Selâmet-i fikir ve istikamet-i nazar

Selâmet-i fikir ve istikamet-i nazar

Bu ahirzaman asrında geniş ve câzibedar siyaset ve boğuşma dairelerine dikkat eden, selâmet-i kalbini ve hüsn-ü niyetini ve istikamet-i fikrini ve hizmetindeki ihlâsını kaybedebilir.

Çünkü dehşetli fitneler her şeyi kendi hesabına âlet ederek insanın öncelikle fikrî istikametini bozmaktadır. Böylece bu dehşetli fitne-fesad asrında insan selâmet-i fikrini, istikamet-i nazarını kaybetmektedir.

Selâmet-i fikir; fikrî istikamet, fikir ve düşüncedeki selâmettir. Fikir ve düşüncedeki doğruluk ve doğru düşünmektir. İnsanın selâmet-i fikrini ifsâd eden tarafgirâne siyâset ve taassubbâne fikir cereyanlarıdır. Bu cazibedâr ahirzaman asrında müfsid âletlerle ifsâd edilen insanın selâmet-i efkârı hipnoz edilmekte ve istikametinden koparılmaktadır. Hak ve hakikatin rengi değiştirilmekte; her müfsid efkâr, suret-i hak kılıfına sokularak insanlarımızın hususan ehl-i îmânın selâmet-i fikir ve istikamet-i nazarını ifsâd etmektedir. Şimdiki hâl-i âlem ve içtimâî hayat bu durumun en mükemmel tefsiridir.

Bu hâl memleketimizde böyle olmakla berâber bütün âlem-i İslâmda da böyledir. Çünkü dünya büyük bir buhran geçiriyor. Mânevî nasihatlerin önüne sed çekmeye çalışan iki dinsizlik cereyanı, maddeperest ve tabiatperest bir ideoloji ile müfsid âletler olan eskiden radyo, şimdilerde basın-yayın, televizyon, internet vb. görüntülü ve yazılı neşriyat ile insanların din ile olan bağlarını koparıp, sadece dünya hayatına celb ettirmektedir. Bu dehşetli dinsizlik cereyanları çeşitli maskeler altında özellikle eğitim programları yoluyla fikirlerini empoze etmektedir. Çok te’sirli tatbikatlar uygulanmakta ve küçük yaştan itibaren çocuklarımız mânevî eğitimden mahrum olarak yetişmektedir. Toplum kademelerimiz maddiyata mahkûm edilmekte ve maddenin mânâya hâkim olduğu bir fikir şiddetli bir şekilde şırınga edilmektedir. Hâlbuki madde mânâya ve mânevîyata hizmetkâr olması gerekirken, çıkış ve kurtuluş maddede ve maddî cihadda aranmaktadır. Bu hâl son zamanlarda daha da şiddetlenerek mütedeyyin kesimlerde bile makes bulmakta ve dindârlar dünyevîleştirilmektedir. Hubb-u câh, tamah, hırs ve nefsânî arzular ve hazlar ehl-i dini de sarmalına almış, masumâne düşüncelerle meşrûlaştırılmaya çalışılmaktadır. Böylece insanlarımızın hususan ehl-i dinin selâmet-i fikri ve istikamet-i nazarı dağıtılmakta, Müslümanların ebedî hayata müteveccih olan aslî gayeleri muvakkat ve fani dünyevî maksatlara çevrilmektedir. Böylece ahirzaman fitneleri ehl-i imânı kolayca kendi cereyanlarına âlet etmekte ve Müslümanların nazarını, yönünü ve yüzünü ahiretten fani dünyaya çevirerek ifsadatını dünyevî mergup metalarla yapmaktadır.

Bu hâl, insanların hayat-ı içtimaîyesinde bir fesat âleti olmuştur. Şeytan da insanın bu hâlinden istifade ederek, “insanın selâmet-i fikrini ifsad ediyor. Hakaik-ı imaniyeye karşı sıhhat-i muhakemeyi bozuyor ve istikamet-i fikriyeyi ihlâl ediyor.”1

Görüldüğü üzere asrın getirmiş olduğu tereddüdler ve zaruretler insanlarımızın selâmet-i fikrini ve istikamet-i fikriyesini ihlâl ederek dehşetli tahirabatlar yapmaktadır. Bu tahribatlara karşı yegâne çare Nurdur, Nur göstermektir ki kalbler ıslâh olsun ve îmânlar kurtulsun. Yoksa başka çareler aramak, arzî metotlar tatbik etmek çare olmayacaktır. Hatta âlem-i İslâmın fıtratına uygun olmayan siyaset topuzu metodu ile ıslâh hareketleri Müslümanlara çok pahalıya mal olmuş, masumlar belâya düşmüş ve onlara zulmedilmiştir. Hâl-i âlem buna şahitlik etmektedir. “Hususan ihtilâle sebebiyet veren vaziyetler, bütün bütün zulmü dağıtır, genişletir”2 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu noktaya işaret etmiştir.

İnsanın hayat-ı diniye, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiye selâmeti; sıhhat-i fikir ve istikamet-i nazar ve selâmet-i kalbe bağlıdır. Ey insan! Bu istikametin korunması için “muhkemat-ı Kur’âniye mizanlarıyla ve Sünnet-i Seniyye terazileriyle a’mâl ve hâtıratını tart ve Kur’ân’ı ve Sünnet-i Seniyyeyi daima rehber yap.”3

Bu ahirzaman asrında muhkemat-ı Kur’âniye mizanları ve Sünnet-i Seniyye terazisi Risâle-i Nur hakikatleri olduğu kanaatindeyiz. Risale-i Nur’un çelik kal’asına tahassun edilmeli, onun Kur’ânî mizanlarıyla amel edilmeli ve amellerimizi Sünnet-i Seniyye terazisiyle tartmalıyız ki selâmet-i fikriyemizi ve istikamet-i nazarımızı muhafaza edelim.

Abdülbâkî Çimiç

bkicimic@hotmail.com

Dipnotlar:

1- Lem’alar, 2013, s. 241.
2- Emirdağ Lâhikası, 2013, s. 83.
3- Lem’alar, 2013, s. 241.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir