nûr talebelerinin birlikteliklerinden ve aynı dâvâda bir cesedin aza ve hasselerinin yardımlarından.
*Süzülen ve tezâhür eden
=> Süzülüp ortaya çıkan,
*Bir şahs-ı mânevî,
=> Mânevî bir şahıs ve şûrâya dayalı ortak akıl.
*Size bâki ve muktedir
=> Bize devamlı ve yeterli bir kuvvettir.
*Bir kuvvet-i zahrdır,
=> Güç ve yoldur, dayanıklı bir kuvvettir.
*Bir rehberdir.
=> Yol gösterici bir mürşiddir. (Barla Lâhikası,2006,s:588)”

Bedîüzzamân Hazretleri bizlere kaynak olarak “Evet, Risâle-i Nûr size mükemmel bir me’haz olabilir.( Barla Lâhikası,2006,s:588)” diyerek me’haz olarak Risâle-i Nûrlara mürâcaat etmemizi istiyor.

Ayrıca bu noktada bize çok mühim bir yol dahâ gösteriyor ve şerh ve îzâhın da önceliğinin yine me’haz olarak başvuracağımız Risâle-i Nûrlardan nasıl yapacağımıza misal gösteriyor. Şöyle ki; “Ve ondan erkân-ı îmâniyenin her birisine, mesela Kur’ân kelâmullah olduğuna ve i’câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir îzâh ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir.( Barla Lâhikası,2006,s:588)”

Demek en te’sirli şerh ve îzâh Risâle-i Nûrları yine Risâle-i Nûr’lara şerh ve îzâh ettirmek oluyor. Çünkü bu mânâda Konferansta Zübeyir ağabeyin şu gelen açıklamaları dikkate değerdir. “Okurken, belki îzâh edilmesini isteyen kardeşlerimiz olacaktır. Fakat, bu hususta arzedeyim ki, üstâdımız Bedîüzzamân, bir Nur talebesine Risâle-i Nûr’dan bazan okuyuvermek lûtfunu bahşederken îzâh etmiyor, diyor ki: “Risâle-i Nûr, îmânî meseleleri lüzûmu derecesinde îzâh etmiş. Risâle-i Nûr’un hocası, Risâle-i Nûr’dur. Risâle-i Nûr, başkalarından ders almaya ihtiyaç bırakmıyor. Herkes isti’dadı nisbetinde kendi kendine istifâde eder. Aklınız herbir meseleyi tam anlamasa da, rûh, kalb ve vicdanınız hissesini alır. Ne kadar istifâde etseniz, büyük bir kazançtır.”

“Okunan Türkçe veya Arapça bir risâlenin îzâhı, başka bir risâlede varsa, onu getirip okuyor. Risâle-i Nûr’daki gâyet ince nükteleri derk eden basîretli âlimler de der ki: Bir âlimin yüksek bir ilmi olabilir, fakat Risâle-i Nûr’u cemaate okurken tafsilâta girişip eski mâlûmatlarıyla açıklarsa, bu îzâhâtı, Risâle-i Nûr’un beyan ettiği, asrımızın fehmine uygun ve ihtiyacına tam cevap veren hakîkatların anlaşılmasında ve tesîratında ve Risâle-i Nûr’un mâhiyetinin derkine bir perde olabilir. Bunun için, bazı lûgatların mânâlarını söyleyerek aynen okumak daha müessir ve daha efdâldir.(Sözler, s:772 )”

İzâh meselesini yine Risâle-i Nûrların değişik yerlerinden şöyle anlayabiliyoruz. Bedîüzzamân Hazretleri Risâle-i Nûrların çok yerlerinde defaatle diğer yerlere atıfta bulunur ve buranın îzâhı falan yerde veya Risâlededir diye beyan eder, bu hakîkati Risâle-i Nûrları okuyanlar gayet net olarak bilirler.

Bedîüzzamân Hazretleri, Risâle-i Nûrlar için yapılacak çalışmaları ise şu şekilde tasnîf ediyor.

“Zannederim ki, hakâik-i âliye-i îmâniyeyi tamâmıyla Risâle-i Nâr ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzûm yok. Yalnız bazan îzâh ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazîfem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazîfeniz devam ediyor. Ve inşâallah vazîfeniz şerh ve îzâhla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur’u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek.( Barla Lâhikası,2006,s:588)”

Burada özellikle Risâle-i Nûrlar için yapılacak bütün çalışmalar tafsilatıyla gösterilmiştir. Risâle-i Nûr talebelerinin, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlâsından ve tesânüdünden süzülen ve tezâhür eden bir şahs-ı mânevî olarak ta’rif edilen mütesânid heyetin vazîfeleri “şerh ve îzâhla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları te’lif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makâmını tekmille ve Risâle-i Nûr’u tanzim ve tertip ve tefsîr ve tashihle devam edecek” denilerek o mütesânid heyetin hangi alanlarda çalışmalar yapacağı ta’rif edilmiş ve sınırları çizilmiş oluyor.

Burayı inceleyecek olursak;

* Şerh=>Risâle-i Nûrları açıklamak ve îzâh etmek. Ancak Bedîüzzamân Hazretleri Risâle-i Nûrların şerhini öncelikle Külliyatın müteferrik yerlerini bir araya getirerek şerh etmeyi gösteriyor.

* İzâh=> Risâle-i Nûrları yine öncelikle Risâle-i Nûrlara ayrıntısı ile açıklatma, kelimelerin lügât mânâlarını açarak bu vazîfeyi derûhte etmek.

*Tekmil=>Tamamlama, noksanları yerine getirme çalışmaları. Ayrıca müteferrik risâlelerin bir araya getirilmesi çalışmaları da bu kısma dâhil olmalıdır. Hatta neşri zamana bırakılan bazı parçaların ve bölümlerin mütesânid bir heyetin şahs-ı mânevîsi ile yapılması.

*Tahşiye=>İhtiyaç duyulan yerlerde Risâle-i Nûrların neşri noktasında haşiye koyarak açıklama çalışmaları, bilgilendirici îzâhatlar yapılması.

*Neşr=>Risâle-i Nûrların basımını yaparak her tarafa duyurma ve ilân etme, yayma çalışmaları. Çünkü “Bu zamanda Nûrlarla hizmet-i îmâniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celb etmekle olur.( Lem’alar,2005,s:581)”

*Tâlim=>Risâle-i Nûrlarla özellikle ehl-i îmânın îmânının kurtarılması ve gençlerin yetiştirilmesine vesîle olacak eğitim çalışmaları yapılması. Eğitim, öğretim ve yetiştirme vasıtalarının kullanılması.

*Te’lif=> Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupların te’lif edilerek tamamlanması. Bu vazîfeyi de nâfiz bir içtihâda mâlik ve bir velâyet-i kâmileyi haiz, yüksek ve azîm bir heyetin tesânüdüyle, o heyetin telâhuk-u efkârından(fikirlerin birbiri peşine gelip birleşmesinden) ve rûhlarının tenâsübüyle (uygunluğuyla) birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzâde(hür, serbest) olarak tam ihlâslarından doğan, dâhi ve daimî bir cemaatin rûh-u mânevîsi olan şahs-ı mânevî yapabilir.

*Tekmil=> Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makâmını tekmille tamamlanması vazîfeyi de o şahs-ı mânevîye aittir.

* Tanzim=> Risâle-i Nûrların basım ve neşrinde düzenleme, sıralama ve tertipleme çalışmaları.

*Tertip=> Risâle-i Nûrların basımı ve neşrinde dizme, sıralama, düzene kayarak asrın teknolojik imkânlarından istifâde ederek en güzel şekilde muhtaç gönüllere ulaştırma çalışmaları.

*Tefsîr=> Risâle-i Nûr derslerinde veya akademik çalışmalarda tamamen açıklama ve îzâh alışmaları. Buradaki tefsir yeniden bir tefsir yapma mânâsını taşıyo değildir. Çünkü bu vazîfe Risâle-i Nûrlar üzerine yani bir tefsir üzerine yapılacağı için açıklama ve îzâh etme noktasındadır diye düşünüyoruz. Çünkü “hakâik-i âliye-i îmâniyeyi tamâmıyla Risâle-i Nâr ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzûm yok. Yalnız bazan îzâh ve tafsile muhtaç kalmış” açıklamaları ile Bedîüzzamân Hazretleri bu noktayı da netliğe kavuşturmuştur.

*Tashih=> Risâle-i Nûrların basım ve neşrinde beşeriyetten kaynaklanan noksanlar ve basım hataları noktasında yapılacak olan düzeltme, hatalı basımları düzeltme ve gözden geçirme çalışmaları. Çünkü tashihat meselesi çok mühimdir. Bedîüzzamân Hazretleri bu mânâda şunları söyler; “Meselâ; tashihat için oradaki âlimler tam yardım edebildikleri için, orada tashihat yapılsın, etsinler. Siz benim tashihimden geçmiş bazı nüshaları, onlara gönderirsiniz. Hakikaten tashih mes’elesi ehemmiyetlidir. Bazan bir harfin ve bir noktanın yanlışı, kıymetli bir manayı zayi’ eder. Emirdağ Lahikası-1;s:151 )”

Öyleyse ne yapılmalıdır?

Risâle-i Nûr hizmeti metne dayalı bir hizmettir. Bu noktadan farklı bir yönü vardır. Öyleyse önce Risâle-i Nûrları yine Risâle-i Nûrlara şerh ve îzâh ettirmek en te’sirli bir şerh ve îzâh yoludur diye düşünüyoruz. Risâle-i Nûrlardaki mevzû’ları ve kavramları yine Risâle-i Nûr’un değişik yerlerinden bulup bir araya getirmek ve böylece Risâle-i Nûrların rûh-i aslîsine muvafık hareket etmek en güzel bir yol olsa gerek.

Ancak Risâle-i Nur eserleri, her mizacın ve fıtratın hatta meşrebin âleminde çok farklı mânâlarla terennüm ediyor ve ma’kes buluyor. Çünkü isti’dadlar farklı, her bir talebeye tecelli eden esmâ-i hüsna tecellisi farklı, insanların yetişme kültürü ve coğrafî iklim özellikleri farklı, kültürleri, eğitim seviyeleri vb özellikleri farklılık arzediyor ki herkes ihtiyacı ve kabiliyeti miktarınca Risâle-i Nûrlardaki mânâları kendi âlemine nüfûz ettiğini müşahede ediyor. Bu durum da yadırganacak bir hâl değildir.

Öyleyse her Risâle muhatabı kendi âlemine düşen mânâları kanâat olarak paylaşır ve benim anladıklarım ve kanâatim budur der ve buna hakkı da vardır. Çünkü “Ben kendi kanâatimi yazdım; kanâate itiraz edilmez.(Şualar- Birinci Şua)” sözü de Bedîüzzamân Hazretleri’ne aittir. Zaten bizlerin yaptığı çalışmalar ve müzâkereler de buna misaldir. Ancak şahsî yapılan yorumlar ve çalışmalar konumuzda bahsedilen mevzudan farklıdır. Risâle-i Nûrlar üzerine Bedîüzzamân Hazretleri’nin göstermiş olduğu yol ve vazîfeler noktasında özellikle ihlâs, sadâkat ve tesânid sıfatlarını üzerinde toplayan mütesânit bir heyet olan şahs-ı mânevî çalışmalıdır. Bu çok ehemmiyetli bir noktadır. Çünkü şahs-ı mânevî, nâfiz bir içtihâda mâlik ve bir velâyet-i kâmileyi haiz, yüksek ve azîm bir heyetin tesânüdüyle, o heyetin telâhuk-u efkârından(fikirlerin birbiri peşine gelip birleşmesinden) ve rûhlarının tenâsübüyle (uygunluğuyla) birbirine yardım etmesinden ve hürriyet-i fikirlerinden ve taassuplarından âzâde(hür, serbest) olarak tam ihlâslarından doğan, dâhi ve daimî bir cemaatin rûh-u mânevîsidir. İşte böyle bir cemaatın şahs-ı mânevîsi bir veliyy-i kâmil hükmüne geçebilir. İşte, ey Risâle-i Nûr şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin hasseleri ve âzâlarıyız.

Özellikle bu zamanda kıymet ve kuvvet, mütesânid cemaatten tezâhür eden şahs-ı mânevîdedir. Lillahilhamd, Risâle-i Nûr’un eczalarından ve şakirdlerinin tesânüdünden tezâhür eden bir şahs-ı mânevî, bizlere ve bu zamana Kur’ân-ı Mu’cizü’l-beyân’ın hakâikını izhâr etmeğe en mükemmel bir rehber, bir mürşiddir. Her birimiz onun evsâf-ı azîmesinden bir nevî mazhâriyetle istifâde ederiz.

Madem Risâle-i Nûrlar bize mükemmel bir me’haz olacak, o halde konumuza ışık tutabilecek bir yer daha me’hazdan ekleyelim.

“Arabî “Virdü’l-Ekber-i Nuriye” tab edilmişse, Arabî bilmeyen Risâle-i Nûr şakirtlerine bir teshilât olmak için Yedinci Şua, Âyetü’ül-Kübrâ ve Yirminci Mektupta îzâh ve tercüme edilen sayfalarının numaralarını Virdü’l-Ekber’in kenarlarına rakamla bir haşiyecik gibi yazılsa iyi olur.

Yani “Bu Arabî makam, filân risalede, filân sayfada îzâhı var” diye işaret edilse ve elmas kalemli kardeşlerimiz bunu tevzi edip, herbiri bazı nüshaları böyle işaretlerle kaydetse ve hem el makinesiyle yaptığınız veya matbaadan gelen risalelerden numune için bir iki nüshasını bize gönderseniz iyi olur.

Arabî bilmeyenler, Âyetü’l-Kübrâ’nın mertebelerini güzelce anlasalar, bu Arabî parça tam anlaşılır. Arabî bilmeyen, birkaç defa ikisine baksa, tam anlayacak.( Emirdağ Lahikası-1 ( 94 ))”

Arabî “Virdü’l-Ekber-i Nuriye” tab edilmişse,=> Burada Virdü’l-Ekber-i Nuriyeni tabına izin veriliyor.

Arabî bilmeyen Risâle-i Nûr şakirtlerine bir teshilât olmak için
=> Demek ilk başlarda Arabî bilmeyenlere teshilat ve kolaylık gösteriliyor.

Yedinci Şua,
, Âyetü’ül-Kübrâ ve Yirminci Mektup => Teshilat için bazı risâleler ismen gösteriliyor ve bunların îzâh ve tercümeleri o Arabî bilmeyenlere verilerek istifâde etmeleri isteniyor. Yani “Virdü’l-Ekber-i Nuriye”nin anlaşılması için.

İzâh ve tercüme edilen sayfalarının numaralarını  (
Yedinci Şua, Âyetü’ül-Kübrâ ve Yirminci Mektup gibi) Virdü’l-Ekber’in kenarlarına rakamla bir haşiyecik gibi yazılsa iyi olur.=> Virdü’l-Ekber’in îzâh ve tercümelerinin yapıldığı sayfa numaralarının ya’ni Risâle-i Nûrda o bahislerin ve Virdü’l-Ekber’i îzâh ve tercüme eden yerlerin sayfaları Virdü’l-Ekber’in kenarlarına rakamla bir haşiyecik gibi yazılsa iyi olur deniliyor ve yine bizlere bu konuda yol gösteriliyor.

Bu îzâh ve tercümeyi nasıl yapacağımız dahâ da açıklanarak “yani” kelimesi ile ta’rif ediliyor. Şöyle ki;

Yani “Bu Arabî makam, filân risalede, filân sayfada îzâhı var” diye işaret edilse ve elmas kalemli kardeşlerimiz bunu tevzi edip, herbiri bazı nüshaları böyle işaretlerle kaydetse…”deniliyor.

Böylece o parçaları tam anlamanın yolu da şöyle îzâh ediliyor:”Arabî bilmeyenler, Âyetü’l-Kübrâ’nın mertebelerini güzelce anlasalar, bu Arabî parça tam anlaşılır. Arabî bilmeyen, birkaç defa ikisine baksa, tam anlayacak.”

Bilmem bu parçadan şerh ve îzâh meselesine faklı bir bakış açısı çıkar mı?

Bedîüzzamân Hazretleri “Virdü’l-Ekber-i Nuriye”yi, Arabî bilen birisi îzâh ve tercüme etsin demiyor. Bunun yerine Virdü’l-Ekber-i Nuriyenin îzâh ve tercümesinin yine Risâle-i Nûrlardan yapılmasını istiyor. Bu mânâda yolunu da gösteriyor.

Öyleyse Risâle-i Nûr satırları arasında dahâ fazla bu tür hakîkatlere ve bu konular için ihtiyaç duyacağımız yerlere tevafuk edebiliriz.

Risâle-i Nûrların şerh ve îzâh mevzû’sunda yine yukarıya aldığımız Risâle-i Nûrlarda yer alan kelime ve kavramların içinin doldurularak yerine getirilmesi ve temel prensipler olarak dikkate alınması düşünce ve kanâatindeyiz ki yapılan şerh ve îzâhlar şahs-ı mânevîyeye istinâd edebilsin ve kalblerde ve akıllarda ma’kes bulabilsin.

Yukarıda Bedîüzzamân Hazretleri’nin bir mektubunu tahlil etmeye çalıştık ve Fihriste gibi bir işi Risâle-i Nûr talebelerinin nasıl yaptığını ve Bedîüzzamân Hazretleri’nin bu işin usûl ve yöntemi hakkındaki prensipleri nasıl tasdik ettiğini aktardık. Orada yapılan çalışmanın şahs-ı mânevî olarak mütesânid heyetlerce yapıldığı bizlere bir me’haz ve mi’sal olmalıdır.

Öncelikle bu konu içersinde de şu noktaya dikkat çekmeye çalıştığımı belirteyim. Hakîkî şerh ve îzâh Risâle-i Nûrları yine Risâle-i Nûrlara şerh ve îzâh ettirmektir. Bu mânâda Bedîüzzamân Hazretleri bizlere yapılacak çalışmaların hem numûnelerini hem de yollarını göstermiş ve çerçeveyi çizmiştir diye inanıyorum.

Mesela imân hakikatleri cihetiyle Asa-yı Musa, İmân ve Küfür Muvazeneleri gibi kitapları mâhiyeti de bizlere güzel bir misaldir.

Hizmet Rehberi, Beyanat ve Tenvirler gibi eserler de bu alanda kabûl edebileceğimiz eserler diye düşünüyorum.

Dahâ sonra ise Yeni Asya Neşriyat’ın Namaz bahislerini tamâmen Risâle-i Nûrların müteferrik yerlerinden bir araya getirdiği “Risâle-i Nûr’da Namaz ve Hikmetleri” çalışması da namaz hakîkatine güzel bir şerh ve îzâh diye düşünüyorum.

Bir misal dahâ vermek gerekirse, Yine Yeni Asya Neşriyat’ın hazırlamış olduğu “Risâle-i Nûr Külliyatından Hz. Muhammed(asm)” kitabı da tamâmı Risâle-i Nûrlardan toparlanmış Efendimiz(asm) ile ilgili bahisler bir araya getirilmiş ve mükemmel bir şerh ve îzâh olmuştur.

Demek zaman içersinde bu mânâda Risâle-i Nûrları yine Risâle-i Nûrlara şerh ve îzâh ettirilebilecek kitaplar ve çalışmaları olacaktır.  Öyleyse bu çalışmalar mütesânid heyetlerle ve bu heyetlerde çalışanlar ise işin ehli olanların gayretleriyle meydana gelmelidir. Zaten yeniden bir şey ortaya çıkarmak ve Risâle-i Nûrları me’haz olarak alıp çalışmamak mes’uliyetli bir çalışma ve iş olur.

Ancak esas değinmek istediğim konu şudur. Bütün âlem-i İslâm ve beşeriyet Kur’ân’ın hâkimiyetini bekliyor. Bu ise kendi kanâat ve düşünceme göre Kur’ân’ın mânevî mucîzesi olan Risâle-i Nûrların insanlık gündemine tam mânâsıyla gelmesine bağlıdır. Öyleyse çok zaman kaybetmeden yukarılarda Bedîüzzamân Hazretleri’nin yol ve yordamını ve de usûlünü göstermiş olduğu şerh ve îzâh ve diğer çalışmaları için artık dahâ beklemeye ve de zaman kaybına gerek yoktur.

Böylece “Risâle-i Nûrların şerh ve îzâh mevzû’sunda yine yukarıya aldığımız Risâle-i Nûrlarda yer alan kelime ve kavramların içinin doldurularak yerine getirilmesi ve temel prensipler olarak dikkate alınması düşünce ve kanâatindeyim ki yapılan şerh ve îzâhlar şahs-ı mânevîyeye istinâd edebilsin ve kalblerde ve akıllarda ma’kes bulabildsin.”  cümlelerindeki maksat ve düşüncelerimiz dahâ net anlaşılmış olur inşâallah.

Bu çalışmaların karar safhasında ise şu noktaları önemsiyorum.

1.Meşveret-i şer’iyeye ya’ni haklı bir şûrâya lüzûm var. Bu şûrâ heyeti meşveret-i şer’iye dairesinde mes’eleleri görüşmeli ve sevk, idareyi yapmalıdır.

2.Karar safhalarında tam bir hür ortamda herkes hakkın hatırını hiç bir hatıra feda etmeden fikirlerini söyleyebilmelidir. Son söz olan kararlar ise Meşveretin Hür İrâdesi tarafından ortaya çıkmalıdır.

3.Şahs-ı Manevinin Cüzleri ile ortaya çıkacak olan meşveret-i şer’iye ve haklı şûrâ Bedîüzzamân Hazretleri’nin şu cümlelerine masadak olmalıdır.”Risâle-i Nûr’un samîmî, hâlis şakirtlerinin heyet-i mecmuasının kuvvet-i ihlâsından ve tesânüdünden süzülen ve tezâhür eden bir şahs-ı mânevî, size bâki ve muktedir bir kuvvet-i zahrdır, bir rehberdir.( Barla Lâhikası,2006,s:588 )”

4.Bu çalışmaların her bir safhasında en ince teferruatına kadar her şey planlanmalı ve haklı şûrâda temerküz eden şahs-ı mânevî hâkim ve söz sahibi olmalıdır.

5.Şerh ve îzâh çalışmalarını yapacak olan mütesânid heyetler nelere hâiz olmalıdır? “İhlâs, Sadâkat ve Tesânüt” sıfatlarını hâiz olunmalıdır.

6.Muktezâ-i hâl dikkate alınmalı, heyet-i içtimâîyenin ihtiyaçlarının tanzimi noktaları öncelenmelidir. Şeriat-ı fıtriye kânunlarına müraat edilmelidir. Vazîfeler yapılıp neticelerin te’siri Allah’a bırakılmalıdır.

Bâkî ÇİMİÇ

bakicimic@sentezhaber.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir