İ’câz-ı Kur’ân’ı beyan

catsİ’câz-ı Kur’ân’ı beyan

İ’câz-ı Kur’ân; Kur’ân’ın mu’cizeliği, Allah’ın sözü olması ve benzerinin yapılamamasıdır. Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur’da Kur’ân’ın kırk vech-i i’câzını icmâlen isbat etmiştir. “Kur’ân-ı Kerim’in i’câzının en dakik vechi, nazmının belağatında­dır.”[1] Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın esas-ı i’câzının en mühimlerinden, belâgatinden sonra îcâzıdır. Îcaz, i’câz-ı Kur’ân’ın en metin ve en mühim bir esasıdır. Kur’ân-ı Hakîmde şu mucizâne îcaz o kadar çoktur ve o kadar güzeldir ki, ehl-i tetkik, karşısında hayrettedirler.”[2]

Kur’ân-ı Kerim her asra baktığı ve ders verdiği gibi, bu son ahirzaman asrına da husûsî bakmakta ve ders vermektedir. Onun için, akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhân-ı aklîye istinâd eden ve bütün hükümlerini akla tespit ettiren Kur’ân hükmedecek.[3]tir.

Artık zaman birçok işaret, beşaret ve vukuat ile ahirzamandır. Kur’ân, kıyamete kadar hükmünü devam ettireceği için, elbette bu ahirzaman asrına daha şümullü olarak dersini verecek ve mucîzeliğini gösterecektir. Bu Rabbimizin Hakîm ve Rahîm isimlerinin bir hikmeti, rahmeti ve de cilvesinin gereğidir. Ve zaman hükmünü icra ederek Kur’ân’ın i’câz-ı mânevîsinin tahakkuk dönemi başlamış oldu. Böylece “i’câz-ı Kur’ân’ın beyanı” bir rüya-i sâdıka ile başladı. Bu noktayı Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etti:

“Bir zaman rü’yada gördüm ki: Ağrı Dağı altındayım. Birden o dağ patladı, dağ gibi taşları âleme dağıttı, sarstı cihanı. Füc’eten(birden, aniden) bir adam yanımda peyda oldu. Dedi ki: Îcaz ile beyan et, icmâl ile îcaz et, bildiğin envâ’-ı i’câz-ı Kur’ân’ı.”[4] Birden, o hâlette iken, baktım ki, mühim bir zat bana amirâne diyor ki: “İ’câz-ı Kur’ân’ı beyan et.”[5] Ve şu i’câzın bir nev’ini şu zamanda izhârına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.[6]

Evet, görüldüğü gibi bir “vakıa-i sâdıkada”[7] görülen bu rüya ile “i’câz-ı Kur’ân’ın” beyanının izhâr vaktinin geldiği ve bu vazîfe ile muvazzaf olan şahsın da Bediüzzaman Hazretleri olduğu anlaşılmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri de “Çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-i îmâniyedeki fetva vazîfesiyle tavzif edilmişiz.”[8] diyerek vazîfesini açıkça izhâr etmiştir. Böylece i’câz-ı Kur’ân’ın beyanı ve izhârıyla Risâle-i Nur ehl-i îmânın mânevî imdadına gönderilmiştir. Çünkü Risâle-i Nur, Kur’ân’dan gelen bir hidâyet nuru ve bir saadet güneşidir. Risâle-i Nur rahmet-i ilâhiyenin ve ihsân-ı Rabbanînin ve lütf-i Yezdanînin bu ahirzaman asrında Kur’ân nurundan nebâen eden î’câz-ı mânevîsidir. Bediüzzaman Hazretleri Risâle-i Nur’daki “Şeref, i’câz-ı Kur’ân’a ait olduğundan ve bana ait olmadığından”[9] diyerek envâ’-ı i’câz-ı Kur’ân’ı berrak ve şeffaf olarak bu asrın muhtaç olan insanlarının akıllarına ilim, kalblerine feyiz ve ruhlarına nur olarak beyan etmiştir.

Ayrıca ayette “Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır.”[10] cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üç yüz elli (1350) tarihine parmak basar.[11]  Bu târih Rûmî olursa, Mîlâdî 1934-1935, Hicrî ise, Mîlâdî 1931-1932 yıllarını gösterir.  Ayet “mânâ-yı işârî ile der: Gerçi o tarihte, dini, dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücâhede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-u esâsî, bir düstur-u siyâsî oluyor ve hükümet, lâik cumhuriyete döner. Fakat ona mukàbil mânevî bir cihad-ı dinî, îmân-ı tahkikî kılıcıyla olacak. Çünkü, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli burhanları izhâr edip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur’ân’dan çıkacak diye haber verip bir lem’a-i i’câz gösterir.[12] Demek ki 1930’lu yıllardan sonra Kur’ân’ın da işareti ile “mânevî bir cihad-ı dinî, îmân-ı tahkikî kılıcıyla olacağı” beyan edilmektedir. Peygamber Efendimiz(asm)’in ihtâr ve îkazıyla “O zamana yetiştiğiniz zaman, siyâset canibiyle onlara galebe edilmez; ancak mânevî kılıç hükmünde i’câz-ı Kur’ân’ın nurlarıyla mukabele edilebilir”[13] tavsiyesi de artık “mânevî kılıç hükmünde olan i’câz-ı Kur’ân’ın nurlarıyla mukabele” etme zamanının başladığını göstermektedir. Bediüzzaman Hazretleri de bu son ahirzaman asrında i’câz-ı Kur’ân’ın nurları olan ve mânevî bir cihad-ı dinînin, îmân-ı tahkikî kılıcıyla olacağını Kur’ânî ve hadisî işaretlerden çıkararak Risâle-i Nur ile vazîfeye namzet olduğunu anlamıştır.

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

http://www.feyzinur.com

[1] İşârâtü’l-İ’câz, s. 226.

[2] Mektûbât, 2013,s.532

[3] Eski Said Eserleri(Hutbe-i Şamiye),2014,s.330

[4] Sözler(Lemeat),2013,s.1193

[5] Mektubat, 2013, s.624

[6] Mektubat, 2013, s.625

[7] Mektubat, 2013, s.624

[8] Mektubat, 2013, s.725

[9] Mektubat,2013,s.639

[10] Bakara Sûresi, 2:256

[11] Şualar,2013,s.434

[12] Şualar,2013,s.434

[13] Tarihçe-i Hayat,2013,s.233

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir