Fihrist Risâlesi’nin İkinci Kısmı: Onuncu Şuâ

Fihrist Risâlesi’nin İkinci Kısmı: Onuncu Şuâ

Geçen haftadan devam…

Onuncu Şuâ, Fihriste Risâlesi’nin ikinci kısmıdır. Şuâlar eserinde Onuncu Şuâ boştur. Kısaca şöyle bir açıklama yapılmıştır. Onuncu Şuâ; Bu Şuâ, on Beşinci lem’adan itibaren buraya kadar olan Risâlelerin fihristidir. Her eserin kendilerine ait ciltlerin sonlarına derç edilmiştir.[1]

Onuncu Şuâ olan Fihrist Risâlesi’nin “Onuncu Şuâ” fihristinde ise teferruatlı olarak şu açıklamalar yer almaktadır: ”Fihriste Risâlesinin ikinci kısmıdır. Risâle-i Nur’un umum fihristesi iki Risâlede cem olunmuştur. Bunlardan birincisi “On Beşinci Lem’a”dır ki; Risâle-i Nur’un Sözler’i, Mektubat’ı ve On Beşinci Lem’a’ya kadar olan Risâlelerin fihristeleri olup, bu lem’ada toplanmıştır. On Beşinci Lem’a’dan itibaren Lem’alar ve Şuâlar’ın fihristeleri ise bu Onuncu Şuâ’dadır.

On Beşinci Lem’a namındaki Risâle-i Nur’un birinci kısım fihristesini Üstadımız Risâle-i Nur eczalarının mevzularına ve kısmen gayelerine işaret ederek te’lif etmişler. Âdeta hülasa edilen hablar nev’inden büyük bir eczahanedeki ilâçların listesini gösteren bir fihrist olarak yazmışlardır.

İkinci kısım fihristte ise yine Onuncu Şuâ namıyla Risâle-i Nur’un Isparta havalisindeki has şakirtleri tarafından kaleme alınmış ve herbir Nur şakirdi kendi aynalarının kabiliyet ve renklerine göre o Risâlelerden tecelli eden envârını satırlara aksettirmeye çalışmışlardır. Risâle-i Nur’un şahs-ı mânevîsinin birer ferdi bulunan bu kahraman, fedakâr, mümtaz nur şakirtleri bu Fihriste ile nesl-i âtî için en kıymettar eserlerden birisini bırakmışlardır.

Bu Fihriste Risâlesi gayet ehemmiyetlidir. Çünkü çeşit çeşit mânevî marazlara müptelâ bu asır insanlarına lûtfedilen ve kevser-i Kur’ânîden akan muslukların adedi ve eczahâne-i Kur’âniyedeki tiryak ve panzehir dolaplarının sayısı yüz otuza bâlîğ olmaktadır. Herbir dolapta çok kavanozlar vardır. Yani herbir Risâle bir ecza dolabı ve o Risâlelerdeki “nokta, nükte, işaret, reşha, pencere, basamak, hakikat, mevkıf ve meseleler” diye verilen isimler, o çok muhtaç olduğumuz ilâç kavanozlarıdır.

Hakikate susamış ve bu zamanın dalâlet tehlikelerinden kurtulmak isteyen ve hikmet-i Kur’âniyeye muhalif olan felsefe ile yaralanan ve nefis ve şeytanın türlü türlü iğfâlâtlarına kapılmış mânevî hastalar, bu eczahanede kendi hastalıklarına en münasip ilacı almak için ya bütün eczahâne-i Kur’âniyenin dolaplarını ve o dolapların içlerindeki kavanozları birer birer arayacaklar, bulacaklar; veyahut eczahane-i Kur’âniyedeki bütün dolapların numaralarını ve her dolabın içindeki kavanoz âdetlerini ve o kavanozların içindeki tiryak ve macun ve panzehirleri gösteren bir listesini elde edecekler. İşte bu çok kıymettâr Fihriste’nin gördüğü vazîfelerden birisi de budur.”[2]

Fihrist Risâlesi Osmanlıca nüshalarda müstakil olarak neşredilmiş olmasına rağmen yeni yazı nüshalarda bir kısım kitapların sonlarına derc edilmiştir. Özellikle Mektubat ve Lem’alar’ın kendilerine ait fihristeleri o mecmuaların ahirlerine Fihrist Risâlesi’ndeki haliyle ilhak edildiği görülmektedir. Risâle-i Nur Külliyatı’nın tamamının fihristi ise müstakil bir kitap hüviyetinde olduğu için her kitabın sonlarına ilhak edilmemiş olup müstakil olarak Osmanlıca Fihrist Risâlesi olarak neşredilmiştir.[3]

Münteşir Risâle-i Nur Külliyatı kitapları içersinde Fihrist Risâlesi ile ilgili çok sayıda izahat ve atıflar vardır. Bir kısmını buraya derc edelim:

Kastamonu Lahikası mektuplarında “Abdullah Çavuşun, sizin namınıza istediği Onuncu Şuâ namındaki Fihriste’nin ikinci cildini yazdırdık.[4] Fihriste’nin musahhah son kısmı inşâallah ona gönderilecek.”[5] İfadelerine yer verilmiştir.

Emirdağ Lahikası’nda ise “Fihriste’de ayet-i hasbiye olan dördüncü Şuânın fihristesi, İhtiyar lem’asının on dördüncü ricası yerinde yazılsın. Hakikaten münasip görünüyor, tam bir ricadır.”[6] Deniliyor.

Barla Lahikası mektupları içersinde ise şu ifadeler geçmektedir: “Risâlelerin fihristesi tamam yazıldıktan sonra birinci müsevvit, ihtiyârsız “Bu güzel fihriste tamam oldu” deyip yazmış. O müsevvit hesab-ı ebcedî hiç bilmediği gibi, hiçbir şey de düşünmemiş. “Bu güzel fihriste tamam oldu,” aynen bin üç yüz elli iki tarihini gösterip Fihriste’nin tarih-i telif ve istinsahını göstermiştir.”[7]

Risâle-i Nur Külliyatı’nın müteferrik yerlerinde saff-ı evvel erkân ve has dairelerinden kabul ettiğimiz muhterem Nur Talebesi ağabeylerin Fihrist Risâlesi ile ilgili çok mühim açıklamalarını görüyoruz. Bu açıklamalardan da anlaşıldığı üzere Fihrist Risâlesi önemine binaen bu ağabeyler tarafından da ciddiyetle mütalaa edilmiş ve sitayişle bu risaleden bahsedilmiş. Bu kısımda çok fazla izahata gerek duymadan Hulusi ağabeyin, Hüsrev ağabeyin, Sabri ağabeyin, Asım ve Re’fet ağabeylerin yazdıklarını bir sonraki yazıda aktarmaya çalışalım inşâallah.

Devamı haftaya…

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

http://www.feyzinur.com

[1] Şualar,2013,s.311

[2] Fihrist Risalesi, 2.Cildin başı [10.Şua]

[3] Envar Neşriyet Fihrist Risalesini Osmanlıca olarak tamamını neşretmiştir.

[4] Kastamonu Lahikası,2013,s.195

[5] Kastamonu Lahikası,2013,s.186

[6] Emirdağ Lahikası-I,2013,s.63-64

[7] Barla Lahikası,2013,s.568

Fihrist Risâlesi ile ilgili saff-ı evvel ağabeylerin takdirkâr ifadeleri şöyledir:

Hulusi Ağabeyin ifadeleri: “Fihristeyi harfi harfine henüz okuyamadım; fakat, inşâallah okuyacağım.”[1] [Hulûsî Bey’in fıkrasıdır.] Aziz, Muhterem, Müşfik ve Mükerrem Üstadım! Bu defa irsaline inayet buyurulan Risâle-i Nur eczalarının dört kısımlık fihristesini aldım. Daha evvel Otuz Birinci Mektubun On Üçüncü ve On Dördüncü Lem’alarını almış, fakat ihtisaslarımı arza muvaffak olamamıştım. Fihristeler dört tarafımı aydınlattılar ve itikatta bir olup, çok metin hikmetlerle bazı a’malde ayrılıkları olan dört mezheb-i hak gibi; bu fakire hakka, hakikate, sıdka, imana, nura, rızaya giden yolları gösterdiler.[2]

Hüsrev Ağabey: “Aziz Üstadım! Senelerden beri vücuda getirilen misilsiz âsâra, Otuz Birinci Mektubun On Beşinci Lem’asıyla öyle misilsiz bir eser daha ilâve buyurulmuş oluyor ki; o şaheserler, böyle şah bir eseri; o harika bediiyat, böyle bedî bir zübdeyi; o acip telifat, böyle acip bir mecmuayı; o azîm hakaik, böyle azîm bir külliyat-ı hakaikı ve o nurlu Risâleler, böyle nurlu bir fihristeyi istiyordu. Yüz binler şükrolsun ol Feyyaz-ı Mutlak Hazretlerine ki; hiç bir müellifin muvaffak olamadığı böyle misilsiz eseri hazine-i rahmetinden ihsan etmekle, yüz yirmi adede vâsıl olan Külliyat-ı Nur’u, yüz yirmi sahifeden aşağı olmayan misilsiz fihristesiyle bir yerde toplamış bulunuyor. Bu Risâlenin menfaati, fevaidi o kadar çok ki; izaha hacet yok. Bu kıymettar Risâle, kendi kendini lâyık olduğu bir tarzda methediyor. Hem o kadar güzel methediyor ki; fevkinde beyan olamaz.”[3]

Fihriste-i Güldeste: Fihriste namı altındaki bütün Risâlelerde yazılı olduğu tarzda değildir. Tamamen hususiyet göstermektedir. Sözlerin ve Mektupların bir hulâsatü’l-hulâsası denecek vaziyettedir. Âsâr-ı Nurun bir zübdesi, hazain-i Nurun elmas anahtarı, resail ve mektubatın nurlu kapısı olan bu hayırlı telife sebep olanları da, müellifini de, Allahü Zülcelâl ve’l-Kemal Hazretleri, saadet-i dâreyne mazhar buyursun. Âmin. Hulûsî[4]

[Sabri’nin fıkrasıdır.] Bu kerre bir kıt’a lütufname-i fazılâne-i merğubeleriyle tereşşuhat-ı kitab-ı mübinin bir zübdesi bulunan, Fihriste-i Mübin’in Dördüncü Kısmını, Süleyman Efendi kardeşimiz yediyle aldım, okudum. Müellifine, kâtibine, naşirine, hadimlerine binler dualar ettim. Hakikaten vakt-i kıraatim olan iki saat zarfında, risalatü’n-Nur ve mektubatü’n-Nur’un kâffesini icmalen okumuş kadar mütelezziz ve müstefit oldum. Ve şöyle dedim. Lütufname-i keremkârîlerinde işaret buyurulduğu üzere, dört nüsha değil, belki bir kaç ay, her vazifeye tercihen fihristeyi teksir ve neşre sa’y etmeliyiz. Madem ki, gayemiz neşr-i envar-ı hakaik-ı Kur’ân’dır. Bu mübarek ve kıymettar eser-i giranbaha ise hakaik-ı Kur’âniyenin hulâsası ve zübdesi ve tabiri caiz ise, tam bir piştarıdır. Miftahu’n-Nusret ve Mirkatü’l-Fütuhdur.[5]

[Asım Bey’in fıkrasıdır.] Bu Risâle fihristesi, hakikaten menba-ı nur ve mecma-ı hakikattir. Elhak, Nur fihristeleridir. Şöyle söyleyebilirim ki: Otuz Üç Söz, Otuz Üç Mektubun her biri, feyezanda bir menba-ı nur-i hakikat ve gülistan-ı bağ-ı cinandır. Binaenaleyh bu müteaddit güller bağının her birisinde müteaddit güller koparıp dört kısım üzerine güller demeti yapılmış gibi vücuda getirilmiş bir eser-i cihan-kıymet olduğuna kanaat ettim. Bu fihristeleri okumak; herhâlde ve behemehâl Söz ve Mektuplar Risâle-i şerifenizi görmek, okumak, yazmak için insanı iştiyak ve gayrete sevk ediyor ve şiddetle kamçılıyor. Fakirce, noksan olan Risâle-i şerifelerin hangisini evvelâ yazayım? Çünkü; her biri birbirleriyle nur ve hakikat müsabakasına çıkmış diye, mütelâşi ve heyecanlı bir vaziyetteyim. İnşaallah dua-i Üstadâneleriyle kâffesini yazarım. Şurasını da arz etmek isterim ki; Sabri Efendi kardeşimin ilhahı ve zat-ı Üstadânelerinin ilhamı ile Fihristelerin telifi çok musîb ve hayırlı hem hadsiz hakikatlere anahtar olmuştur.[6]

[Re’fet Bey’in bir fıkrasıdır.] Aziz ve Muhterem Üstadım Efendim! Sözlerin ve Mektubatın ve pencerelerin fihristesi, o kadar güzel olmuş ki, bir defa sathî bir nazar atfeden kimse, Risâlet-in Nur eczalarının kıymet ve ehemmiyeti hakkında yek nazarda bir fikir edinebilir. Bu fihriste umum Risâlelere bedeldir. Hiçbir müellif, yazmış olduğu yüz yirmi kadar kitabının, her birisinin hülâsa-i mealinden ve bilhassa metnindeki âyâtı, birer birer münasip ve manidar bir tarzda, tadat etmek suretiyle Risâlelerin gayatından ve mahiyetinden bahsetmek şartıyla, böyle ehemmiyetli dört Risâleyi vücuda getiremez. Fihristenin bariz bir vasfı daha var ki, o da kendi ihtiyârınızla olmayıp, sünuhat-ı kalbiye ile olduğunu ispat ediyor.[7]

Sizin telifiniz olan Fihristenin tashihinde, bir müstensihin noksan bıraktığı bir sahifeyi tahsin’e dedim, “Yaz”; o da yazmaya başladı. Simsiyah bir mürekkepten ve temiz kalemle, birden, yazdığınız ikinci cilt fihristenin makbuliyetine hüccet olarak, o siyah mürekkep güzel bir kırmızı suretini aldı.[8]

Görüldüğü üzere Fihrist Risâlesi hem Üstad Bediüzzaman Hazretleri, hem de saff-ı evvel nur talebeleri tarafından çok ehemmiyetli addediliyor. Hatta mahkemelerdeki müdafaalarda Üstad Hazretleri bu Risâleyi de nazara alarak şöyle diyor:” Elinize geçen ve nazar-ı teftişinizde bulunan “Fihriste Risâlesi” gösteriyor ki, Risâle‑i Nur’un herbir cüz’ü, bir âyet-i Kur’âniyenin hakikatini tefsir eder ve hususan erkân-ı imaniyeye dair âyetleri öyle bir vuzuhla tefsir eder ki, Avrupa feylesoflarının bin seneden beri Kur’ân aleyhinde hazırladıkları hücum plânlarını ve esaslarını bozuyor.”[9] Ayrıca “Hem vazife-i tahkikatınıza yardım için derim: Fihriste Risâlesi, yirmi senelik Risâlelerin bir kısmının fihristesidir. İçindeki Risâlelerin bir kısmının asılları Darü’l-Hikmetten başlar. Fihriste’deki numaralar, telif tertibiyle değildirler. Mesela, Yirmi İkinci Söz, Birinci Sözden daha evvel te’lif edilmiş ve Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mektuptan daha evvel yazılmış. Bunlar gibi çok var…”[10] şeklinde ifade ediyor.

[1] Barla Lahikası,2013,s.254

[2] Barla Lahikası,2013,s.248–49

[3] Barla Lahikası,2013,s.254–55

[4] Barla Lahikası,2013,s.254

[5] Barla Lahikası,2013,s.314

[6] Barla Lahikası,2013,s.257–58

[7] Barla Lahikası,2013,s.318

[8] Kastamonu Lahikası,2013,s.45

[9] Müdafaalar > Eskişehir Mahkemesi [1935]

[10] Müdafaalar > Eskişehir Mahkemesi [1935]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir