Zübeyrî Çizgi ve Yeni Asya

Zübeyrî Çizgi ve Yeni Asya

İslâmiyet aşikâredir… Hem de ihfâ, hile ve şüpheyi dâvet ettiğinden, hile ve şüpheden münezzeh olan hakîkat, hafâdan da müstağnidir. Hem de hile, terk-i hile ve doğruluktur.”1 İşte Zübeyrî çizginin en mümtaz alâmet-i fârikası budur. Aşikâr olmak, net olmak, hile ve şüphelerden beri olmak! Hakîkat mesleğinde ihfâya tenezzül etmemek, tevessülde bulunmamak. Hakîkat hile ve şüpheden münezzeh, hafâdan da müstağnidir. Bu sırrı hizmet-i imâniye ve nuriyede en mükemmel mihenk yapan bir çizgidir Zübeyrî Çizgi! Çünkü “Bazan izhâr, çok defa ihfâdan daha ziyâde efdal olur.”2  “Yani âşikâre yapmakta başkalar, ya istifâde veya taklit etmek veya gafletten uyanmak veya dalâlette ve sefahette muannid ise, karşısında şeâir-i İslâmiye nev’inde izhâr etmek, izzet-i dînîyeyi göstermek gibi çok cihetle, hususan bu zamanda ve ihlâs dersini tam alanlarda değil riya, belki gizliden tasannu karışmamak şartıyla çok ziyâde sevaplı olabilir.”3

Ayrıca Eskişehir Mahkeme müdafâatında Bediüzzaman Hazretleri “Bütün hayatımda ‘en menfâatli ve en iyi hile, hilesizlik olduğu’ düstur olduğundan, bütün müdafâatımda hak ve hakikat ve sıdk ve doğruluk esâsını takip ettim”4 demiştir. Hem de “Gerçek hile, hilesizliktir” düsturuyla, en büyük hileyi hilesizlikte bulan pervâsız, alâkasız bir insanın, değil sekiz sene, sekiz gün bir fikri gizli kalmaz”5 diyerek her hâlinin net ve aşikâr olduğunu ifade etmiştir. Birkaç Risalede de “yirmi beş otuz senedir esrarımı arayanlar ve tarassut edenler de anlasınlar ki, gizli hiçbir sırrımız yok”6 diyerek hizmetinin aşikâr olduğunu beyan buyurmuştur.

İşte “Zübeyrî Çizgi” Risale-i Nur’u me’haz kabul ederek, hizmet ekolü prensiplerinin en temel noktalarını net, şeffaf ve ihfâdan beri bir şekilde ders almıştır. Bediüzzaman Hazretleri’nin mesleğinin ve meşrebinin en temel vazgeçilmez düsturlarını hizmet ekolüne nokta-i istinad yapmıştır. Hayata ve ahvâl-i âleme Risale-i Nur penceresinden bakılmıştır. Risale-i Nur hakîkatleri bir dürbün gibi içtimâî ve siyâsî hayatın en ince noktalarını yakınlaştırmış ve netleştirmiştir.

Zübeyrî Çizgi Risâle-i Nur hakîkatlerinden asrı tahlil etmiş, bu asrın helâket-felâket asrı olduğunu görmüş, ahirzamanın dehşetli iki dinsizlik cereyanını keşfetmiş ve harekâtını ve hizmetlerini o dehşetli cereyanlara kaptırmamak için âzâmî olarak müteyakkız davranmış ve davranmaya devam etmektedir.

Zübeyrî Çizgi asrımızın Kur’ân derslerini Kur’ân’ın mânevî bir mu’cizesi ve tefsiri olduğunu görmüş, Kur’ân’ı ve sünneti bu asırda Risale-i Nur’la yaşamayı hayat düsturu yapmıştır. Bu cihetle Risale-i Nur ile muharrik durumda olan Zübeyrî Çizgi hakkın hatırını bütün hatırların üstünde tutmuş; bu zamanda nurlara hizmeti matbuat âleminde tezahürü esas alarak yapmayı Risale-i Nur’dan ders almıştır.

Zübeyrî Çizgi sadırdan değil, satırdan hizmeti esas almış, kitabî bir hizmeti intihab ederek haklı şûrâyı te’sis etmiş ve o şûrâ ile şahs-ı mânevînin tahakkukunu ve üstadlığını rehber edinmiştir. Her sözün kalbe girmesine yol vermemiş, söylenen sözü önce hayâlin elinde tutup Risale-i Nur mihengine vurarak akılda ve kalbde saklamıştır. Hak ve hakikat kimden gelirse gelsin kabul etmiş, fena ve fanî bir adamın güzel bir sözü iktibas edilerek hizmete vesile kılınmıştır.

Zübeyrî Çizgi bu zamanın şahıs zamanı olmadığını, cemâat zamanı olduğunu ders almış, fertlerin te’sirat-ı hariciyeye karşı daha az mukavim olduğunu görerek ve tesirat-ı hariciyeye kapılmakla çok ahkâm-ı diniyenin feda edildiğini bizzat müşahede etmiştir. Fikr-i infirâdiye değil, şûrâlarla tahakkuk eden ruh-u cemâatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevîye ittiba etmiştir.

Zübeyrî Çizginin muharriki aşk-ı İslâmiye ve hamiyet-i diniyedir. Siyâsetçilik ve tarafgirlik hastalığı bu mütesânid dâvâya arız olmamıştır. Bütün meselelere Risale-i Nur içerisinden bakıldığı için yüz elle daima nur tutulmuştur. Çünkü Risale-i Nur’dan her mesele nurdur.

Zübeyrî Çizgi kâinatta tecelli eden şeriat-ı fıtrî ile meşiet-i diniyi imtizac ettirmiş, sünnetullah kânunlarını içtimâi ve siyâsî hayatta tatbik etmeyi bir zaruret bilmiş ve öyle davranmıştır. Kemiyet değil keyfiyet hakîkatine hasr-ı nazar etmiştir.

Zübeyrî Çizgi hak bildiği yoldan asla taviz vermemiş ve dönmemiştir. Geçici rüzgârlara kapılmamış, maddî ve mânevî fırtınalara göre tavır değiştirmemiştir. Fikirlerini ve hizmetlerini asla gizlememiş, net ve mert olmayı izzet-i İslâmiyenin bir seciyesi olarak kabul etmiş ve öyle yaşamaya devam etmiştir.

Zübeyrî Çizgi asla devlete talip olmamış, ucuz hesaplar yapmamış, kimseyle pazarlık etmemiş, siyâseti ve siyâsetçileri mümkünse dine dost yapmaya çalışmıştır. Siyâsette ahrâr ve hürriyetçi çizgiden asla taviz vermemiştir. Zübeyrî Çizgi insana talip olmuş, insanların ebedî hayatını imân-ı tahkiki ile kurtarmayı maksâd-ı aslî olarak hizmetlerinin esası yapmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri’nin “Kâinata değişmem” dediği Zübeyir Gündüzalp ağabeyin “fenafi’l- Üstâd, fenâfi’r-Risale-i Nur ve fenâfi’l-ihvan” seciyelerini üzerinde toplayan bir çizgi olan Zübeyrî Çizgi bu hususiyetleri ile mümtaz bir hâl kesbetmiştir.

İşte böyle bir çizgiyi mihenk alan ve hizmetlerini bu Zübeyrî Çizgi ile devam ettiren Yeni Asya Ekolü inşaallah bu çizgiyi kıyamete kadar devam ettirecektir.

Dipnotlar:
1- Eski Said Eserleri (Makalât), 2009, s: 76, 77.
2- Hüccetü’l-İslâm İmam-ı Gazâli’nin meşhur bir sözü.
3- Şuâlar, 2006, s: 482.
4- Müdafaalar, Eskişehir Mahkemesi (1935).
5- Mektubat, 2006, s: 103.
6- Lem’alar, 2006, s: 405.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.