Isparta, İspârit ve Bedîüzzamân

İspârit Nahiyesi

Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili mekânlar önemli. Asırlara damga vurmuş bir müceddidin hayatıyla irtibatlı olan yerler bu açıdan araştırlmaya değer. Bediüzzaman’ın doğduğu Nurs Karyesi’nin bağlı olduğu İspârit nahiyesi de bu manada araştırılmayı hak ediyor. Mufassal Tarihçe-i Hayat’ta İspârit Nahiyesi ile ilgili açıklamalar şöyledir: “Bu isim, tam olarak hangi milletin lisaniyle olduğu belli değildir. Fakat bölge halkının telâffuzunda “sparit” veya “spaint” şeklinde de kullanıldığına binaen; “İspartın” veya “spartin” kelimelerinin masdarına müşabihtir. O ise, Kürdçe’de dayanak veya sırtını verip yaslanılan şey… veya bir işin diğer birisine havale edilmesine denilir ki; İspairt, Isparit veya sıparit kelimesine ma’naca ve mutabakatça benzerliği vardır. Bu ma’na itibariyle: sırtını o dağlara vererek tahassun etmek, tahassungâh olarak o dağlara sığınmak anlamında olabilir. “Sparit” ismi eğer “Sıpart”dan muharref olsa; yaslandı, dayandı, havale etti, manasında olabilir…İsparit nahiyesi edindiğimiz bilgiye göre 32 köyden ibarettir. Hîzan’ın hemen yanı başındaki “Ğeyda” köyûnden, “Nurs” köyûne kadar bir dere uzanmaktadır. Dereden başka da yol mümkün değildir. Bütûn arazî serapa sarp dağlardan ibarettir. “Nurs” un Ğeyda’dan normal yolu bu dereyi takiben gider. Ğeyda’dan Nurs’a yaya onbir saatlik bir mesafedir.”[1]

Aslında İspârit nahiyesi, pek çok köyü içine alan bir mıntıkaya verilen addır. İşte Nurs köyü de, bu mıntıka içinde yer alan köylerden biridir. Bediüzzaman, Isparta’da yaşarken kendisinin üç cihetle Ispartalı olduğunu söyler. Tarihçe ispat edebilmek için elinde kesin bilgilerin olmamasına rağmen İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Bediüzzaman, atalarının İspârit’e Isparta’dan gittiğine dair içinde güçlü bir kanaat olduğunu söyler.

İspârit, Hîzan kazasına bağlı bir nahiyedir. “Hîzan, Bitlis’e bağlı bir ilçedir. İlçede Osmanlılardan kalma bir takım tarihî eserler mevcuttur. Hangi tarihte, kim tarafından kurulduğu yönünde kesin bir bilgi yoktur. Ancak Cumhuriyet dönemiyle birlikte ilçe hâlini aldığı bilinmektedir. Hîzan’a bağlı bir çok köy ve belde vardır. Köylerin sayısı yüze yakındır.”[2]

Hîzan kazâsı; Hîzan Merkez (Aşağıkarasu), Uçum ve Hakif nâhiyelerine bağlı köy, mahalle ve mezraalardan müteşekkildir… Bedîüzzamân’ın doğduğu Nurs köyü, Uçum [dahâ sonra İspa’rit (İspâirt)] nâhiyesine bağlıdır. Kaynaklarda; (“Sbargerd”, “İspayert”) [3],  İspayrıt”[4], (“Espayrid”, “Espayrit/Asiyâbrûd”)[5]   şekillerinde de bulunmaktadır.  1907 târihli Bitlis Vilâyet haritasında; Bitlis Sancağı içerisinde “Espârût/İspârût”[6] diye bir yazı görülüyor ki, ayni yerin değişik bir yazılışı olabilir… Bedîüzzamân’ın Tercüme-i Hâl Varakasında, “İspârit” şeklinde..[7] Yöre halkı ise dahâ çok,“İspârit” ve “İspairt” olarak telaffuz etmektedir.[8]

Bediüzzaman Isparta vilayeti ile İspârit nahiyesi arasında benzerlik kurup bu konuda şunları söylemektedir. “Eski Saîd çok zaman Medresetü’z-Zehrayı gaye-i hâyal ederek çalışmış. Cenâb-ı Hak kemâl-i merhametinden, Isparta’yı o Medresetü’z-Zehra hükmüne getirdi. Ve nahiyemiz olan küçücük Isparta’nın mahdut akraba ve ahbap yerine mübarek Isparta vilâyetini verip binler kardeşi ihsan eyledi. Belki muhtemeldir ki, o küçük Isparta’nın aslı, bu büyük Isparta’dan gitmiş. Benim vatan-i aslîm, bu Isparta olmak caizdir.”[9] Ayrıca şu ifadelerle hakikatte Ispartalı oluşunu açıklıyor: “Evet, ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum; fakat kanaatım var ki, İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Saîd’in aslı buradan gitmiş. Hem Isparta vilâyeti öyle hakîkî kardeşleri bana vermiş ki; değil Abdülmecid ve Abdurrahman, belki Saîd’i onların herbirisine maalmemnuniye feda eylerim.”[10]

Bu Isparta ve İspârit meselesine Abdülmecid Nursi ise hatıralarında şöyle temas etmektedir: “Üstâd’ın doğduğu nahiyenin adı İspârit’tir. Otuz küsur sene ikamet ettiği vilayetin ismi de Isparta’dır. Bu iki kelimenin harfleri sayıca cinsçe birdir. Kezalik ebced hesabı ile adedi 665 eder. Bu tevafuktan dolayı birisi doğum yeri, diğeri ölüm yeri olacağını tahmin ediyordum. Bu ciheti kendisine söylediğimde sadece tebessümle mukabele etti.”[11]

Bedîüzzamân “Benim vatan-ı aslim Isparta’ymış”

Bedîüzzamân Hazretleri Risâle-i Nur Külliyatı’nın birçok yerinde Isparta ile ilgili açıklamalar yapar. İlk önce 1926 Mayıs’ında Burdur’a, oradan da 25 Ocak 1927’da Isparta’ya nakledilir, sonrasında ise “Ücra bir köşede, mahrumiyetler, kimsesizlik ve gurbet hayatı içinde kendi kendine ölür gider” düşüncesiyle dağlar arasında tenha bir yer olan Isparta vilâyetine bağlı Barla nahiyesine gönderilmeye karar veriliyor.”[12]

Bedîüzzamân Hazretleri hayatının Üçüncü Saîd devresi olan 1953 senesi yaz aylarında Emirdağ’ından Isparta’ya tekrar gelir. Isparta’da pek çok sadık talebeleri olur. Daha evvel gönderdiği mektuplarında Isparta’yı taşıyla, toprağıyla mübârek olarak tavsif eder. Risâle-i Nur’un zuhuru ve intişarıyla vücut bulan mânevî hayatının idamesine en kuvvetli medâr Isparta olduğunu beyan buyurur. Filhakika, Isparta, Bedîüzzamân’ın bu iltifatına lâyık olduğunu uzun senelerdeki hâdiselerin şehadetiyle ispat etmiş ve göstermiştir. Çünkü Risâle-i Nur’un birinci medresesi ve te’lif yeri olan Barla, Isparta’nın bir nahiyesidir. Risâle-i Nur’un büyük mecmuaları burada te’lif edilmiştir. Bu cihetledir ki Bedîüzzamân Hazretleri Isparta topraklarına çok ehemmiyet vermiş ve eserlerinde Isparta ile ilgili açıklamalarda bulunmuştur. Çünkü “Isparta Vilâyeti, sekiz seneden beri Risâle-i Nur’un müellifini sînesinde saklamıştı ve Barla gibi şirin bir nâhiyesinde, Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve keremiyle muhâfaza etmişti. Bu müddet zarfında yavaş yavaş intişâr eden Risâle-i Nur’dan, Isparta’da binler âdem, îmânlarını takviye ettiler. Bilhâssa gençler pek çok istifâde ve istifâza ettiler.”[13]

Bedîüzzamân Hazretleri eserlerinde epey tahşidâd yaptığı Isparta ile ilgili bir mektubunda da şunları yazmıştır: ”Aziz kardeşlerim, Ben, sizin yüzünüzden Isparta’yı ve havâlisini taşıyla, toprağıyla seviyorum. Hattâ diyorum ve resmen de diyeceğim: Isparta hükümeti bana ceza verse, başka bir vilâyet beni beraet ettirse, yine burayı tercih ederim. Evet, ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum; fakat kanâatım var ki, İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Saîd’in aslı buradan gitmiş. Hem Isparta vilâyeti öyle hakikî kardeşleri bana vermiş ki; değil Abdülmecid ve Abdurrahman, belki Saîd’i onların herbirisine maalmemnuniye feda eylerim.”[14] Burada da geçtiği gibi Bedîüzzaman Hazretleri farklı bir noktaya ve hakîkate işaret etmektedir. Bir başka eserinde ise “İki asker, kemâl-i sevinçle, gayet dostâne, “Sen Ispartalısın, bizim hemşehrimizsin.”derler. Üstâd da; Ben de dedim: “Maaliftihâr, her cihetle Ispartalıyım. Isparta taşıyla, toprağıyla benim nazarımda mübarektir, benim vatanımdır ve herbiri yüze mukâbil, yüzer ve binler hakikî kardeşlerimin meskat-ı re’sleridir.” Evet, bu havaliye gelen Ispartalılar asker olsun, başkalar olsun, ekseriyet-i mutlakayla beni hemşehri biliyorlar. Hangisi benimle görüşüyor, “Sen Ispartalı mısın?”
Ben de diyorum: “Maaliftihâr, ben Ispartalıyım.” Ve Isparta’da o kadar hakikî kardeşlerim ve akariblerim var ki, meskat-ı re’sim(doğum yerim) olan Nurs karyesine pek çok cihetlerle tercih ediyorum. Ve büyük Isparta’nın bir küçük evlâdı hükmünde olan İspârit nahiyemize, büyük Isparta’nın birtek köyünü tercih ediyorum. O kadar hâlis, kahraman kardeşleri bana veren Isparta, taşı da, toprağı da bana ve belki Anadolu’ya mübarek olmuş. İnşâallah hem Anadolu’ya hem âlem-i İslâma neşrettikleri Nur tohumları birer rahmete mazhar olur, sümbül verir. Hem gıda, hem ziya, hem deva olup mânevî galâ ve veba ve zulmü ve zulmeti dağıtır.”[15] denilmektedir. Bu mektupta da Bedîüzzaman’ın Isparta ile ilgili hassasiyetini ve ısrarını te’yîd ettiğini görüyoruz.

Yine On Üçüncü Şua’da “Evet, ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum; fakat kanaatim var ki, İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Saîd’in aslı buradan gitmiş.”[16] diyerek kendisinin üç cihetle Ispartalı olduğunu söylüyor. Özellikle “İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Saîd’in aslı buradan gitmiş” cümlesi çok manidârdır.[17]

“Benim vatan-ı aslim Isparta’ymış”

Mehmet Sözer(Tenekeci Mehmet Efendi) Anlatıyor:

“Üstad’dan dinlemiştim, buyurmuştu ki: “Bana vaktiyle mânen, ‘sen Isparta’ya git’ denilmişti. İspârit namında bizim nahiyemiz vardı. Ben orası zannetmiştim. Yanlış anlamışım. İspârit nahiyesi zannetmiştim. Benim vatan-ı aslim, bu Isparta’daymış.”[18]

Târihî süreç içinde Isparta ve İspârit bağlantısı

Bedîüzzamân Hazretleri niçin “Ben aslen Ispartalıyım” diyor? Bu sözlerini eserlerine alarak talebelerine hangi mesajları vermek istiyor? Kendisinin “Tarîhçe ispat edemiyorum.” dediği Ispartalı oluşunu nazarlara sunmasının hikmeti nedir? “İspârit nahiyesinde dünyaya gelen Saîd’in aslı buradan gitmiş” derken hangi noktaya dikkat çekmeye çalışıyor? Acaba tarihte İspârit ve Isparta arasında nasıl bir bağlantı vardır?

“Ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum, fakat kanaatim var ki, İsparit nahiyesinde dünyaya gelen Saîd’in aslı buradan gitmiş.” Bediüzzaman’ın bu sözlerle de dile getirdiği gibi Isparta’yı memleket addedişi, aidiyet hissiyle söylenmiş bir taltif ifadesi değil, asırlar önce yaşanmış bazı tarihî hadiselerin tesbitidir. (…) İsparit’te doğup büyümesine rağmen, hayatının en verimli yıllarını Isparta’da geçiren Saîd Nursî “Muhtemeldir ki, o küçük Isparta’nın aslı, bu büyük Isparta’dan gitmiş. Benim vatan-ı aslim, o Isparta olmak caizdir” diyerek o tarihî gerçeğe işaret etmiş.”[19]

Târîhî süreç içerisinde yaşanan göç hadiseleri incelediğinde Bedîüzzaman Hazretleri’nin atalarının Isparta’dan Bitlis’e göç etmiş olması ve aslen ve neslen Ispartalı olması uzak bir ihtimal değildir. Bu konuda Mufassal Tarîhçe-i Hayat’ta şu açıklamalar yer almaktadır. Üstâd’ın “Benim vatan-ı aslîm o Isparta olmak câizdir.” ifadesi için birkaç ihtimal açıklanır.

Bunlardan birincisi: “Türkler Anadolu’yu vatan ittihaz ettikten sonra, Anadolu’nun her tarafına yayıldıkları gibi, Isparta vilayetinin de yaylalarına yerleşen Türkmen ve Yörük aşiretlerinden birisi, Isparta’dan herhangi bir sebepten dolayı, ayrılıp gelip, Hizan yaylalarından biri olan mezkûr bölgeye yerleşmesi ve “Isparta” ismini de beraber getirip yerleştikleri bu bölgeye takmış olmaları… Sonra mürur-u zamanla “Isparta” ismi telaffuzda “İspârit” veya “İspairt” şekline dönüştüğü gibi, bu bölgeye yerleşen o Türkmen Yörük aşireti de, zamanla çevrenin tamamı Kürd olması yüzünden dillerini unutarak Kürtleştikleri ihtimalidir.”[20]

İkincisi; Kamus-ül-A’lam sahibi Şemseddin Sami Bey’in verdiği bilgilere göre: “Miladdan önce beşinci asırda, bir ara İsparta[21] hükümeti, Yunanistan’ı ve adaları zabt etmeleri üzerine; İranlılar Atinalılarla gizli işbirliği yaparak onları Ispartalılar aleyhine teşvik ettiği sırada, İspartalılar erken davranarak İranlılarla bir anlaşma cihetine gittiler. Adalar ve Anadolu sahillerindeki müstemlekelerini İranlılara bıraktılar. Kendileri yalnız Yunan ile iktifa ettiler. Bilâhare Büyük İskender’in hurucuyla, hem Yunanistan’ı hem de buraları ele geçirerek İranlıları kovdu. ”[22]

Bu bilgilerin ışığında denilebilir ki; İranlılar buraları müstemlekelerine aldıkları sırada, o zaman İran hâkimiyetinde olan Şark vilâyetinden bazı aşiretleri de beraber getirip, İsparta etrafına yerleştirmiş olması, bilâhare İskender’in buraları zabtetmesiyle, İranlılarla birlikte gelen aşiretler tekrar eski vatanlarına rücû’ etmeleri ihtimal dahilinde olabilir. İsparta’dan ric’at eden bu aşiretlerin, döndüklerinde, İsparta ismini de beraber getirip, yaşadıkları bölgeye takmış olmaları ve zamanla “İsparta” isminin, telâffuzda “İspairt” veya “İsparit” şekline dönüşmüş olması muhtemeldir.”[23]

Üçüncü ihtimal: Türkler Anadolu’yu fethedip fevc-fevc Batı’ya doğru akıp giderlerken, onlara kâtılan Şarklı bazı Kürd Müslüman aşiretleri de Türklerle beraber İsparta’ya kadar gelip, bir müddet burada kaldıktan sonra, tekrar eski vatanlarına avdet etme ihtimali.. ayrıca “Hülasat-ül Tarih”[24] namında bir kitabın nakl ettiğine göre: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Şark vilâyetlerinden bazı aşiretlerin Anadolu’nun muhtelif yerlerine, mesela Yozgat, Tokat, Ankara, Eskişehir vesaire vilayetlerine yerleştirildiği nazar-ı itibara alınma ihtimali.. Ve ayrıca, daha sonraları Rus’un 93 Harbi gibi bazı mecburi hicretlerin yapıldığı, harp belâsının sükûnetiyle de % 90 muhacirlerin eski yurdlarına avdet ettiği gerçeği ile, olabilir ki: Isparta civarına yerleşen bir Şark aşireti, bilâhare memleketlerine dönüşünde “İsparit” veya “İspairt” ismini Isparta isminden telâffuzda tahrif ettirerek yaşadıkları bölgeye takmış olma ihtimali de uzak değildir…[25]

Abdülbâkî Çimiç

bkicimic@hotmail.com


[1] Abdülkadir Badıllı; Bediüzzaman Said-i Nursi, Mufassal Tarihçe-i Hayatı, İttihad Yayınları, 1998, s. 69

[2] http://www.yeniasya.com.tr/2008/03/29/dizi/default.htm

[3] Sevan Nişanyan; ispayert, http://nisanyanmap.com/?lv=2&y=%C4%B0spayert&t=&srt=x&u=1&ua=0 (Erişim Târîhi: 11.11.2017).

[4] Tahir Sezen; T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayın Nu:21 Osmanlı Yer Adları (Alfabetik Sırayla) Ankara – 2006.   

[5] Dr. Mehmet İnbaşı; XVIII. Yüzyılda Bitlis Sancağı ve İdarecileri, A. Ü. Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 33 Erzurum 2007 s.248.

[6] Mehmed Nasrullah, Mehmed Rüşdi, Mehmed Eşref; Bitlis Vilâyeti, Memalik-i Mahruse-i Şahaneye Mahsus Mukemmel ve Mufassal Atlas (1907), https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Bitlis_Vilayet_%E2%80%94_Memalik-i_Mahruse-i_Shahane-ye_Mahsus_Mukemmel_ve_Mufassal_Atlas_(1907).jpg

[7] Sadık Albayrak; Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye –İkinci Baskı- Yeni Asya Yayınları, Şubat 1973, s.214. 

[8] Abdülkadir Badıllı; Bediüzzaman Said-i Nursi, Mufassal Tarihçe-i Hayatı, İttihad Yayınları, 1998, s. 69. 

[9] Kastamonu Lahikası, s.292

[10] Şualar, s.478

[11] BTBSN(Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi)

[12] Tarihçe-i Hayat, s.238

[13] Sikke-i Tasdik-i Gaybi1.Parça: Güzel mektuplar ve parlak fıkra Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 17

[14] Şualar, s. 295

[15] Kastamonu Lahikası, s.254

[16] Şualar, s.295

[17] Isparta ve İsparit üzerine ayrı bir araştırma yapmak gerekiyor.

[18] Son Şahitler 2.Cild s. 15

[19] İslâm Yaşar’ın “Nur Menzilleri” kitabından alınmıştır.

[20] Mufassal Tarihçe-i Hayat, Badıllı Abdülkadir,1988 basım, Cilt:1,s:64,65

[21] Kamus-ül-A’lam Ş.Sami c.2, Sh.856

[22] Isparta Hükümeti o tarihlerde “More” adalarında idi. Şimdiki Isparta Vilayeti de, o zaman Yunancada “Eysbarita” idi. Ve Anadolu sahillerinendi.

[23] Mufassal Tarihçe-i Hayat, Badıllı Abdülkadir,1988 basım, Cilt:1,s:66

[24] Bu eser, Irak eski Iktisat Bakanlarından M.Emin Zeki’nindir

[25] Mufassal Tarihçe-i Hayat, Badıllı Abdülkadir,1998 basım, Cilt:1,s.64,65,66

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir