İstikbale ait müjdeler şevk tazeledi

Bursa Yeni Asya Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından tertiplenen seminerlerinin bu ayki konuğu gazetemiz yazarı-eğitimci, Abdulbaki Çimiç oldu. Programın sunuculuğu Rifat Okyay tarafından yapılırken, Ramazan Oruç Hoca Kur’ân tilâvetinde bulundu. Açılış konuşmasını yapan Dernek Başkanı Dr. Orhan Kaşlıoğlu ise, programa katılan misafirlere hoş geldiniz diyerek derneğin faaliyetlerini dile getirdi Kaşlıoğlu Bursa Yeni Asya Eğitim […]

Ahirzaman Tehlikeleri ve Kurtuluş Çareleri

Ankara’nın Maltepe semtinde düzenlenen “Ahirzaman Tehlikeleri ve Kurtuluş Çareleri” konulu bir seminer veren Gazetemiz Yazarı Abdulbaki Çimiç, “Doğru ölçülerle fitne ve felâket fırtınalarına yakalanmadan yol almak mümkün” dedi. Gazetemiz yazarı Abdülbaki Çimiç, Ankara’da düzenlenen seminerde, ahirzaman fitneleri ve insanlığın kurtuluş çareleri konusunda önemli tesbitlerde bulundu. Çimiç, Risale-i Nur’un insanlığa rehber olacak en önemli eser olduğunu […]

Gabavet ve Cerbeze

Kuvve-i akliye‑i melekiye, nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz eder. İdrâk etmek ve tefekkür âleti olan kuvve-i akliye insana has tefekkür, eşyanın sebeplerini idrak etmek ve esmâ lisânı ile tanımak melekesidir. Kuvve-i akliyenin üç mertebesi vardır, vasat mertebesi hikmet ve istikametli olmak, terfit mertebesi gabavet, ifrat(aşırı) mertebesi ise cerbezedir.

Cebânet ve Tehevvür

Tagayyür, inkılâp ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen rûhun yaşayabilmesi için üç kuvveden birisi de kuvve-i sebûiye-i gadâbiyedir. Kuvve-i sebûiye-i gadâbiye, zararlı şeyleri defetmeye sevk eden gazab hissi ve duygusudur. Rûhun yaşayabilmesi ve zararlı şeyleri def için bu kuvve verilmiştir. Bu kuvvenin de üç mertebesi vardır.

Fücûr ve Humûd

“Cenab-ı Hakîm-i Mutlak, vaktaki rûhu, değişken ve çok şeylere muhtaç ve tehlikelere mar’uz olan insan bedeninde iskân eyledi. O bedenin veya içindeki rûhun idâmesi için ‘üç kuvve’yi onun içine tevdî’ buyurdu. Lâkin Cenâb-ı Hâkim-i Hakîm, sâir hayvanatın kuvvelerini bir tahdîd altında bulundurduğu halde, müsabaka ile terakkî edebilmesi sırrıyla, beşerin tekemmülünü iktiza eden hikmetiyle; insanın bu […]

Ekberü’l-kebâir/Büyük günahlar

Kebâir; büyük günahlar, cezası büyük olan günahlar olarak bilinir. Birçok İslâm âlimi büyük günahları farklı zikretmişlerdir. İslâm’da büyük günahlar(kebâir)  Allah’ın emirlerine aykırı davranış, kötü amel, isyan, karşı gelme gibi fiiller suç olarak kabûl edilmiştir. “İnsafsızlık, yalancılık, hırs, isrâf, fuhuş, hıyânet, gıybet, bunların hepsi Kur’ân tarafından en şiddetli sûrette takbîh olunmuş ve bunlar rezâletin tâ kendisi […]

Bediüzzaman’ın Görüşleri Işığında Siyâset-i Âliye-i İslâmiye

Giriş Bediüzzaman Said Nursi, âlem-i İslâm adına müstakil siyâsetin ölçülerini Risale-i Nur’da göstermiştir. Âlem-i İslâm’ın müstakil bir siyâset takip etmesini, bu siyasi prensiplerin Kur’ânî, ahlâkî ve insanlığın ortak değerlerini gösterdiğini anlıyoruz. Adalet, hürriyet ve kanun hâkimiyeti Bediüzzaman’ın Kur’ânî siyaset prensiplerinin üssül esası olduğu görülüyor. Bu prensiplere siyâset-i âliye-i İslâmiye prensipleri olarak bakıldığı bir hakîkattir. Bediüzzaman, […]

Âhirzamanda Âilenin Genç Ferdi

Âhirzamân müddeti uzun bir zaman dilimidir. Biz bir faslındayız. Fitne ve fesâdın en şiddetli olduğu bir zaman aralığının adıdır âhirzamân. Bunun için bin üç yüz sene zarfında emr-i Peygamberî ile bütün ümmet o fitneden istiâze etmiş. Bir kısım rivayetlerin işaretiyle bu meş’um asır beşer tarihinin en dehşetli fitne ve fesadının yaşandığı bir asır olarak görülüyor.

Kör hissiyât-ı insâniye

Kör hissiyât, âkıbeti görmeyen nefsin bir şubesidir. Mecâzî nefs-i emmâre olarak da bilinen ‘şuursuz kör hissiyât’ aklın ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor. İnsanın nebâtî, hayvânî, insânî ve mü’min olmak üzere dört mertebesi bulunur. Bu nedenledir ki insan nebâtî cismâniyeti cihetiyle ve hayvânî maddeliği itibâriyle bu iki mertebenin de özelliklerini taşır.  Kör hissiyât aynı zamanda […]

Temelluk/Dalkavuk

Temelluk; dalkavukluk, yaltaklanmadır. Yaranmak için yağcılık yapmaktır. Hâl-i hazır medeniyet, riyâya, şan-ü şeref ismini takmış, adamı da şahıslara dalkavukluk yapıp mürailik(ikiyüzlülük) ettirdiği gibi, milletler ve unsurlara da riyâkâr ve tasniatçı(düzmece-uydurmacı) kılmıştır. Müslüman asla temelluk edemez, mürailik yapamaz, tasniatçı ve dalkavuk olamaz. Çünkü “Dalkavukluk ve tasannu, alçakça bir yalancılıktır.”[1] Bedîüzzamân Saîd Nursî bütün hayatında, şan ve şöhretten, […]