Zâhirî ve Bâtınî hasseler

Zâhirî ve Bâtınî hasseler

Cenab-ı Hak Teâlâ, Hazret-i Âdemi halk eyleyip; duygular, havasslar ve hissiyatlarla donatıp insan olarak şekillendirdi. İnsanın fıtratına derc etmiş olduğu zâhirî be bâtınî hasseleri, rahmet‑i İlâhiyenin hazinelerinde iddihâr edilen nimetleri tartmak ve küllî şükretmek için verdi. Bu sırdan dolayıdır ki zâhirî ve bâtınî duygularımızın her birinin ayrı bir ubûdiyeti, ayrı bir vazîfesi ve ayrı bir lezzeti vardır. Bu zâhirî ve bâtinî hasseler ve hediyeler, bütün nimetlerden istifâde etmemiz için yüzlerle ve binlerle iştihalar, ihtiyaçlar, duygular, hissiyatlar, hisler şeklinde verilmiştir. Bu hakîkate binâen “Her mevcut, basit bir madde olmadığı gibi câmid ve tegayyürsüz dahi olmadığından ve hem de zerrelerden teşekkül ettirilmiş gayet acîb bir makine ve gayet harîka bir saray olmakla berâber, zâhirî ve bâtınî duygularla mücehhez bulunduğundan, kâinatla alâkası vardır.”[1]

Demek “Sâni-i Hâkim şu küçük cisimde gayr-ı mahdud(hudutsuz) envâ-ı rahmeti tartmak için gayr-ı mâ’dud(sayısız) mizanlar vaz etmiştir. Ve Esmâ-i Hüsnânın gayr-ı mütenâhi(sonsuz) mahfî(gizli) definelerini fehmetmek için, gayr-ı mahsur(sınırsız) cihâzat ve âlât yaratmıştır. Meselâ, mesmûat(işitilen), mubsırat(görülen), me’kûlât(yiyecekler) âlemlerini ihata eden insandaki duygular, Sâniin sıfât-ı mutlakasını ve geniş şuûnatını fehmetmek içindir.”[2] Böylece insana, sermaye-i ömür ve cihazat-ı insaniye, Cenab-ı Mün’im-i Hakîkî’nin bütün nimetlerinin her bir çeşitlerini ihsas edip şükretmek için verilmiştir. Bundan başka âleme tecelli eden esma-i kudsiye-i ilâhiyenin bütün tecelliyatının aksamını, birer birer zâhirî ve batinî âlât ve cihazat vasıtasıyla bilip, tanımak ve tatmaktır.

İnsana derc edilen “havass-ı hamse denilen duygular, sağır, kör, câmid tabiattan neş’et etmiş değildirler. Ancak o duygular, Cenâb-ı Haktan ihsan edilen hediyelerdir. Yalnız göz, kulak tabirleri adi birer isimdirler.”[3] “Dikkat edilirse anlaşılır ki, bu kadar cihazat, bu hayat için olmayıp, ancak bir hayat-ı bâkiye için kendisine verilmiştir.”[4]

Sâni-i Zülcelâl, mânevî kudretin mânevî çekiciyle insanın “zâhirî ve bâtınî duygularını yerlerine nakşediyor.”[5] Ey insan! “Sen kendine bak: Zâhirî ve bâtınî hasselerin ve onların levazımatı gibi, elin yetişmediği ne kadar eşyaya muhtaçsın.”[6]

“Kezalik, insanın beş zahirî, beş bâtınî olmak üzere on tane hassası ve duygusu vardır. İnsan, bu duygularıyla ve keza cismiyle, ruhuyla, kalbiyle dünyanın her bir cüz’ünden istifâde edebilir; mâni yoktur.”[7] Böylece insanın “zâhirî ve bâtınî duyguları”[8]; “zâhirî ve bâtınî hasseleri”[9] ihtiyacının çokluğundan dolayıdır. Ey insan! Sen, zâhirî ve bâtınî hasselerin ile kâiantın fihristesi hükmündesin.  Mü’min, îmânla, zâhirî ve bâtınî hasseleriyle kâinat sofralarından istifade eder. Ayrıca bir mü’minin “Zâhirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibâdettir.”[10]

İnsanda “hiss-i kablelvukuu, zâhirî ve bâtınî meşhur duygulara ilâve olarak, insanda ve hayvanda “sâika” ve “şâika” namıyla, aynı sâmia ve bâsıra gibi iki hiss-i âhar”[11] daha vardır.  “Meselâ, gözle hissedilen bir güzellik, kulakla hissedilen bir hüsün bir olmaması ve akılla fehmedilen bir hüsn-ü aklî, ağızla zevk edilen bir hüsn-ü taam bir olmadığı gibi; kalb, ruh ve sair zâhirî ve bâtınî duyguların istihsan ettikleri ve güzel hissettikleri güzellikler, onların ihtilâfı gibi muhteliftir.”[12]

Risâle-i Nur’da “havass-ı hamse-i zâhirî, havass-ı hamse-i bâtınî” şöyle tasnif edilmiştir: “vicdan, asap, his, akıl, heva, kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kalb, ruh ve sır.”[13]

Bunlardan başka insanda mânevî  “cihazat, hissiyat, duygular, istidatlar”[14] ile “hüzün, keder, korku,”[15] nefis, irâde, zihin, hafî, ahfa, hiss-i kablelvuku, hiss-i sâmia, hiss-i bâsıra, hiss-i zâika, hiss-i sâdise-i sâdıka olan sâika, hiss-i sâbia-i bârika olan şâika, hads, hadsin muzaafı olan ilham, cüz-i ihtiyârî, cüz-i ihtiyârînin üssül esası olan meyelân, meyelânın muzâafı olan arzu, arzunun muzaafı olan iştiyak, iştiyakın muzaafı olan aşk-ı İlâhî, hevâ, evham, vehim, dimağ, tahayyül, tevehhüm, tasavvur, taakkul, takarrur, tasdik, iz’an, iltizam, itikad, kuvve-i hâfıza, latîfe-i müdrike, hayal, idrak, fikir, şuur, his, göz, kulak, kuvve-i zaika, burun, deri, ahlâk, terahhum, incizap, cezbe, gaye-i hakîkî, gaye-i hayal, hakîkat-i cazibe, tecarüb, tecavüb, ahlâk-ı hasene, hiss-i sâdis, fıtrat-ı zîşuur, insaf, şefkat, acımak, heves, emel, nâr-ı mûkade(aşk), heyecan…” gibi zâhirî ve bâtınî duygular da vardır.

Abdülbâkî ÇİMİÇ

bkicimic@hotmail.com

http://www.feyzinur.com

[1] Fihrist Risalesi,2011,s.123

[2] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.332

[3] İşârâtü’l İ’câz,2013,s.224

[4] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.350

[5] Mektubat,2013,s.664

[6] Sözler,2013,s.1067

[7] İşârâtü’l-İ’câz,2013,s.390

[8] İşârâtü’l-İ’câz,2013,s.44

[9] Lem’alar,2013,s.188

[10] İşârâtü’l-İ’câz,2013,s.230

[11] Mektubat,2013,s.582

[12] Şualar,2013,s.1303

[13] Barla Lahikası,2013,s:552-53, Lem’alar,20123,s.285

[14] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.350

[15] Mesnevi-i Nuriye,2013,s.350

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir