Isparta ve Denizli mahkemesi ehl-i vukufun raporunda, medâr-ı nazar olmuş ve i‘tirâz edilmiş bir mesele: “Risâle-i Nur şakirdleri ehl-i cennet olacakları ve îmân ile kabre girecekleri” cihetidir. Aşere-i mübeşşereden başka şahsıyla ve ismiyle bu fazîlete kimse yetişemez.” diye bir nevi i‘tirâzına karşı deriz: Bu meselede şahıs, ismiyle tayin edilmemiş, yalnız kuvvetli işâretlerle “İhlâs içinde kulluk […]
Etiket: ihlas
Risale-i Nur’da tesânüd, uhuvvet ve ihlâs
Bediüzzaman’ın farklı zamanlarda kaleme aldığı Lahika mektupları, sadece dinî birer tavsiye mektupları değil, aynı zamanda cemiyetin ahlâkî ve manevî rehberidir. Bu mektupların ortak gayesini teşkil eden “tesânüd, uhuvvet ve ihlâs” kelimeleri, sadece ahlâkî bir seciye değil, cemiyetin geçirdiği sarsıntılar ve hâricî saldırılar karşısında metâneti sağlayan “en büyük kuvvet” olarak kabul edilir. Günümüzün şahıs merkezli dünyasında […]
Önde ve sonda bulunanların imtihânı…
Risale-i Nur hizmetinde “Erkânlar ve sahipler ve haslar ve nâşirler ve talebeler ve taraftarlar ve kardeşler ve dostlar gibi tabakat var.”[1] Bu hizmette kader-i ilâhinin de muvazzaf kıldığı ancak her daim imtihanın şiddetlenmesi sırrıyla tehlike ihtimali her tabakada bulunmak kábildir. Ancak önde ve arkada bulunanlar en şiddetli imtihanla eleklerden geçirilirler. Çünkü büyük dağların karı çok […]
Ferâgat mesleği
Risale-i Nur’da ferâgat mesleği, sadece dünyevî lezzetlerden vazgeçmek değil, aynı zamanda nefsin her türlü istek ve enâniyetinden, dünyevî makám hatta şahsî ve mânevî kemâlât arzusundan bile vazgeçip, ömrünü tamamen Kur’ân ve iman hizmetine hasr-ı nazar etmektir. Ferâgat Nedir? Lügat manasıyla ferâgat; bir haktan kendi isteğiyle vaz geçmek, el çekmek ve fedakârlık yapmak anlamına gelir. Ancak […]
İnsanı sırr-ı ehâdiyete götüren yol: İhlâs
Sırr-ı Ehâdiyet, hususî tecellîdir. Çünkü Bediüzzaman “Besmelenin İkinci Sırrı’nda, Güneş’in ziyâ’sının umûm eşyayı ihâta etmesini vâhidiyete, her bir şeffaf şeyde sıfatlarıyla ve bir nevi cilve-i zâtıyla bulunmasını da ehadiyete misal veriyor.” Yunus(as)’ın balığın karnından kurtuluşu bu sırrın hakîkatini gösterir. Çünkü o vaziyetten Yunus(as) sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişâf ettiği için sahil-i selâmete çıkarılmıştır. Öyle bir […]
Hizmet yap, sonra unut!
“Külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmârenin muktezasıdır.”[1] Hâlbuki külfet ve hizmet zamanında nefse hisse vermemek lâzımdır. “Yani, huzuzat ve ihtirasatta unutmak; ve mevtte ve hizmette düşünmek.”[2] gerekir. Risale-i Nur’un selâmeti ve şerefi için şahsi elemler, musîbetler, belâlar karşısında sabretmek Risale-i Nur’dan […]
Menfâat-i Maddîye Kapısını Kapamak
Menfâat-i maddîye kapısını kapamak: Hizmet ruhu taşıyan insanların dünyevî bazı kapıları kapatması lâzım. Bunların başında menfâat-i maddîye kapısını terk etmek gerekir. Çünkü “Menfâat-i maddîye cihetinden gelen rekâbet, yavaş yavaş ihlâsı kırar. Hem netice-i hizmeti de zedeler. Hem o maddî menfâati de kaçırır.”[1] Risale-i Nur hizmetinde minnet altına girilmez. Sırf rıza-i ilâhi adına çalışılır, netice Allah’a […]
Risâle-i Nur’a hizmet etmek
Risale-i Nur’a hizmet edebilmek… Risale-i Nur hizmetinin neticesi maddî olarak görmek arzu edilebilir. Fakat bu arzu doğru değildir. Pekâlâ, Risale-i Nur hizmeti nedir? Vazifeni yapıp vazife-i İlâhiye’ye karışmamaktır. Bizim vazifemiz hizmettir, muvaffak olmak bu vazifeye dâhil değildir. O, vazife-i İlâhiye’ye bakar. Birisine Risale-i Nur’u anlattın. Eğer o anlatmanda ihlâs varsa, işte hizmet odur. O an, […]
Keyfiyet, kabiliyete tâbidir
Keyfiyet, kabiliyete tâbidir Kâinatta keyfiyetli eşya her daim azdır. Keyfiyet ise, kabiliyete tâbidir. Çünkü keyfiyet bir şeyin aslı ve özüdür. Şu kâinatta, nihayet derecede mebzuliyet ve ucuzluk içinde, nihayet derecede san’atça ve kıymetçe yüksek ve âli bir keyfiyet görünüyor.[1] Bir şeyin vücudunu bilmek, o şeyin keyfiyet ve mahiyetini bilmekten ayrıdır.[2] Keyfiyet-i teşekkül nasıl olursa olsun, […]
Niyet ve ihlâs
Bu niyet meselesi, Bediüzzaman Hazretleri’nin kırk senelik ömrünün bir mahsulüdür. Niyet, kalbin bir şey`e karar vermesidir. Yani kalbin bir arzusu olup, fiil canibine yönelmesidir. Ayrıca niyet bir istek ve duygudur. Kalbe ait bir mânevî fiildir. Kalbdeki mânâların veya tesirât-ı hâriciyeden tevellüd eden temâyüllerin yönünü belirler. O müyûlâtın seyrinin devamında veya fiil hâline gelmesinden önceki arzu […]